Yaralı Bir Anne Yüreği: Ailemin Sessiz Çığlığı

— Anne! Babaanne çok ağladı bugün! — diye bağırdı Elif, kapıdan içeri girer girmez. Küçük kardeşi Zeynep ise sessizce ayakkabılarını çıkardı, gözleri yerdeydi. O an elimdeki spatulayı tezgaha bıraktım, kalbim hızla atmaya başladı. Annemin gözyaşları… Yine ne olmuştu?

Kızlarımı kucakladım, saçlarını okşadım. — Ne oldu kuzum? Neden ağladı babaanne? — diye sordum, sesim titreyerek. Elif, “Sana söylemememizi istedi ama… Babaannenin kalbi çok kırıkmış, dedemizle ilgili bir şeyler söyledi,” dedi. Zeynep ise başını kaldırmadan, “Sana kızgın galiba,” diye fısıldadı.

İçimde eski bir yara yeniden kanamaya başladı. Annemle aramızda yıllardır süren o sessiz savaş… Babamın ölümünden sonra aramızda kalan o soğuk duvar… O duvarı hiç yıkamamıştık. Şimdi çocuklarımın önünde annemin gözyaşlarıyla yüzleşmek zorundaydım.

Köfteleri ocaktan aldım, masaya koydum. Kızlarımı oturtup yanlarına diz çöktüm. — Bazen büyükler de üzülür, bazen de kırılırlar. Ama bu bizim suçumuz değil, tamam mı? — dedim. Onlar başlarını salladılar ama gözlerindeki endişeyi silemedim.

Akşam olunca eşim Murat eve geldi. Ona olanları anlattım. Murat derin bir iç çekti: — Yine mi annen? Ne istiyor bu sefer? — dedi biraz bıkkın bir sesle. Onun annemle arası hiçbir zaman iyi olmamıştı. Ben ise arada kalmıştım; bir yanda annem, bir yanda kendi ailem.

— Belki de konuşmam gerek, Murat. Annemi daha fazla yalnız bırakmak istemiyorum, — dedim. Murat omuz silkti: — Sen bilirsin ama çocukların yanında ağlaması doğru değil. Onları da etkiliyor.

O gece uyuyamadım. Annemin bana çocukken söylediği sözler aklıma geldi: “Bir gün sen de anne olacaksın ve beni anlayacaksın.” O zamanlar anlamamıştım ama şimdi… Kendi kızlarım büyürken, annemin yalnızlığını daha iyi hissediyordum.

Ertesi sabah çocukları okula bırakıp anneme gittim. Kapıyı açtığında gözleri şişmişti. Beni görünce bir an durdu, sonra kollarını açtı. Sarıldık, uzun süre hiç konuşmadık.

— Anne, ne oldu? Neden bu kadar üzgünsün? — dedim sonunda.

Annem derin bir nefes aldı: — Babanı çok özlüyorum, kızım. Her şey üstüme üstüme geliyor. Sen de artık eskisi gibi gelmiyorsun… Torunlarımı bile zor görüyorum. Sanki herkes beni unuttu.

İçimde bir suçluluk dalgası yükseldi. Gerçekten de son zamanlarda işten eve, evden işe koşuştururken annemi ihmal etmiştim. Ama bunu ona nasıl anlatabilirdim? Hayatın yükü omuzlarımı ezmişti.

— Anne, özür dilerim. Çok yoğun çalışıyorum, çocuklar da büyüdü… Ama seni hiç unutmadık ki! — dedim gözlerim dolarak.

Annem başını salladı: — Biliyorum ama bazen insan yalnız kalınca her şey daha ağır geliyor. Babanla kavga ettiğimiz günleri bile özlüyorum bazen… En azından o zaman yanımdaydı.

O an annemin ne kadar yalnız olduğunu ilk kez bu kadar derinden hissettim. Onun için güçlü olmaya çalışırken aslında ne kadar kırılgan olduğunu görememiştim.

Birlikte çay içtik, eski fotoğraflara baktık. Annem bana gençliğinden, babamla tanıştığı günlerden bahsetti. Gözlerinde hem hüzün hem de bir parça umut vardı.

Eve dönerken kendi kendime sordum: Ben de yaşlanınca böyle yalnız kalacak mıyım? Kızlarım büyüyüp kendi hayatlarına daldığında ben de annem gibi unutulacak mıyım?

O akşam ailece sofraya oturduk. Kızlar sessizdi. Murat gazeteye gömülmüş, ben ise düşüncelerime dalmıştım. Birden Elif sordu:

— Anne, babaanne neden bu kadar üzgün? Biz ona yardım edebilir miyiz?

Gözlerim doldu. — Tabii ki yardım edebiliriz kuzum. Onu daha sık ziyaret edeceğiz, birlikte vakit geçireceğiz, olur mu? — dedim.

O günden sonra her hafta sonu annemi ziyaret etmeye başladık. Kızlar onunla oyun oynadı, ben mutfağa yardım ettim. Annemin yüzü gülmeye başladı ama aramızdaki o eski kırgınlık tam olarak geçmedi.

Bir gün annem bana eski bir mektup verdi. Babamdan kalma… Mektupta babam anneme olan sevgisini anlatıyor, “Kızımız büyüyünce ona iyi bak” diyordu. O mektubu okurken gözyaşlarımı tutamadım.

Annem elimi tuttu: — Kızım, ben bazen seni çok kırdım biliyorum ama hep seni düşündüm. Senin mutlu olmanı istedim.

— Ben de seni çok seviyorum anne… Ama bazen aramızdaki duvarı aşamıyorum,
— dedim hıçkırarak.

Annem sarıldı bana: — O duvarı birlikte yıkabiliriz kızım… Yeter ki isteyelim.

Şimdi düşünüyorum da; aile olmak sadece aynı sofrada oturmak değilmiş. Geçmişin yükünü birlikte taşımakmış asıl mesele…

Sizce de ailedeki eski yaralar iyileşir mi? Yoksa bazı duvarlar sonsuza kadar kalmaya mahkûm mu?