Bir Annenin Evi, Bir Ailenin Yarası: Kimin Hakkı, Kimin Sorumluluğu?

“Yine mi ben?” dedim içimden, telefonun ekranında kayınvalidemin adını görünce. Akşam yemeği için mutfağa geçmiştim, kızım Elif oyuncaklarıyla yerde oynuyordu. Eşim Zeynep ise sessizce kitap okuyordu. Telefon çalınca ikisinin de bakışları bana döndü. Açtım, “Alo, buyurun Emine Hanım?” dedim, sesimi olabildiğince nazik tutmaya çalışarak.

“Evladım, şu yazlıktaki evin işleriyle baş edemiyorum. Duvarlar hâlâ sıvasız, su tesisatı da bozuldu. Senin elinden iş gelir, bana yardım eder misin?” dedi kayınvalidem. Sesi yorgun ve biraz da sitemkârdı. Bir an sustum. Zeynep’in gözleriyle bana ‘Ne diyor?’ diye sorduğunu gördüm.

“Tabii Emine Hanım, elimden geleni yaparım,” dedim ama içimde bir öfke kabardı. Çünkü bu, ilk defa olmuyordu. Yıllardır ailedeki adaletsizliğin yükünü ben taşıyordum. Kayınvalidem kendi evini büyük oğluna vermiş, kendisi ise yazlığa taşınmıştı. Zeynep’in abisi Murat, İstanbul’da iyi bir iş bulmuştu ve evlenmek üzereydi. Emine Hanım da, ‘Evlenmeden önce başını sokacak bir yuvası olsun’ diyerek, yıllardır oturduğu evi ona devretmişti.

O günleri hatırladıkça içim acıyor. Zeynep’in gözleri dolmuştu annesi evi abisine verdiğinde. “Anne, peki ya ben? Benim hakkım yok mu?” diye sormuştu. Emine Hanım ise, “Kızım sen zaten iyi bir eş buldun, mutlusun. Murat’ın daha çok ihtiyacı var,” demişti. O an Zeynep’in kalbinde bir şeylerin kırıldığını hissetmiştim.

Şimdi ise, yazlıkta yalnız kalan kayınvalidem her sıkıştığında bizi arıyor, yardım istiyordu. Evin işleriyle ilgilenmekten tutun da market alışverişine kadar her şey bize kalıyordu. Murat ise yeni evinde eşiyle keyif sürüyor, annesinin halini sormak aklına bile gelmiyordu.

O akşam sofrada sessizlik vardı. Zeynep tabağındaki yemeği karıştırıyor, Elif ise masanın altından bana bakıyordu. Dayanamadım, “Zeynep, annen yine yardım istedi. Bu sefer su tesisatı bozulmuş,” dedim.

Zeynep derin bir nefes aldı. “Biliyorum, annem yalnız kaldı ama bazen çok yoruluyorum bu yükten,” dedi gözleri dolarak. “Abim evi aldı gitti, annem de bütün yükü bize bıraktı.”

Bir süre sustuk. Sonra Zeynep devam etti: “Biliyor musun, bazen kendimi hiç değerli hissetmiyorum bu ailede. Annem hep Murat’ı ön planda tuttu. Şimdi de bütün sorumluluk bana kaldı.”

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken çocukluğum aklıma geldi. Ben de iki kardeştik; ablam her zaman daha çok sevilmişti sanki. Annem babam ona daha çok ilgi gösterirdi, ben ise hep ikinci planda kalırdım. Şimdi Zeynep’in yaşadığı duygunun aynısını hissediyordum.

Ertesi gün sabah erkenden yazlığa gitmek için hazırlandım. Elif’i kreşe bırakıp arabaya bindim. Yol boyunca kafamda binbir düşünce vardı: Neden hep biz? Neden Murat annesine yardım etmiyor? Neden Emine Hanım kızına ve damadına bu kadar yükleniyor?

Yazlığa vardığımda Emine Hanım kapıda bekliyordu. Yüzünde yorgun bir gülümseme vardı. “Hoş geldin oğlum,” dedi.

İçeri girdik, mutfakta çay koydu bana. “Evladım, biliyorum sana çok yük oluyorum ama başka kimsem yok,” dedi gözleri dolarak.

Bir an durdum, ona bakarken içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Emine Hanım, Murat’a da haber verdiniz mi? Belki o da gelir yardım eder,” dedim.

Başını eğdi, sesi kısıldı: “Murat’ın işi varmış oğlum… Hem o yeni evli, eşiyle ilgileniyor.”

İşte tam da burada içimdeki sabır taştı. “Peki biz? Bizim hayatımız yok mu? Zeynep de çalışıyor, ben de çalışıyorum. Küçük bir çocuğumuz var… Herkes kendi hayatını kurarken neden hep biz sorumluluk alıyoruz?” dedim sesimi yükseltmeden ama kararlı bir tonla.

Emine Hanım bir süre sustu. Sonra gözlerinden yaşlar süzüldü: “Haklısın oğlum… Belki de yanlış yaptım… Ama Murat’ı hep zayıf gördüm, ona destek olmam gerektiğini düşündüm… Senin ve Zeynep’in güçlü olduğuna inandım.”

O an içimdeki öfke yerini hüzne bıraktı. Çünkü biliyordum ki anneler bazen sevgilerini yanlış gösterirlerdi; adaletli olmak isterken en çok sevdiklerini en çok yaralarlardı.

O gün bütün gün evin işlerini hallettim; duvarları sıvadım, su tesisatını tamir ettim. Akşamüstü eve dönerken yolda düşündüm: Biz neden hep güçlü olmak zorundayız? Neden bazı çocuklar hak ettiklerinden fazlasını alırken diğerleri hep eksik kalıyor?

Eve vardığımda Zeynep beni kapıda karşıladı. Gözlerinde endişe vardı: “Annem nasıldı?” diye sordu.

“Yorgun… Ve pişman,” dedim kısaca.

Zeynep başını önüme eğdi: “Bazen annemi affedemiyorum… Ama yine de onun için üzülüyorum.”

Elif koşarak yanıma geldi, bacaklarıma sarıldı: “Baba! Beni bırakma!” dedi çocukça bir korkuyla.

O an anladım ki; ailedeki adaletsizlikler nesilden nesile geçiyor ve bizler ya bu zinciri kıracağız ya da aynı acıları çocuklarımıza yaşatacağız.

Şimdi size soruyorum: Sizce ailede adalet nasıl sağlanır? Hep güçlü olan mı yükü taşır? Yoksa bazen hakkımızı aramak için sesimizi yükseltmeli miyiz?