Bir Kadının Küllerinden Doğuşu: “Sen Sadece Bir Hizmetçisin”

“Sen sadece bir hizmetçisin, başka bir şey değil!”

Bu cümle, yıllarca içimde yankılandı. O gece, mutfakta bulaşıkları yıkarken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Kocam Murat, yine geç gelmişti. Yorgun ve öfkeli bir sesle bağırdı: “Yeter artık, her şeyden şikayet ediyorsun! Senin işin evde oturmak, çocuklara bakmak. Başka ne işe yararsın ki?”

O an, içimde bir şeyler koptu. Oysa ben, onunla evlendiğimde hayallerim vardı. Üniversiteyi bırakıp onunla evlenmiştim. Annem hep uyarırdı: “Kızım, kendi ayaklarının üzerinde durmadan evlenme.” Ama Murat’a aşıktım. O da bana aşık olduğunu söylerdi. İlk yıllar güzeldi, birlikte gülüp eğlenirdik. Sonra çocuklar doğdu; önce Ali, sonra Kerem. Hayatımız değişti. Murat’ın işi büyüdü, ben ise evde daha çok yalnız kaldım.

Bir gün Murat’ın telefonunda bir mesaj gördüm: “Bu akşam seni çok özledim.” Mesajı yazan bir kadındı. Ellerim titredi, kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. O gece ona hesap sordum. Bana öyle bir bağırdı ki, çocuklar korkudan odalarına kaçtı. “Sen bana karışamazsın! Benim hayatım bu!” dedi. O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda ise valizini topladı ve gitti.

İki oğlumla baş başa kaldım. Annemlere dönmeyi düşündüm ama gururum izin vermedi. Komşum Ayşe abla kapımı çaldı, “Yalnız değilsin,” dedi. Onun desteğiyle ayakta kaldım. Evde dikiş dikmeye başladım, komşulara perde diktim, çocukların okul masraflarını çıkardım. Her gün biraz daha güçlendim.

Aylar geçti, Murat aramadı bile. Bir gün Ali ateşlendi, hastaneye koştuk. O an anladım ki, ben bu çocuklar için her şeyi yapabilirim. Onların gözlerinde kendimi buldum. Kerem bir gün bana sarıldı: “Anne, sen çok güçlüsün.” O cümleyle yeniden doğdum.

Yıllar geçti. Dikiş işim büyüdü, küçük bir atölye açtım. Kadınlara iş verdim, birlikte çalıştık, birlikte güldük. Hayatımda ilk defa kendimi değerli hissettim. Çocuklarım büyüdü, Ali liseye başladı, Kerem futbol takımına seçildi.

Bir akşam kapı çaldı. Karşımda Murat vardı; saçları ağarmış, gözleri yorgun. “Geri dönmek istiyorum,” dedi. İçimde fırtınalar koptu. Bir zamanlar onun için ağlayan ben gitmişti artık. “Neden?” diye sordum soğukkanlılıkla.

“Çocuklarımı özledim… Seni özledim,” dedi gözleri dolarak.

O an yıllar önceki halimi düşündüm; mutfakta ağlayan, kendini değersiz hisseden kadını… Şimdi ise kendi ayakları üzerinde duran bir kadındım.

Murat eve dönmek istedi ama çocuklar soğuktu ona karşı. Ali odasına kapandı, Kerem yüzüne bile bakmadı. Akşam yemeğinde sessizlik vardı. Murat bana dönüp fısıldadı: “Her şeyi affedebilir misin?”

İçimde bir savaş başladı. Bir yanda yıllarca çektiğim acılar, diğer yanda çocuklarımın babası… Annemle konuştum o gece:

“Anne, sence affetmeli miyim?”

Annem gözlerimin içine baktı: “Kızım, affetmek kolay değildir ama bazen insan kendi huzuru için affeder.”

O gece sabaha kadar düşündüm. Murat’ın yokluğunda neler başardığımı hatırladım; kendi işimi kurmuş, çocuklarımı tek başıma büyütmüştüm.

Ertesi sabah Murat’la konuştum:

“Sen gittiğinde ben öldüm sandın ama yeniden doğdum,” dedim.

Gözleri doldu: “Biliyorum… Çok pişmanım.”

Ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu. Ona sarılmak istemedim; sadece teşekkür ettim:

“Bana kendimi bulma şansı verdiğin için teşekkür ederim,” dedim.

Murat birkaç hafta daha denedi ama çocukların soğukluğu ve benim mesafem onu yıldırdı. Sonunda evi terk etti; bu kez sessizce ve sonsuza dek.

Şimdi atölyemde kadınlarla birlikte çalışırken bazen düşünüyorum: Bir insanı gerçekten affedebilir miyiz? Yoksa bazı yaralar hep kanar mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?