Bir Tabakta Sessizlik: Kayınvalidemin Evinde Açlıkla Sınanmak
“Saat sekiz buçukta kahvaltı hazır olacak, Zeynep. Geç kalırsan, sofrayı toplamış olurum.” Kayınvalidemin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Sanki kendi evimde değil de, bir askeri kışlada yaşıyordum. Oysa ben, üniversiteden yeni mezun olmuş, hayalleri olan bir kadındım. Evlenirken, eşim Murat’la yeni bir hayat kuracağımızı düşünmüştüm. Ama Murat’ın işsizliği ve İstanbul’daki kiraların ateş pahası olması yüzünden, onun ailesinin evine taşınmak zorunda kaldık.
İlk günlerde kendimi misafir gibi hissettim. Herkes güler yüzlüydü, sofralar kalabalıktı. Ama zaman geçtikçe, kayınvalidem Ayten Hanım’ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Her şeyin bir saati, bir kuralı vardı. Sabah kahvaltısı sekiz buçukta, öğle yemeği tam on ikide, akşam yemeği ise altıda yenirdi. Sofraya geç kalırsan, yemek yoktu. Bir gün Murat’la dışarıda iş görüşmesinden geç döndük ve eve geldiğimizde sofrayı toplamıştı bile. “Kendi düzeniniz varsa, kendi evinizde yaşayın,” dedi gözlerimin içine bakarak.
O gece aç yattım. Murat ise annesine karşı çıkmaya cesaret edemedi. “Boş ver Zeynep, sabah yeriz,” dedi ama ben sabaha kadar gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Annemle telefonda konuşurken bile sesimi alçaltmak zorunda kalıyordum; çünkü Ayten Hanım’ın kulakları her yerdeydi. Bir gün annemle dertleşirken, “Kızım, sabret. Evlenmek kolay değil,” dedi. Ama ben sabrın da bir sınırı olduğunu o evde öğrendim.
Bir sabah mutfağa indiğimde, Ayten Hanım beni bekliyordu. “Yumurta haşladım ama üç tane var. Sen yemesen olur mu? Murat işe gidecek.” O an içimdeki isyanı bastırmaya çalıştım ama gözlerim doldu. “Tabii,” dedim sessizce. O gün aç karnına işe başvuran Murat’a destek olmaya çalıştım ama içimdeki kırgınlık büyüyordu.
Evdeki her hareketim izleniyordu. Banyoda fazla kalırsam kapı tıklanıyordu; çamaşır makinesini çalıştırmadan önce izin almam gerekiyordu. Bir gün marketten kendi paramla aldığım çikolatayı dolaba koymuştum. Akşam Ayten Hanım bulup bana sordu: “Bu ne? Evde abur cubur istemiyorum.” O an çocuk gibi suçlu hissettim kendimi.
Bir akşam Murat’la odada sessizce konuşurken, “Dayanamıyorum artık,” dedim. “Her şeyin bir saati var, aç kalıyorum bazen.” Murat başını öne eğdi: “Biliyorum Zeynep ama şu an başka çaremiz yok.” O an ona da kırıldım; çünkü ben onunla hayat kurmaya gelmiştim, annesinin düzenine uymaya değil.
Bir gün dayanamadım ve Ayten Hanım’a karşı çıktım: “Ben de bu evin geliniyim. Kendi evimde gibi hissetmek istiyorum.” Yüzüme baktı ve soğuk bir sesle, “Bu evde herkes kurallara uyar,” dedi. O günden sonra bana karşı daha mesafeli oldu; sofrada bana yemek koyarken tabağıma en azını koyuyor, bazen hiç sormadan sofrayı topluyordu.
Bir gece açlıktan midem kazındı ve mutfağa gizlice girdim. Buzdolabında kalan pilavdan biraz almak istedim ama Ayten Hanım ışığı açıp beni yakaladı: “Gece gece ne yapıyorsun? Evde herkesin bir düzeni var!” O an utançtan yerin dibine girdim.
Günler geçtikçe içimdeki yalnızlık büyüdü. Murat iş bulmak için çabalıyordu ama her başarısız görüşmeden sonra daha da içine kapanıyordu. Ben ise iş bulup kendi evimize çıkmanın hayalini kuruyordum. Bir gün iş görüşmesine çağrıldım ve kabul edildim. O gün eve sevinçle geldim ama Ayten Hanım’ın ilk tepkisi şu oldu: “Evde kim yemek yapacak şimdi?”
İşe başladıktan sonra sabahları daha erken çıkmam gerekiyordu ve kahvaltıya yetişemiyordum. Ayten Hanım ise bana hiç kahvaltı bırakmıyordu. Bir sabah aç karnına işe gittim ve öğle arasında lavaboda ağladım. İş arkadaşım Elif yanıma gelip, “Ne oldu Zeynep?” diye sorduğunda dayanamayıp her şeyi anlattım. Elif bana sarıldı: “Sen güçlü bir kadınsın, bunu da atlatırsın.”
Bir akşam işten eve döndüğümde Murat beni kapıda karşıladı: “Zeynep, annemle konuştum. Biraz para biriktirince kendi evimize çıkacağız.” O an gözlerim doldu; çünkü ilk defa Murat’ın yanımda olduğunu hissettim.
Ayten Hanım ise bu kararı duyunca suratını astı ama bir şey diyemedi. Taşındığımız gün arkamızdan sessizce baktı; belki de ilk defa kendi düzeninin dışına çıkan birine tanık oluyordu.
Şimdi yeni evimizdeyiz; hala zorluklarımız var ama en azından kendi soframda istediğim saatte yemek yiyebiliyorum. Bazen geçmişi düşününce hâlâ midemde o eski açlığın sancısını hissediyorum ama artık biliyorum ki insanın kendi sesi, en büyük özgürlüğüymüş.
Siz hiç kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi? Açlıkla terbiye edilmeye çalışılmak sizce de adil mi?