Çocuklar Gitti, Hayat Yeniden Başladı: Bir Anne Olarak Kendimi Nasıl Buldum?
“Anne, ben artık İstanbul’a taşınıyorum. İş buldum, burada kalmamın bir anlamı yok.”
Oğlum Emir’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O an mutfakta, ellerim bulaşık deterjanına bulanmış, gözlerim ise boşluğa dalmıştı. Sanki bir anda evin duvarları üzerime yıkılmıştı. Emir’in ardından kızım Elif de Ankara’da yüksek lisansa başladı. En küçük oğlum Kerem ise askerden döner dönmez İzmir’de bir şirkette çalışmaya başladı. Bir sabah uyandım ve evde sadece ben ve eşim Hasan kaldık. O koca ev, yıllarca çocuk sesleriyle dolup taşan o sıcak yuva, şimdi mezar sessizliğine bürünmüştü.
Hasan sabahları erkenden kalkıp camiye gidiyor, sonra kahvede arkadaşlarıyla tavla oynuyor. Ben ise gün boyu evde, duvarlara bakarak geçmişi düşünüyorum. Her köşe başında bir anı: Elif’in ilk adımları, Emir’in bisikletle düştüğü yer, Kerem’in odasında sakladığı defterler… Her şey yerli yerinde ama kimse yok. Bir gün dayanamadım, Hasan’a sordum:
“Hasan, biz ne zaman bu kadar yalnız kaldık?”
O ise gözlerini kaçırdı, “Çocuklar büyüdü işte Zeynep, herkesin yolu ayrıdır,” dedi. Ama ben biliyorum; o da geceleri sessizce çocukların odasına girip camdan dışarı bakıyor.
Bir akşam Elif aradı. “Anne, iyi misin?” dedi. Sesi titriyordu. “İyiyim kızım,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu. “Bak, ben de yalnızım burada. Arkadaşlarım var ama kimse senin gibi değil,” dedi. O an anladım ki; çocuklar da kendi hayatlarında yalnızlıkla mücadele ediyorlar.
Ama yine de içimde bir boşluk var. Komşu Ayşe abla uğradı geçenlerde. “Zeynep, gel bizimle kursa yazıl,” dedi. “Ne kursu?” dedim şaşkınlıkla. “Dikiş kursu var belediyede, hem kafan dağılır.” Önce istemedim. Yıllarca sadece çocuklarım için yaşadım; onların yemeği, ütüsü, okulu… Şimdi kendim için bir şey yapmak bana bencilce geldi.
Bir gece uyuyamadım. Hasan horluyor, ben ise tavana bakıyorum. İçimden bir ses, “Sen kimsin Zeynep? Çocukların annesi misin sadece? Yoksa kendi hikayen var mı?” diye sordu. Sabah kalktığımda aynada kendime baktım; saçlarımda beyazlar çoğalmış, gözlerimin kenarında derin çizgiler… Ama hâlâ hayattayım.
O gün Ayşe ablayı aradım. “Kursa geliyorum,” dedim. İlk gün çok utandım. Kadınlar kendi aralarında gülüşüyor, ben ise köşede oturuyordum. Sonra öğretmenimiz Fatma Hanım yanıma geldi: “Zeynep Hanım, ilk defa mı dikiş yapıyorsunuz?” dedi gülümseyerek. “Evet,” dedim utana sıkıla. “Hiç önemli değil, burada herkes birbirine yardım eder.”
Günler geçtikçe kursa alıştım. Kumaşların arasında ellerim çalışırken kafam dağılıyor, içimdeki sıkıntı azalıyor. Bir gün eve kendi diktiğim bir masa örtüsüyle döndüm. Hasan şaşkınlıkla baktı: “Bunu sen mi yaptın?” dedi. “Evet,” dedim gururla.
Ama her şey bu kadar kolay değildi. Bir akşam Emir aradı; sesi gergindi. “Anne, babam neden bana soğuk davranıyor? Aradığımda kısa kesiyor.” O an anladım ki; Hasan da çocukların gitmesini kabullenememişti. Akşam yemeğinde ona sordum:
“Hasan, neden Emir’le konuşmak istemiyorsun?”
Başını eğdi: “Onlar bizi unuttu Zeynep… Aramıyorlar bile.”
“Hasan, onlar kendi hayatlarını kuruyorlar. Biz de öyle yapmalıyız,” dedim ama gözlerim doldu.
Bir gün Elif sürpriz yaptı; ansızın kapıda belirdi. Sarıldık; kokusu hâlâ küçük bir kız çocuğu gibi… Akşam oturduk, çay içtik. Elif bana şöyle dedi:
“Anne, ben de bazen çok yalnız hissediyorum kendimi. Ama senin güçlü olduğunu bilmek bana iyi geliyor.”
O gece düşündüm; belki de çocuklarımızdan önce kendimizi bırakmıştık biz… Onların peşinde koşarken kendi hayallerimizi unutmuştuk.
Bir sabah Hasan’la yürüyüşe çıktık. Parkta otururken ona dedim ki:
“Hasan, hadi birlikte bir şeyler yapalım. Belki bahçeye domates ekeriz ya da köydeki eve gideriz.”
Önce isteksizdi ama sonra kabul etti. Bahçeye domates fideleri diktik; toprakla uğraşmak ikimize de iyi geldi.
Aylar geçti; evdeki sessizlik alışkanlığa dönüştü ama artık korkutmuyor beni. Her hafta kursa gidiyorum, yeni arkadaşlar edindim. Hasan da kahveden çok bahçede vakit geçiriyor artık.
Çocuklar aradığında onlara üzgün değil, umutlu bir sesle cevap veriyorum: “İyiyiz yavrum, siz nasılsınız?”
Bazen hâlâ geceleri çocukların odasına girip eski oyuncaklarına bakıyorum ama artık ağlamıyorum.
Hayat değişiyor; çocuklar büyüyor ve gidiyor… Ama biz de yeniden doğabiliyoruz.
Şimdi soruyorum size: Çocuklarımız gittiğinde biz kim oluyoruz? Kendi hayatımızı kurmaya cesaret edebiliyor muyuz? Siz ne düşünüyorsunuz?