Yazın Son Deminde: Bir Kadının Hayata Tutunma Mücadelesi

“Senin için ne zaman yaşayacağım anne?” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Annem şaşkınlıkla bana bakarken, elindeki çay bardağı titredi. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şeyin patladığını hissettim. Yıllarca herkesin iyiliği için susmuş, kendi isteklerimi bir kenara atmıştım. Ama artık elli yaşındaydım ve hayatımın sonbaharında, kendi yolumu çizmek istiyordum.

Küçük bir Anadolu kasabasında doğup büyüdüm. Adım Gülseren. Babam, kasabanın tek matbaasında çalışırdı; annem ise evin direğiydi. Ben de babamın izinden gidip matbaada çalışmaya başladım. Orada her köşeyi, her makineyi tanırdım. Mürekkep kokusu ciğerlerime işlerdi; o koku bana hayatı hatırlatırdı. Yıllar geçti, evlendim. Kocam Mahir’le iki kızımız oldu: Elif ve Zeynep. Onları büyütmek için gecemi gündüzüme kattım. Mahir’in işleri iyi gitmediği zamanlarda bile, matbaadaki işimi hiç bırakmadım.

Ama zamanla matbaa da değişti. Dijitalleşme geldi; işler azaldı. Patronumuz Cemal Bey, “Gülseren abla, sen olmasan burası çoktan kapanırdı,” derdi ama ben de biliyordum ki artık eski günler geride kalmıştı. Kızlar büyüdü, üniversiteyi kazandılar ve İstanbul’a gittiler. Evde Mahir’le baş başa kaldık. O ise kendi dünyasına çekilmişti; akşamları televizyonun karşısında sessizce oturur, bana neredeyse hiç dokunmazdı.

Bir gün matbaada işler iyice kötüleşti. Cemal Bey beni odasına çağırdı. “Gülseren abla, seni işten çıkarmak istemiyorum ama maaşları ödeyemiyorum artık,” dedi gözleri dolarak. O an dünyam başıma yıkıldı. Eve dönerken ayaklarım geri geri gidiyordu. Anneme uğradım; o her zamanki gibi bana çay koydu, “Kızım, üzülme. Allah büyüktür,” dedi ama ben artık bu tesellilere inanmıyordum.

O gece Mahir’e işten çıkarıldığımı söyledim. “Ne yapalım Gülseren? Herkesin başına geliyor,” dedi umursamazca. İçimde bir öfke kabardı. Yıllarca onun için çalışmıştım; şimdi ise tek bir teselli bile bulamıyordum.

Ertesi sabah Elif aradı. “Anne, iyi misin?” dedi sesindeki endişeyle. Ona güçlü görünmeye çalıştım ama sesim titredi: “İyiyim kızım.” Elif hemen anladı; “İstanbul’a gelsene birkaç günlüğüne,” dedi. Zeynep de telefona girdi: “Anne, belki burada yeni bir iş bulursun.”

İçimde bir umut kıpırdadı ama Mahir’in tepkisinden korkuyordum. Akşam yemeğinde konuyu açtım: “Kızlar beni İstanbul’a çağırıyor.” Mahir kaşığını tabağa bıraktı: “Ne işin var orada? Burası senin yerin.”

O an içimdeki zincirler koptu. “Benim yerim neresi Mahir? Yıllarca herkes için yaşadım; şimdi bir kez olsun kendim için bir şey yapmak istiyorum!” dedim gözlerim dolarak.

Mahir sustu, yüzünü çevirdi. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin evine gittim; ona her şeyi anlattım. Annem sessizce dinledi, sonra ellerimi tuttu: “Kızım, hayat kısa… Senin de mutlu olmaya hakkın var.”

Ertesi gün valizimi topladım ve otobüse bindim. Yol boyunca çocukluğumu, gençliğimi düşündüm. İstanbul’a vardığımda Elif ve Zeynep beni sarılarak karşıladı. Onların yanında kendimi yeniden genç hissettim.

İstanbul’da iş aramaya başladım ama kolay değildi. Yaşımı duyan herkes yüzünü ekşitiyordu. Bir gün Elif’in çalıştığı yayınevinde temizlik görevlisi arandığını duydum. Hiç düşünmeden başvurdum; ilk günümde eski matbaa günlerimi hatırladım ama bu kez ellerim kitaplara değiyordu.

Bir akşam yayınevinde geç saatlere kadar kaldım; müdürümüz Ayşe Hanım yanıma geldi: “Gülseren Hanım, sizin gibi titiz birini bulmak zor,” dedi gülümseyerek. O an içimde bir gurur hissettim.

Ama Mahir’den gelen telefonlar huzurumu kaçırıyordu: “Ne zaman döneceksin? Herkes konuşuyor burada!” Kasabada kadınların kendi başına şehirde yaşaması hâlâ ayıptı.

Bir akşam annem aradı: “Kızım, baban hasta oldu,” dedi ağlamaklı bir sesle. O an İstanbul’daki hayatımı bırakıp kasabaya dönmek zorunda kaldım.

Babam hastanede yatarken annemle birlikte başında bekledik. Mahir ise hâlâ bana kırgındı; konuşmuyordu bile. Kasabada herkes fısıldaşıyordu: “Gülseren şehirde ne yaptı acaba?”

Babam iyileştiğinde annemle uzun uzun konuştuk: “Kızım, herkes konuşur… Ama sen kendi yolunu çizmelisin.”

O gece pencereden dışarı bakarken gözyaşlarımı tutamadım. Hayat bana kolay davranmamıştı ama ben de pes etmemiştim.

Şimdi kasabada yeniden iş arıyorum; belki yine matbaada çalışırım ya da başka bir yerde… Ama artık biliyorum ki hayat benim cesaretim kadar geniş.

Siz hiç kendi mutluluğunuz için her şeyi geride bırakmayı göze aldınız mı? Yoksa hep başkalarının beklentileriyle mi yaşadınız?