Beşinci Katın Sessiz Komşusu: Bir Hayatın Ardındaki Sır
“Kim bu kadın? Neden kimseyle konuşmuyor? Gece yarısı neden ışıkları yanıyor?”
Apartmanın merdivenlerinde yankılanan fısıltılar, her adımımda peşimden geliyordu. Beşinci kattaki 53 numaralı daireye taşındığım ilk gün, Halime Hanım’ın bakışlarını üzerimde hissettim. O, apartmanın her şeyini bilen, kim kiminle ne zaman kavga etmiş, kim kirasını ödeyememiş, hepsini bilen kadındı. Ama ben onun için bir muammaydım. Ve bu, onun hiç hoşuna gitmiyordu.
Küçük bir valizle İstanbul’un bu eski semtine taşındığımda, içimde sadece yorgunluk ve korku vardı. Herkesin bir hikâyesi vardır ya, benimkisi anlatılmaya değer mi bilmiyorum. Ama işte buradayım, anlatıyorum.
O gün yağmur yağıyordu. Kapının önünde valizimi bırakıp anahtarı çantamdan ararken, Halime Hanım kapısını araladı. Gözleriyle beni süzdü, sonra başını hafifçe eğip sordu:
— Kızım, yeni mi taşındın? Nerelisin?
Yutkundum. “Evet, yeni geldim. Ankara’dan,” dedim kısık sesle. Yalan söylemek istemezdim ama gerçekleri anlatacak cesaretim de yoktu.
— Ailen var mı burada? dedi bu sefer.
— Yok, tek başımayım.
Bir an sessizlik oldu. Sonra kapısını kapattı ama biliyordum ki perde arkasından hâlâ beni izliyordu.
Dairenin içine girince eski tahta döşemeler gıcırdadı. Eşyalarım yoktu; sadece bir yatak, birkaç kitap ve annemden kalan eski bir battaniye. O gece yağmurun sesiyle uyudum ama içimdeki fırtına dinmedi.
Ertesi sabah apartman boşluğunda çocuk sesleri yankılandı. Komşu dairede oturan Ayşe Teyze’nin torunu Efe, topunu benim kapıma kaçırmıştı. Kapıyı açınca göz göze geldik. Çocuk ürkekçe:
— Topumu alabilir miyim abla?
Gülümsedim ve topu uzattım. O an ilk defa biri bana gülümsedi bu apartmanda.
Ama huzur uzun sürmedi. Akşam marketten dönerken apartmanın girişinde Halime Hanım’la karşılaştım. Yanında iki komşu daha vardı; Fikret Bey ve Şengül Abla. Konuşmalarını duymamı istiyorlardı sanki.
— Eskiden Stanislav Amca otururdu o dairede, dedi Fikret Bey. Onun ölümüyle boş kalmıştı uzun süre.
— Şimdi kim bilir kim geldi? dedi Şengül Abla.
Halime Hanım bana döndü:
— Kızım, işin ne? Ne iş yaparsın?
Bir an duraksadım. “Evden çalışıyorum,” dedim. “Çeviri yapıyorum.”
Şengül Abla kaşlarını kaldırdı:
— Ne çeviriyorsun ki? İngilizce mi?
Başımı salladım. “Evet, İngilizce kitaplar…”
O an gözlerinde bir küçümseme gördüm. Sanki işsizmişim gibi baktılar bana.
Geceleri pencereden dışarı bakarken eski hayatımı düşünüyordum. Ankara’da bir üniversitede okutmandım. Sonra her şey bir anda değişti. Babamın borçları yüzünden evimiz satıldı, annem hastalandı ve ben işimi kaybettim. O kadar çok şey üst üste geldi ki… Kaçmak istedim. İstanbul’a gelişim bir kaçıştı belki de.
Bir gece kapı çaldı. Açtığımda karşımdaki adamı tanımıyordum. Elinde bir zarf vardı.
— Merhaba, ben apartman yöneticisiyim, adım Cemil. Aidat için geldim.
Zarfı uzattıktan sonra göz ucuyla içeriye baktı.
— Yalnız mı yaşıyorsunuz?
Başımı salladım.
— Bir sıkıntınız olursa bana söyleyin, dedi ama sesinde samimiyet yoktu.
Kapıyı kapattığımda içimde bir huzursuzluk vardı. Herkesin gözü üzerimdeydi ve ben her geçen gün daha da yalnız hissediyordum.
Bir sabah posta kutumda isimsiz bir not buldum: “Geçmişinden kaçamazsın.”
Ellerim titredi. Kimdi bunu yazan? Geçmişimi bilen biri mi vardı burada? Yoksa sadece apartmandaki dedikodular mıydı?
O gün apartmanın çamaşırhanesinde Halime Hanım’la karşılaştık. Yüzüme bakmadan konuştu:
— İnsan bazen ne kadar saklarsa saklasın, geçmişi peşini bırakmaz kızım.
Bir şey söylemedim. Sadece çamaşırlarımı alıp çıktım.
Geceleri uyuyamaz oldum. Her ses, her fısıltı bana geçmişimi hatırlatıyordu: Babamın öfkesi, annemin sessiz gözyaşları, Ankara’daki o soğuk ev… Burada yeni bir hayat kurmak istiyordum ama insanlar izin vermiyordu sanki.
Bir akşam üstü Efe yine kapımı çaldı. Bu sefer annesiyle gelmişti.
— Merhaba, ben Zeynep, dedi kadın gülümseyerek. “Efe senden çok bahsetti de… Bir kahve içmek ister misin?”
İlk defa biri beni davet ediyordu bu apartmanda. Kabul ettim.
Zeynep’in evinde kahve içerken içimi döktüm biraz:
— Bazen insan nereye giderse gitsin, geçmişi peşinden geliyor galiba…
Zeynep başını salladı:
— Ben de eşimden ayrıldığımda buraya taşındım. Kolay değil ama alışıyorsun zamanla.
O gece eve dönerken ilk defa kendimi biraz daha hafif hissettim.
Ama ertesi gün apartmanda yeni bir dedikodu başlamıştı: “Beşinci kattaki kadın Zeynep’le çok samimi olmuş.”
Halime Hanım beni markette köşeye sıkıştırdı:
— Kızım, herkesin gözü üzerinde. Dikkat et kendine.
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı:
— Neden herkes birbirinin hayatına karışıyor? İnsanlar neden başkalarının acısını anlamak yerine yargılıyor?
Halime Hanım sustu ama gözlerinde bir öfke vardı.
O gece pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken düşündüm: Belki de bu şehirde yalnız olmak en büyük özgürlüktü ama aynı zamanda en büyük cezaydı.
Bir sabah kapımın önünde küçük bir not buldum: “Güçlü ol.” Altında Efe’nin çizdiği bir kalp vardı.
İşte o an anladım; bazen en büyük destek hiç beklemediğin yerden gelir.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç geçmişinizden kaçmaya çalıştınız mı? Yalnızlığınızla baş edebildiniz mi? Yoksa siz de benim gibi yeni bir başlangıç için cesaret bulmaya çalışıyor musunuz?