Ailenin Sessiz Kahramanı: Kimse Benim de Yorulabileceğimi Görmedi

“Yeter artık! Ben de insanım, ben de yoruluyorum!” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. Annem mutfakta elindeki çay bardağını hafifçe masaya bıraktı, gözleriyle bana bakmadan, “Ne oldu kızım, yine kimseyle geçinemiyor musun?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır ailemdeki herkesin yükünü sırtlanmıştım; abimle ablam kavga ettiğinde aralarındaki köprü ben olurdum, annem babama kızınca onu sakinleştiren yine bendim. Hatta eşim eve sinirli geldiğinde bile onun öfkesini yutkunarak karşılayan, çocukların yanında ortamı yumuşatan bendim. Ama kimse benim de bir gün tükenebileceğimi, içimdeki fırtınaları görmedi.

Geçen hafta ablam aradı, sesi titriyordu: “Zeynep, abimle konuşur musun? Yine bana kırılmış, anneme laf yetiştiriyor.” Telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldım. Oysa o gün iş yerinde patronum bana haksız yere bağırmıştı, eve dönerken metrobüste ayakta kalmıştım, çocuklar okuldan arayıp ödevleri için yardım istemişti. Kimse bana ‘Sen nasılsın?’ diye sormamıştı. Herkesin derdi bendeydi ama benim derdim kimdeydi?

Bir akşam eşim eve geldiğinde suratından düşen bin parça. Sofrayı hazırlamıştım, çocuklar televizyonun başında. “Ne oldu?” dedim, “Yine mi işte bir şeyler?” Omuz silkti. “Sen anlamazsın,” dedi. İçimden bir şeyler koptu. O an fark ettim ki yıllardır sadece dinleyen, anlayan, çözüm bulan bendim; ama kimse beni anlamıyordu.

Bir gece annemle telefonda konuşurken, “Kızım, baban yine beni anlamıyor,” dedi. Otomatik olarak “Anne, babamın huyu böyle, biliyorsun. Seni seviyor aslında,” dedim. Annem sustu. O an kendi sesimi duydum; ne kadar otomatikleşmişti cümlelerim. Sanki bir robot gibi herkesin duygusunu tamir ediyordum ama kendi duygularımı hiç onarmıyordum.

Bir pazar sabahı aile kahvaltısında abimle ablam yine tartışmaya başladı. Annem bana baktı; gözleriyle ‘hadi yine sen çöz’ dedi. İçimde bir öfke kabardı. “Neden hep ben?” dedim yüksek sesle. Herkes sustu. “Neden hep ben arabulucu oluyorum? Hiçbiriniz birbirinizi dinlemiyorsunuz, sonra gelip benden çözmemi bekliyorsunuz! Ben de insanım!”

Babam kaşlarını çattı: “Kızım, sen büyüksün ya, olgun davranıyorsun.”

Ablam gözlerini kaçırdı: “Sen olmasan biz dağılırız.”

O an gözlerim doldu. “Ama ben de dağılabilirim! Ben de yoruluyorum! Hiçbiriniz bunu görmüyor musunuz?”

O gün sofradan kalkıp odama kapandım. Ağladım. Yıllardır içime attığım her şey bir anda döküldü. O an anladım ki kendi sınırlarımı çizmezsem kimse benim sınırlarımı gözetmeyecek.

Ertesi gün eşime dedim ki: “Bak, ben de yoruluyorum. Seninle her şeyi konuşmak istiyorum ama bana da alan açmanı istiyorum.” Şaşırdı. İlk defa bu kadar net konuşuyordum.

Annem aradığında ona da söyledim: “Anneciğim, seni dinlemek isterim ama önce biraz kendime vakit ayırmam lazım.” Annem önce bozuldu ama sonra sustu.

Abime ve ablama mesaj attım: “Kendi aranızda konuşup çözmeye çalışın lütfen. Ben de biraz dinlenmek istiyorum.”

İlk başta herkes şaşırdı, hatta biraz kırıldı bana. Ama zamanla alıştılar. Ben de alıştım; ilk defa kendimi önceliklendirmeye başladım.

Bir akşam çocuklar yanıma gelip sarıldı: “Anne, bugün nasılsın?” dediler. Gözlerim doldu; yıllardır beklediğim soruydu bu.

Şimdi düşünüyorum da; neden hep kadınlar ailede arabulucu olmak zorunda? Neden bizim yorgunluğumuz görünmez oluyor? Sizce de artık biraz kendimizi düşünmenin zamanı gelmedi mi?