Rayların Kenarında Bulduğum Çocuk: 25 Yıl Sonra Geçmiş Kapımı Çaldı
“Ne yapıyorsun burada, kızım?!”
O sabah, Sirkeci Garı’na yetişmek için aceleyle yürüyordum. Hava buz gibiydi, ellerim ceplerimde, başım önümde. Birden rayların kenarından ince bir ağlama sesi duydum. Durdum, kulak kabarttım. Rüzgarın uğultusuna karışan bu ses, içimi delip geçti. “Yok artık, yanlış mı duydum?” dedim kendi kendime. Ama hayır, oradaydı. Titreyen ellerimle çantamı yere bıraktım, rayların kenarına yaklaştım. Ve işte orada, eski bir battaniyeye sarılmış minicik bir kız çocuğu…
Gözleri kocaman, korku dolu bana bakıyordu. “Korkma, tamam mı? Sana zarar vermeyeceğim,” dedim titrek bir sesle. Etrafıma bakındım; kimsecikler yoktu. O an içimde bir şey koptu. Kucağıma aldım onu, battaniyenin içinden minik elleriyle boynuma sarıldı. “Adın ne senin?” diye sordum, cevap yoktu. Sadece hıçkırıklar…
O gün hayatım değişti. Ben, Zeynep Yılmaz, 35 yaşında bekar bir kadındım. Annemi yeni kaybetmiş, yalnızlığın ne demek olduğunu iliklerime kadar hissediyordum. O küçük kız çocuğu ise bana yeniden yaşama sebebi verdi. Polis karakoluna gittim, kayıp çocuk ihbarı verdim ama kimse aramadı, kimse sormadı. Sosyal hizmetlerle görüştüm; “Bir süreliğine yanında kalabilir,” dediler. O süre bir ömre dönüştü.
Adını Defne koydum. Defne’yi büyütmek kolay olmadı. Mahallede dedikodular başladı: “Zeynep Hanım’ın çocuğu mu varmış? Yoksa gizli saklı bir ilişkisi mi oldu?” Annemden kalan eski apartman dairesinde, Defne’yle yeni bir hayat kurmaya çalıştım. İlk zamanlar geceleri ağlardı; rüyasında hep rayların kenarında kalırdı sanki. Ben de onun başında beklerdim sabaha kadar.
Yıllar geçti. Defne okula başladı; zeki, çalışkan bir çocuktu ama içine kapanıktı. Öğretmeni bir gün beni aradı: “Zeynep Hanım, Defne bazen derslerde dalıp gidiyor, arkadaşlarıyla çok konuşmuyor.” İçimde hep bir korku vardı: Ya geçmişi peşimizi bırakmazsa? Ya bir gün gerçek ailesi çıkıp gelirse?
Defne on sekizine bastığında ona her şeyi anlatmaya karar verdim. Bir akşam mutfakta çay içerken, “Kızım,” dedim, “sana anlatmam gereken bir şey var.” Gözleri büyüdü; hissetmiş miydi yıllardır? “Seni rayların kenarında buldum Defne… O gün hayatım değişti.”
Uzun süre sessiz kaldı. Sonra gözlerinden yaşlar süzüldü: “Beni neden bırakmışlar anne?”
O sorunun cevabını bilmiyordum. “Bilmiyorum yavrum… Ama ben seni hiç bırakmadım.”
Defne üniversiteye gittiğinde İstanbul’dan ayrıldı. Aramızda mesafeler olsa da her hafta konuşurduk. Bir gün telefonda sesi titriyordu: “Anne… Biri bana ulaşmaya çalışıyor. Adımı ve doğum tarihimle ilgili sorular soruyorlar.” İçimdeki o eski korku yeniden hortladı.
Bir hafta sonra kapımız çaldı. Kapıda orta yaşlı bir kadın ve yanında yaşlıca bir adam vardı. Kadının gözleri Defne’ninkilerle aynıydı; o an anladım…
“Affedersiniz,” dedi kadın, sesi titrekti, “Benim adım Ayşe Demir… Yirmi beş yıl önce kızımı kaybettim.”
Dünya başıma yıkıldı sandım. Defne kapının arkasında durmuş, nefesini tutmuştu.
Ayşe Hanım anlatmaya başladı: “O gün çok zor durumdaydık… Eşim işsizdi, ben hastaydım… Bir anlık çaresizlikle… Kızımı bırakmak zorunda kaldım. Sonra pişman oldum ama bulamadım…”
Defne ağlamaya başladı: “Neden? Neden beni bırakmak zorunda kaldınız?”
Ayşe Hanım dizlerinin üstüne çöktü: “Affet kızım… Her gün dua ettim seni bulmak için.”
O gece evde sessizlik vardı. Defne odasına kapanmıştı; ben ise mutfakta oturup eski fotoğraflara bakıyordum. Kendi kendime sordum: “Onu gerçekten bırakmalı mıyım? Yirmi beş yıl boyunca annesi oldum ben…”
Ertesi sabah Defne yanıma geldi; gözleri şişmişti ama kararlıydı: “Anne… Sen benim annemsin. Ama onları da tanımak istiyorum.”
Aylar geçti; Defne biyolojik ailesiyle görüşmeye başladı ama her hafta bana gelmeyi ihmal etmedi. Bir gün bana sarıldı: “İki annem var artık benim… Ama senin yerin başka.”
Şimdi yine eski fotoğraflara bakıyorum; rayların kenarında bulduğum o küçücük kız çocuğu artık genç bir kadın oldu. Hayat bazen insanı en beklemediği yerden sınar.
Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Yirmi beş yıl boyunca büyüttüğünüz çocuğun geçmişi kapınızı çaldığında onu paylaşabilir miydiniz? Yoksa her şeyi geride bırakıp yeni bir başlangıç mı yapardınız?