Bir Ziyaretin Ardındaki Yara: Aile Yardımı Gerçekten Yardım mı?

“Anne, anne! Anneanneme gidelim mi bugün?” Efe’nin sesi, sabahın mahmurluğunu bir anda dağıttı. Yatağımda doğrulurken, gözlerimi ovuşturdum. Efe, pijamalarıyla kapının önünde heyecanla zıplıyordu. “Anneannem bana kek yapar mı yine?”

Bir an duraksadım. İçimde bir şeyler sıkıştı. Efe’nin gözlerindeki o saf mutluluğu kıramazdım ama annemle aramızdaki görünmez duvarı da biliyordum. “Bakarız oğlum,” dedim, sesim titrek çıktı. “Önce arayalım, evdeler miymiş.”

Telefonu elime aldım, annemi aradım. Açtı, sesi her zamanki gibi mesafeli: “Alo?”

“Anne, Efe seni çok özlemiş. Bugün sana gelmek istiyoruz.”

Bir sessizlik. Sonra, “Bugün biraz işim var ama gelin bakalım. Efe için kek de yaparım.”

Telefonu kapattığımda içimde bir huzursuzluk vardı. Efe ise sevinçle odasına koştu, oyuncaklarını toplamaya başladı. Onun heyecanı bana güç verdi, hazırlanıp evden çıktık.

Yolda Efe sürekli konuşuyordu: “Anneannem bana masal anlatır mı? Dedemle bahçede oynar mıyız?”

“Bilmiyorum oğlum,” dedim, “Ama birlikte güzel vakit geçireceğiz.”

Annemlerin apartmanına vardığımızda, kapıyı annem açtı. Yüzünde yorgun bir gülümseme vardı. Efe hemen boynuna atladı: “Anneanne!”

Annem Efe’yi öptü, bana ise sadece başıyla selam verdi. İçeri girdik. Salonda babam gazetesini okuyordu, başını kaldırıp kısa bir “Hoş geldiniz,” dedi.

Efe hemen dedesinin yanına koştu: “Dede, hadi bahçeye çıkalım!”

Babam gözlüğünü çıkardı: “Şimdi olmaz oğlum, birazdan çıkarız.”

Annem mutfağa geçti, ben de peşinden gittim. Tezgâhta kek malzemelerini hazırlıyordu. Sessizce yardım etmeye başladım.

Bir süre sonra annem konuştu: “Bak kızım, her hafta geliyorsunuz ama ben de yoruluyorum. Efe’yi seviyorum ama yaşlandık artık.”

İçimde bir şeyler kırıldı. “Anne, ben de çalışıyorum. Bazen desteğe ihtiyacım oluyor.”

Annem kaşlarını çattı: “Biz de zamanında çocuk büyüttük. Kimseye yük olmadık.”

Sustum. O an mutfakta havada asılı kalan kelimeler vardı; yıllardır söylenmeyen, içimize attığımız her şey.

Efe’nin sesi salondan geldi: “Anne! Dedemle bahçeye çıkıyoruz!”

Gözlerim doldu ama Efe görmesin diye yüzümü çevirdim. Annem kek kalıbını tezgâha koyarken iç çekti: “Bak kızım, ben sana yardım ediyorum ama bu işin bir sınırı olmalı.”

O an yıllardır içimde biriken kırgınlıklar patladı: “Anne, yardım dediğin şey neden hep bir lütuf gibi sunuluyor? Ben senin kızınım, Efe de torunun! Birlikte olmak neden bu kadar zor?”

Annem sustu. Göz göze geldik. Onun da gözleri dolmuştu ama gururundan belli etmedi.

Kek pişerken salona geçtim. Babam Efe’ye çiçekleri gösteriyordu. Bir an için huzurlu göründüler ama biliyordum ki bu huzur geçiciydi.

Kek hazır olunca hep birlikte sofraya oturduk. Annem Efe’ye koca bir dilim verdi, bana ise küçük bir parça koydu. Sanki aramızdaki mesafe tabakta da kendini gösteriyordu.

Yemekten sonra Efe uyuyakaldı. Annemle baş başa kaldık. Sessizlik ağırdı.

“Anne,” dedim yavaşça, “Ben yalnız hissediyorum kendimi. Herkesin ailesi birbirine destek olurken biz neden böyleyiz?”

Annem gözlerini kaçırdı: “Sen küçükken baban çok çalışırdı. Ben de tek başıma uğraştım her şeyle. Kimseye güvenemedim… Şimdi de alışamadım belki.”

İçimde ona karşı hem öfke hem de acıma vardı. Hep güçlü olmaya çalışmıştı ama bu güç bizi birbirimizden uzaklaştırmıştı.

Efe uyanınca toparlandık, vedalaştık. Annem kapıda Efe’yi öptü, bana ise yine mesafeli bir sarılma…

Eve dönerken Efe arka koltukta uyudu. Ben ise gözyaşlarımı tutamadım.

Kendi kendime sordum: Biz aile miyiz yoksa sadece birbirimize mecbur muyuz? Yardım dediğimiz şey gerçekten yardım mı, yoksa karşılıklı bir yük mü? Sizce aile olmak ne demek?