Bir Yabancının Kollarında Kaybolmak: Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı
“Neden bu kadar geç kaldın, Murat?” diye sordu Elif, gözleri yorgun ama sesi alışılmış bir soğuklukla. Cevap vermedim. Ceketimi askıya asarken, içimde biriken kelimeler boğazıma düğümlendi. O an, evimizin salonunda yankılanan sessizlik, yıllardır aramızda büyüyen görünmez duvarı bir kez daha hissettirdi bana.
Oysa bir zamanlar Elif’le her şeyimizi paylaşırdık. Üniversitede tanışmış, hayallerimizi birlikte kurmuştuk. Şimdi ise, iki çocuklu bir ailede, birbirine yabancı iki yetişkin gibi yaşıyorduk. O, gün boyu çocuklarla ilgileniyor, evin işlerini yetiştirmeye çalışıyor; ben ise işten eve döndüğümde sadece yorgunluğumu ve öfkemin tortusunu getiriyordum. Akşam yemeklerinde konuşacak bir şey bulamıyor, çoğu zaman televizyonun karşısında sessizce yemeğimizi yiyorduk.
Bir gece, yine geç saatte eve döndüğümde Elif’in gözleri dolu dolu bana bakıyordu. “Böyle devam edemeyiz Murat,” dedi titrek bir sesle. “Sanki aynı evde iki yabancıyız.”
O an ona sarılmak, her şeyi anlatmak istedim. Ama kelimelerim yoktu. Sadece başımı eğip odama çekildim. O gece uyuyamadım; tavanı izlerken içimdeki boşluk büyüdü de büyüdü.
İşte tam da bu dönemde, iş yerinde yeni başlayan Zeynep’le tanıştım. Zeynep’in gülüşü, konuşma tarzı, hayata bakışı… Her şey bana eski Murat’ı hatırlatıyordu. Onun yanında kendimi yeniden değerli hissettim. Bir gün öğle arasında birlikte kahve içerken, Zeynep bana “Senin gözlerinde hep bir hüzün var,” dedi. O an içimdeki duvarlar çatladı sanki.
Günler geçtikçe Zeynep’le daha çok vakit geçirmeye başladım. Onunla konuşmak kolaydı; beni yargılamadan dinliyor, anlamaya çalışıyordu. Bir akşam iş çıkışı birlikte yürürken, elim istemsizce onun eline uzandı. O an her şey değişti. Vicdanımda bir fırtına koptu ama o dokunuşun sıcaklığına karşı koyamadım.
O gece eve döndüğümde Elif uyuyordu. Yanına uzandım ama aramızda kilometrelerce mesafe var gibiydi. Gözlerimi kapattığımda Zeynep’in gülüşü aklımdan gitmiyordu. Ertesi gün kendime kızdım; “Bu ben değilim,” dedim aynada kendime bakarken. Ama o yasak yakınlık, bana kaybettiğim heyecanı ve ilgiyi geri getirmişti.
Bir süre sonra Elif değiştiğimi fark etti. “Bir şey mi saklıyorsun benden?” diye sordu bir sabah kahvaltıda. Gözlerinin içine bakamadım. “Hayır,” dedim kısık bir sesle. Ama yalanımın ağırlığı omuzlarımı ezdi.
Zeynep’le olan ilişkim ilerledikçe suçluluk duygum arttı. Her akşam eve dönerken çocuklarımın gözlerine bakamıyordum artık. Elif’in bana olan güvenini paramparça ettiğimi biliyordum ama geri dönemiyordum da… Sanki bir girdabın içine çekilmiş gibiydim.
Bir gün Elif’in annesi hastalandı ve birkaç günlüğüne çocuklarla birlikte annesinin yanına gitti. Evde tek başıma kaldığım o gecelerde vicdanımla baş başa kaldım. Zeynep’le buluşmak için bahanem yoktu artık; sadece kendi iç sesimle yüzleşiyordum.
Elif döndüğünde yüzüme bakmadı bile. O an anladım ki, aramızdaki mesafe artık kapanamaz bir uçuruma dönüşmüştü. Bir akşam cesaretimi topladım ve her şeyi itiraf ettim.
“Elif… Sana yalan söyledim,” dedim titreyen bir sesle. “Seni aldattım.”
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü ama hiç bağırmadı, hiç öfkelenmedi. Sadece sessizce ağladı ve “Neden?” diye sordu.
O sorunun cevabını ben de bilmiyordum aslında. Yalnızlıktan mıydı, yoksa kaybettiğimiz sevgiyi başka birinde aramaktan mı? Belki de ikisi de…
O gece Elif çocukların odasında uyudu; ben ise sabaha kadar oturma odasında oturdum. Kafamın içinde binlerce soru dönüp durdu: Neden bu hale geldik? Nerede yanlış yaptık? Sevgi nasıl bu kadar kolay tükenebiliyor?
Ertesi sabah Elif valizini topladı ve çocukları alıp annesinin evine gitti. Ev bomboş kaldı; duvarlarda yankılanan tek şey pişmanlığım oldu.
Zeynep’le olan ilişkim de uzun sürmedi. O da vicdan azabına dayanamadı ve uzaklaştı benden. Sonunda elimde kalan sadece yalnızlığım ve pişmanlığım oldu.
Şimdi her gün işe gidip gelirken, yolda gördüğüm ailelere bakıyorum. Birbirine sarılan çiftleri gördükçe içimde bir sızı hissediyorum. Keşke zamanı geri alabilsem diyorum bazen… Ama hayat böyle bir şans vermiyor insana.
Belki de en büyük suçumuz, konuşmamaktı… Birbirimize yabancılaşırken susmayı seçtik; sorunlarımızı halının altına süpürdükçe aramızdaki mesafe büyüdü de büyüdü.
Şimdi size soruyorum: Sizce bir evlilikte en önemli şey nedir? Sevgi mi, sadakat mi, yoksa açıkça konuşabilmek mi? Ben hangisini kaybettim bilmiyorum… Ama bildiğim tek şey var: Sessizlik bazen ihanetten daha yıkıcı olabiliyor.