Bir Çocuğun Daha Haberi: Bir Anne Yüreğinin Sessiz Çığlığı

“Yine mi?” dedi Murat, sesi titrek ve öfkeli bir fısıltıyla. O an, elimde tuttuğum hamilelik testinin üzerindeki iki kırmızı çizgiye bakarken, kalbim sanki göğsümden dışarı fırlayacak sandım. Elif kucağımda ağlıyordu, ben ise gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum. Odamızın loş ışığında, Murat’ın yüzündeki hayal kırıklığı ve korku, bana bir tokat gibi çarptı.

“Ne yapacağız şimdi Zeynep?” dedi Murat, ellerini başına götürüp odada volta atarken. “Üç çocukla zaten zor geçiniyoruz. Bir de bu…”

Sustum. Söyleyecek hiçbir şey bulamadım. İçimdeki suçluluk duygusu, Elif’in minik elleriyle saçımı çekiştirmesiyle daha da ağırlaştı. Sanki bu çocuğu tek başıma yapmışım gibi hissettim. Oysa ikimiz de biliyorduk; korunmamız gerekiyordu ama hayatın telaşı, yorgunluk, bazen de umursamazlık… Her şey üst üste gelmişti.

O gece uyuyamadım. Salonda eski koltuğa kıvrıldım, Elif’i göğsüme bastırdım. Oğlum Emir ve büyük kızım Derya odalarında mışıl mışıl uyuyordu. Onların huzurlu nefesleriyle kendi içimdeki fırtınayı bastırmaya çalıştım. Ama başaramadım. Kafamda binlerce soru: Dördüncü çocuğa nasıl bakacağım? Evimiz zaten küçük, paramız yetmiyor, Murat’ın işi her an tehlikede… Annemle babam köyde, kayınvalidem ise her fırsatta “Biraz akıllı olun artık!” diye azarlar.

Sabah olduğunda Murat hâlâ konuşmuyordu. Kahvaltı sofrasında sessizlik vardı. Derya, “Anne, neden üzgünsün?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama gülümsemeye çalıştım. “Biraz yorgunum kızım,” dedim. Emir ise her zamanki gibi ekmeğinin arasına reçel sürmekle meşguldü.

O gün Murat işe gittiğinde, ben de Elif’i pusetine koyup pazara çıktım. Her şey ateş pahasıydı. Domatesin kilosuna bakarken yanımdaki kadınla göz göze geldik. O da iki çocuklu bir anneydi belli ki; gözlerinde aynı yorgunluk, aynı endişe… “Her şey çok pahalı abla,” dedi sessizce. “Biz nasıl geçineceğiz?”

Eve dönerken gözlerim doldu. Annemi aradım; ona hamile olduğumu söylemeye cesaret edemedim. Sadece hal hatır sordum. “Kızım, sesin kötü geliyor,” dedi annem. “Bir derdin mi var?”

“Yok anneciğim, biraz yorgunum sadece,” dedim yine.

Akşam Murat eve geldiğinde yüzü asıktı. Çocuklar babalarına sarılmak için koştu ama o onları başından savdı. Sonra bana döndü: “Zeynep, bu böyle gitmez. Ya bir çözüm bulacağız ya da… bilmiyorum.”

İçimde bir şeyler koptu o an. “Ne demek istiyorsun Murat?” dedim titreyen bir sesle.

“Belki de… belki de bu çocuğu doğurmamalısın,” dedi gözlerini kaçırarak.

Dünya başıma yıkıldı sandım. “Sen benden ne istiyorsun? Ben nasıl yaparım bunu? Hem günah değil mi?”

Murat sustu, sadece yere baktı. O gece yine konuşmadık. Ben sabaha kadar ağladım.

Ertesi gün kayınvalidem aradı. Murat ona söylemiş tabii hemen. “Zeynep,” dedi soğuk bir sesle, “Daha yeni doğum yaptın, aklınız başınıza gelmedi mi? Bu kadar çocukla ne yapacaksınız? Murat’ın işi de belli değil…”

Sustum yine. İçimdeki yalnızlık daha da büyüdü.

Günler böyle geçti. Karnımdaki bebeğin varlığıyla her geçen gün daha da ağırlaştım; hem bedenen hem ruhen… Derya okuldan gelince ödevlerini yaparken bana yardım etmeye çalıştı ama o da küçücük daha. Emir sürekli ilgi istiyor, Elif ise geceleri uyumuyor.

Bir akşam Murat eve geç geldi; yüzü allak bullaktı. “İşten çıkardılar,” dedi sessizce.

O an dizlerimin bağı çözüldü. “Şimdi ne olacak Murat?” dedim fısıltıyla.

“Bilmiyorum Zeynep… Vallahi bilmiyorum.”

O gece ilk kez kavga ettik gerçekten. Bağırdık, çağırdık… Çocuklar korkudan ağladı. Sonra ikimiz de sustuk; sadece ağladık.

Ertesi sabah Murat iş aramaya çıktı; ben ise komşum Ayşe’ye gittim. Ona her şeyi anlattım; gözyaşlarımı tutamadım.

“Zeynep,” dedi Ayşe, elimi tutarak, “Sen güçlüsün. Ama bazen güçlü olmak yetmiyor biliyor musun? Yardım istemekten utanma.”

O gün ilk kez belediyeye gidip sosyal yardıma başvurdum. Eve dönerken kendimi hem suçlu hem de çaresiz hissettim.

Geceleri Elif’i emzirirken içimden dua ettim: Allah’ım, bana güç ver… Çocuklarımı aç bırakma… Eşimle aramızı bozma…

Bir gün Derya yanıma geldi; karnıma dokundu: “Anneciğim, kardeşim ne zaman gelecek?”

Gözlerim doldu yine; ona sarıldım: “Yakında kızım… Yakında…”

Ama içimde hep bir korku: Ya bu yükün altında ezilirsem? Ya çocuklarımı mutlu edemezsem? Ya Murat’la aramız tamamen bozulursa?

Bazen düşünüyorum; neden hep kadınlar bu yükü omuzlamak zorunda kalıyor? Neden kimse annelerin sessiz çığlığını duymuyor?

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir annenin çaresizliğiyle baş edebilir miydiniz?