Valizim ve Annemin Son Sözü: Bir Türk Ailesinin Kırık Hikayesi

“Defol git! Sakın bir daha bu kapıdan içeri adımını atma!”

Annemin sesi, apartman boşluğunda yankılandı. Elimdeki eski valizin sapı avucuma acı verecek kadar sıkıydı. Gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım. Yirmi iki yaşındaydım; çocuk değildim artık. Annem, bana son kez bakıp tükürdü adeta: “Senin gibi bir kızım yok benim!”

O an, içimde bir şeyler koptu. Sanki kalbimden bir parça eksildi. Kapıyı arkamdan çekip çıktım. Merdivenleri inerken, annemin bana yıllardır yüklediği utanç ve korku, valizimden daha ağırdı. Apartmanın önünde bekleyen Serkan’a yaklaştım. O, arabasının kapısını açarken gözlerinde endişe vardı.

“Emin misin?” dedi fısıltıyla.

Başımı salladım. Emin miydim? Bilmiyordum. Ama artık geri dönemezdim. Annemin son sözü, kulağımda çınlıyordu: “Sakın geri dönme!”

Serkan’la evlenmek istiyordum. Onun yanında huzur bulacağımı sanıyordum. Ama annem, Serkan’ı hiçbir zaman kabullenmedi. “O çocuk sana göre değil,” derdi hep. “Ailesi fakir, işi gücü belli değil.” Oysa ben Serkan’ın yanında kendimi özgür hissediyordum. Annemin evinde ise her gün yeni bir baskı, yeni bir hakaret…

Arabaya bindik. Serkan elimi tuttu. “Her şey güzel olacak,” dedi. Ama gözlerinde dehşet vardı; o da biliyordu ki hiçbir şey kolay olmayacaktı.

İlk günler umut doluydu. Küçük bir ev tuttuk; eşyalarımız ikinci eldi ama mutluyduk. Annemden hiç haber almadım. Babam ise zaten yıllar önce başka bir kadına gitmişti; onun için ben yoktum.

Bir sabah Serkan işten kovuldu. Patronu maaşları ödeyemediğini söylemişti. O günden sonra evde huzur kalmadı. Serkan’ın öfkesi arttı, ben ise her gün biraz daha yalnızlaştım.

Bir gece, mutfakta bulaşık yıkarken Serkan içeri girdi:

“Senin yüzünden bu haldeyiz!” diye bağırdı.

Şaşırdım. “Ben ne yaptım?”

“Annenin laneti tuttu işte! Seninle evlendiğimden beri başıma gelmeyen kalmadı!”

O an, annemin sesi tekrar kulaklarımda yankılandı: “Sakın geri dönme!”

Geceleri uykusuz geçirmeye başladım. Kendi kendime soruyordum: Ben yanlış mı yaptım? Annemi dinlemeli miydim? Ama annem bana hiç sevgi göstermemişti ki… Hep başkalarının kızlarını örnek gösterirdi: “Bak Ayşe’nin kızı üniversiteyi kazandı, bak Fatma’nın kızı nişanlandı…” Ben ise ne yapsam eksik, ne yapsam yanlış.

Bir gün markette eski komşumuz Şengül Abla’yla karşılaştım. Beni baştan aşağı süzdü:

“Annen seni sorup duruyor,” dedi alaycı bir gülümsemeyle.

İçimden bir şeyler koptu yine. Annem beni merak ediyor muydu gerçekten? Yoksa sadece mahalleye laf gelmesin diye mi soruyordu?

Eve döndüğümde Serkan yine işsizdi ve morali bozuktu. Akşam yemeğinde sessizlik vardı. Birden Serkan tabağını masaya fırlattı:

“Bıktım bu hayattan! Seninle evlenince her şey düzelecek sandım ama daha beter oldu!”

O gece ilk kez düşündüm: Belki de annem haklıydı… Belki de ben gerçekten hiçbir şeyi başaramayacaktım.

Aylar geçti. Serkan’ın öfkesi arttıkça ben küçüldüm, içime kapandım. Bir sabah aynada kendime baktığımda tanıyamadım kendimi: Gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı.

Bir gün kapımız çaldı. Açtığımda karşımda annemi buldum. Yüzü asık, gözleri yaşlıydı.

“Geri dönmek istiyor musun?” dedi sessizce.

Donup kaldım. Ne cevap vereceğimi bilemedim.

“Biliyorum, hata ettim,” dedi annem titrek bir sesle. “Ama sen de hata ettin… Biz Türk anneleri bazen sevgimizi yanlış gösteririz.”

O an ağlamaya başladım. Annem beni kucakladı; yıllardır ilk kez sarıldık birbirimize.

Ama içimde bir boşluk vardı hâlâ. Ne annemin evinde ne de Serkan’ın yanında tam anlamıyla mutlu olamamıştım.

O gece pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: Bir kadın olarak kendi hayatımı seçme hakkım yok muydu? Annemin sevgisiyle Serkan’ın sevgisizliği arasında sıkışıp kalmak zorunda mıydım?

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizin beklentilerine boyun eğer miydiniz, yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?