Beklenmedik Bir Evlilik: Alışveriş Çantalarının Ardında Saklanan Hayatlar

“Yeter artık! Benimle ilgilenmek bu kadar mı zor?” diye bağırdım, alışveriş merkezinin kalabalığında yankılanan sesimle. Elimdeki poşetler neredeyse yere düşecekti. Topuğum kırılmıştı, sağ ayağım acıdan zonkluyordu. İnsanlar bana tuhaf tuhaf bakarken, annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, bu Emre’den sana hayır gelmez. Bir adam dediğin, kadınının yükünü taşır!”

O an, telefonum titredi. Emre’den bir mesaj: “Kusura bakma Sevda, arabam hâlâ serviste. Taksiyle gelmen gerekecek.” İçimden bir küfür savurdum. Yedi yıllık sevgilimin hâlâ bir arabası yoktu ve ben, 29 yaşında, hâlâ annemle babamın evinde yaşıyordum. İstanbul’da hayat pahalıydı, evlenmek ise neredeyse imkânsızdı. Ama annem her fırsatta “Kız kısmı evde kalmaz!” diye söyleniyordu.

Taksi uygulamasını açtım, şansıma araç hemen bulundu. Koşarak yürüyen merdivenlere yöneldim, ama topuğumun kırık olduğunu unutmuşum. Bir anda dengemi kaybedip yere kapaklandım. Poşetlerim etrafa saçıldı. Yanımdan geçen genç bir kadın bana acıyarak baktı, “İyi misiniz?” diye sordu. Gözlerim doldu, ama ağlamamak için kendimi zor tuttum.

Taksiye bindiğimde ellerim titriyordu. Şoför, “Ablacım, nereye?” diye sordu. “Kadıköy,” dedim kısık bir sesle. Camdan dışarı bakarken çocukluğumun geçtiği sokakları izledim. Annemle babamın kavgası, ablamın erken yaşta yaptığı mutsuz evlilik gözümün önüne geldi. Ben de aynı hatayı mı yapacaktım?

Eve vardığımda annem kapıda bekliyordu. Yüzünde o tanıdık endişe vardı. “Ne oldu sana böyle? Yine mi Emre yüzünden?”

“Anne, lütfen… Bugünlük susar mısın?” dedim ve odama kapandım.

Gece boyunca uyuyamadım. Emre’yi düşündüm; iyi bir insandı, ama hayalleri yoktu. Hep günü kurtarmaya çalışıyordu. Ben ise kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Ama ailemin baskısı, toplumun beklentileri… Herkes benden evlenmemi bekliyordu.

Ertesi gün Emre ile buluştuk. Moda’da bir kafede oturduk. O her zamanki gibi sessizdi.

“Emre, biz nereye gidiyoruz?” dedim.

Bana şaşkınlıkla baktı. “Ne demek istiyorsun?”

“Yedi yıldır beraberiz. Annemler sürekli soruyor. Seninle bir gelecek kurabilecek miyiz?”

Başını öne eğdi. “Sevda, biliyorsun iş bulmak kolay değil. Maaşım yetmiyor. Ev kiraları uçmuş…”

Gözlerim doldu. “Ama ben de yoruldum Emre! Herkes bana ‘Evde kaldın’ diyor. Seninle bir gelecek kuramayacaksam neden bekliyorum?”

O an gözlerinde bir korku gördüm. “İstersen hemen evlenelim,” dedi aniden.

Şaşırdım. “Nasıl yani? Hazır değiliz ki…”

“Ben de değilim ama seni kaybetmek istemiyorum.”

O gece eve döndüğümde annem beni bekliyordu.

“Ne oldu? Emre ne dedi?”

“Evlenelim dedi.”

Annemin gözleri parladı. “Bak işte! Nihayet akıllandı çocuk.”

Babam ise sessizce gazetesini okudu. Onun için önemli olan aile şerefi ve mahalle baskısıydı.

Düğün hazırlıkları başladı. Her şey o kadar hızlı gelişti ki ne hissettiğimi anlamadım bile. Annem çeyiz hazırladı, ablam eski gelinliğini bana vermek istedi. Ben ise içimde büyüyen boşluğu kimseye anlatamadım.

Bir gece ablamla mutfakta otururken ona sordum:

“Sen mutlu musun?”

Ablam bir süre sustu, sonra gözleri doldu.

“Mutluluk nedir ki Sevda? Bazen sadece alışıyorsun.”

O an içimde bir şeyler koptu. Ben de alışacak mıydım? Hayallerimi unutup sırf toplum istedi diye mi evlenecektim?

Düğün günü geldi çattı. Kuaförde saçımı yaptırırken aynada kendime baktım; gözlerimdeki hüzün her şeyden daha belirgindi.

Nikâh salonunda herkes gülüyordu ama ben titriyordum. Emre elimi tuttu, “Hazır mısın?” diye sordu.

Başımı salladım ama içimden bir ses hayır diyordu.

Nikâh memuru sordu: “Sevda Yılmaz, hiçbir baskı altında kalmadan Emre Kaya ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”

Bir an sustum… Herkes bana bakıyordu.

Sonunda dudaklarımdan şu kelime döküldü: “Evet.”

Alkışlar arasında içimdeki fırtına dinmedi.

Düğünden sonra evimize taşındık; küçük bir apartman dairesi, eski eşyalar… Emre işten yorgun geliyordu, ben ise iş arıyordum ama bulamıyordum.

Bir akşam Emre ile tartıştık:

“Sevda, neden hep mutsuzsun?”

“Çünkü kendimi kaybettim Emre! Ne istediğimi bilmiyorum artık.”

O da sustu; aramızdaki mesafe her geçen gün arttı.

Aylar geçti… Annem aradı: “Kızım hamile misin?”

Değildim… Ama herkes benden çocuk bekliyordu şimdi de.

Bir gece pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum:

“Hayat bu mu olmalıydı? Kendi isteklerimizi hiçe sayıp sadece başkalarını mutlu etmek için mi yaşıyoruz?”

Belki de en büyük cesaret kendi yolunu seçmekti… Ama ben bunu yapamadım.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Toplumun beklentilerine boyun eğer miydiniz, yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?