Babamı Affetmek: Annemle Arama Giren Uçurum

“Senin için yok artık o adam, duydun mu? Yok!” Annemin sesi mutfağın fayanslarında yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, çocukluğumun bütün ağırlığı omuzlarıma çöktü. Annemle babamın boşanmasından tam yirmi yıl geçmişti ama o gün, sanki her şey yeniden başlıyordu.

On iki yaşındaydım, annem Gülseren Hanım ve babam Halil Bey’in kavgası evimizin duvarlarını delip komşulara kadar ulaşmıştı. Babam bir gece ansızın eşyalarını topladı, kapıyı çarptı ve gitti. O gidişin ardından annemle ben, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, eski bir apartman dairesinde hayata tutunmaya çalıştık. Annem gündüzleri temizlik işlerine gider, akşamları yorgun argın dönerdi. Ben ise okuldan sonra evde yalnız kalır, bazen pencereden babamın geri dönmesini hayal ederdim.

Babamın neden gittiğini hiç anlamadım. Annem hep “Bizi sattı, başka bir kadın için terk etti,” derdi. Ama ben hiçbir zaman emin olamadım. Babamdan gelen birkaç kartpostal dışında ondan haber alamadık. O kartpostalları annem bulduğunda yırtıp çöpe attı. “O adamdan sana hayır gelmez!” diye bağırdı. Ben ise gizlice çöpten topladığım parçaları birleştirip babamın yazdıklarını okumaya çalıştım.

Yıllar geçti, üniversiteyi kazandım, Ankara’ya taşındım. Annem yalnız kaldı ama bana hiç belli etmedi. Her telefon konuşmamızda “Sen oku oğlum, ben iyiyim,” derdi. Ama sesindeki kırgınlığı hep hissederdim. Üniversitede okurken babamdan bir e-posta aldım. “Oğlum, seni çok özledim. Yıllar geçti ama içimdeki pişmanlık hiç azalmadı,” yazıyordu. O an içimde bir şeyler kırıldı ama aynı zamanda bir umut filizlendi.

Annemden gizli babamla yazışmaya başladım. Babam Almanya’da bir fabrikada çalışıyordu, ikinci bir ailesi yoktu; yalnızdı. Bana hayatını anlatıyor, pişmanlıklarını paylaşıyordu. Her mesajında “Sana layık olamadım,” diyordu. İçimdeki öfke zamanla yerini meraka ve özleme bıraktı.

Üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’a döndüm. Annem yaşlanmıştı, saçlarına aklar düşmüştü. Bir gün cesaretimi toplayıp ona babamla görüştüğümü söyledim. O an annemin gözlerinde öyle bir hayal kırıklığı gördüm ki, kelimeler boğazımda düğümlendi.

“Sen de mi oğlum? Ben onca yıl seni tek başıma büyüttüm! O adamın adını bile anma bana!”

“Anne, ben sadece anlamak istiyorum… Belki de affetmek…”

“Affetmek mi? O adam bizi ortada bıraktı! Senin için her şeyi göze aldım ben! Şimdi sen de mi beni bırakıyorsun?”

O gece annem odasına kapanıp sabaha kadar ağladı. Ben ise salonda oturup kendi kendime sordum: Bir insan hem annesini hem babasını aynı anda sevebilir mi? Affetmek ihanete mi girer?

Aradan birkaç hafta geçti. Babam Türkiye’ye geleceğini söyledi. Onu görmek istiyordum ama anneme bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum. Sonunda kararımı verdim ve anneme açıkça söyledim:

“Anne, babamla buluşacağım.”

Annemin yüzü bembeyaz oldu. “Git o zaman! Ama döndüğünde bu evde yerin yok!” dedi.

O gün valizimi toplarken ellerim titriyordu. Kapıdan çıkarken annemin gözleri doluydu ama bana sırtını döndü.

Babamla Kadıköy’de bir kafede buluştuk. Yüzü yaşlanmış, gözleri mahzundu. İlk başta konuşamadık, sadece birbirimize baktık. Sonra babam ağlamaya başladı.

“Oğlum… Sana anlatacak çok şeyim var ama en çok da özür dilemek istiyorum.”

Ben de ağladım. İçimde yıllardır biriktirdiğim öfke, özlem ve merak gözyaşlarımla aktı gitti. Babam bana neden gittiğini anlattı: İşsiz kalmış, borç batağına saplanmış, annemin gururunu kırmamak için gitmişti. “Beceremedim oğlum… Sizi koruyamadım,” dedi.

O gün babamı affettim. Ama eve döndüğümde annem kapıyı açmadı. Günlerce aradım, mesaj attım; cevap vermedi. Komşulardan öğrendim ki hastalanmış, kimseyle konuşmuyormuş.

Bir gün cesaretimi toplayıp kapısına gittim. Kapıyı açtı ama yüzüme bakmadı.

“Anne… Lütfen… Ben seni bırakmadım.”

“Sen beni anlamadın oğlum… O adamı affederek beni cezalandırdın.”

O an anladım ki affetmek bazen yeni yaralar açabiliyor. Annemin gözlerinde yılların yorgunluğu ve yalnızlığı vardı. Ona sarılmak istedim ama izin vermedi.

Şimdi iki arada bir derede kaldım. Bir yanda yıllarca özlemini çektiğim babam, diğer yanda hayatını bana adayan annem… Hangisinin acısı daha ağır? Affetmek mi zor, yoksa affedilmemek mi?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir insan hem annesini hem babasını aynı anda sevebilir mi? Yoksa affetmek bazen ihanete mi dönüşür?