Bir Yuvanın Sınavı: Kayınvalidemle Aynı Çatı Altında
“Elif, bu evde bana da bir oda ayarlamanız lazım. Artık yalnız yaşamak istemiyorum.”
Kayınvalidem Gülseren Hanım’ın sesi mutfakta yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. O an, hayatımın bir daha eskisi gibi olmayacağını hissettim. Gözlerim Murat’a kaydı; o ise yere bakıyordu, sanki annesinin sözleriyle yüzleşmekten korkar gibi. Duru ise odasında oyuncak bebekleriyle oynuyordu, henüz hiçbir şeyin farkında değildi.
On yıldır Murat’la evliyiz. İstanbul’un kenar bir semtinde, krediyle aldığımız küçük ama sıcak bir evde yaşıyoruz. Her sabah işe gitmeden önce Duru’yu anaokuluna bırakıyor, akşamları ise yorgun argın eve dönüp ailece yemek yiyoruz. Hayatımız sade ama huzurluydu. Ta ki Gülseren Hanım’ın, kendi evini kızına bırakıp bizimle yaşamak istediğini söylemesine kadar.
O akşam Murat’la salonda sessizce oturduk. Sanki ikimiz de ne diyeceğimizi bilmiyorduk. Sonunda sessizliği ben bozdum:
“Murat, annen neden böyle bir karar aldı? Kendi evi varken neden bizimle yaşamak istiyor?”
Murat derin bir nefes aldı. “Ablam yeni boşandı ya… Annem ona destek olmak istiyor. Evi ona bırakacakmış. Ama annem de yalnız kalmak istemiyor.”
İçimde bir öfke kabardı. “Peki bizim huzurumuz ne olacak? Bizim de bir düzenimiz var. Hem bu ev zaten küçük, üç kişi zor sığıyoruz.”
Murat başını eğdi, “Biliyorum Elif, ama annemi de ortada bırakamam.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binlerce soru dönüp durdu: Kendi annem olsa böyle mi hissederdim? Ya Duru’nun düzeni? Ya bizim mahremiyetimiz? Sabah işe giderken gözlerim şiştiği halde Murat’a belli etmemeye çalıştım.
Gülseren Hanım ertesi gün elinde valizleriyle kapımızda belirdi. “Kızım, bana fazla yük olmam, merak etme,” dedi gülümseyerek. Ama ben o gülümsemenin ardında, kendi hayatımızdan vazgeçmemizi bekleyen bir talep hissettim.
İlk günler idare ettik. Gülseren Hanım mutfağa el attı, yemekleri o yapmaya başladı. Ama her şey onun istediği gibi olmalıydı: Duru’nun yatma saati değişti, televizyonun sesi kısıldı, hatta perdelerin rengi bile gözüne batmaya başladı.
Bir akşam işten eve döndüğümde Duru ağlıyordu. “Anneanne bana kızdı,” dedi hıçkırarak. Gülseren Hanım ise mutfakta söyleniyordu: “Bu çocuk çok şımarık olmuş Elif! Benim zamanımda çocuklar büyüklerin lafını dinlerdi.”
O an patladım:
“Gülseren Hanım, lütfen Duru’ya bağırmayın! Bizim kendi yöntemlerimiz var.”
O ise bana dik dik baktı: “Ben de çocuk büyüttüm Elif! Hem bu evde artık ben de varım.”
Murat araya girdi: “Anne, Elif haklı… Lütfen biraz anlayışlı ol.”
Ama Gülseren Hanım susmadı: “Siz gençler çok hassassınız! Eskiden böyle miydi? Herkes ailesine bakardı, şimdi herkes bireycilik peşinde!”
O gece Murat’la ilk kez ciddi bir şekilde tartıştık. “Senin annenle baş edemiyorum Murat! Evimizde nefes alamıyorum,” dedim gözyaşları içinde.
Murat çaresizce başını salladı: “Ne yapabilirim Elif? Annemi sokağa mı atayım?”
“Hayır,” dedim titreyerek, “ama bizim de bir hayatımız var! Duru’nun psikolojisi bozuluyor, ben her gün eve gelmekten korkar oldum.”
Ertesi gün işe giderken annemi aradım. O da yıllar önce kayınvalidesiyle yaşamıştı. “Anne, ne yapacağım bilmiyorum,” dedim.
Annem iç çekti: “Kızım, kolay değil… Ama kendini ezdirme. Murat’la konuşun, sınırlarınızı çizin.”
Akşam Murat’la tekrar konuştuk. Bu kez daha sakin ve açık olmaya çalıştım:
“Murat, anneni seviyorum ama bu şekilde devam edemeyiz. Ya sınırlar koyarız ya da ben Duru’yu alıp bir süreliğine anneme giderim.”
Murat ilk kez bu kadar kararlı olduğumu görünce şaşırdı. “Tamam Elif… Annemle konuşacağım.”
Ertesi gün Murat ve Gülseren Hanım uzun uzun konuştular. Sonra Gülseren Hanım bana döndü:
“Elif kızım, seni üzmek istememiştim. Belki de ablamgile geçici olarak gidebilirim. Ama yaşlandıkça insan yalnız kalmaktan korkuyor…”
O an içimde bir acı hissettim; çünkü onun da korkuları vardı. Ama yine de kendi ailemin huzurunu korumak zorundaydım.
Gülseren Hanım birkaç hafta sonra ablasının yanına taşındı. Evimizde yeniden eski huzur geri geldi ama içimde hâlâ bir burukluk vardı.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir aileyi ayakta tutan fedakarlık mı, yoksa sınır koyabilmek mi? Siz olsanız ne yapardınız?