Nereye Kayboldun Anne?

“Anne, neden yine odana kapandın? Akşam yemeği hazır,” diye seslendim kapının önünde. Cevap yoktu. Sadece içeriden gelen hafif bir hışırtı, belki de eski bir danteli elleriyle düzeltiyordu. Son zamanlarda annem Gülseren’in sesi evimizde neredeyse hiç duyulmaz oldu. Oysa çocukken onun kahkahalarıyla uyanırdım. Şimdi ise, aynı evde iki yabancı gibiyiz.

Babam vefat ettiğinden beri annem sanki bir gölgeye dönüştü. Ben Elif, 32 yaşındayım ve İstanbul’da bir muhasebe ofisinde çalışıyorum. Annemle birlikte yaşıyorum; aslında daha çok aynı çatı altında var olmaya çalışıyoruz. Her sabah işe gitmeden önce ona kahvaltı hazırlıyorum, ama çoğu zaman tabağına dokunmadan masadan kalkıyor. “İştahım yok,” diyor kısık bir sesle. O anlarda içimde bir öfke kabarıyor: “Neden bu kadar uzaklaştın benden?” diye bağırmak istiyorum ama yutkunuyorum.

Bir akşam işten eve döndüğümde, annemi salonda eski fotoğraf albümlerine bakarken buldum. Elinde babamla çekilmiş bir fotoğraf vardı. Gözleri dolmuştu. Yanına oturdum, sessizce. “Anne, bana anlatmak ister misin?” dedim usulca. Başını çevirdi, göz göze geldik. “Ne anlatayım kızım? Her şey geçti gitti işte,” dedi ve albümü kapattı. O an anladım ki annem geçmişte yaşıyor, ben ise onu bugüne çekmeye çalışırken ellerimden kayıp gidiyor.

Bir gün iş yerinde patronum Ayşe Hanım bana, “Elif, annen iyi mi? Son zamanlarda çok dalgınsın,” dediğinde gözlerim doldu. “İyi değil galiba,” dedim. “Ama ne yapacağımı bilmiyorum.” Ayşe Hanım bana kendi annesinin de benzer şekilde içine kapandığını anlattı. “Konuşmaya çalış, ama bazen sadece yanında olmak da yeter,” dedi.

O akşam eve döndüğümde annemi mutfakta buldum. Elinde bir çay bardağı, camdan dışarı bakıyordu. “Anne, birlikte yürüyüşe çıkalım mı?” dedim. Başını salladı, “Sen git kızım, ben yorgunum,” dedi. İçimde bir şeyler kırıldı o an. “Anne, bana neden böyle davranıyorsun? Ben de yalnız hissediyorum kendimi,” dedim istemsizce. Bir an sessizlik oldu; sonra annem hafifçe titreyen sesiyle, “Seninle konuşacak gücüm yok artık Elif,” dedi.

O gece odama çekildim ve ağladım. Çocukken annemin dizine başımı koyup masallar dinlerdim; şimdi ise aramızda görünmez duvarlar var. Ertesi sabah kahvaltı hazırlarken annemin odasından hafif bir öksürük sesi duydum. İçeri girdiğimde onu yatağında otururken buldum. “Anne, doktora gitmemiz lazım,” dedim kararlı bir sesle. “Gerek yok kızım, yaşlılık işte,” dedi ama yüzündeki yorgunluk beni korkuttu.

Bir hafta sonra annemi doktora götürdüm. Doktor uzun uzun sorular sordu; annem çoğuna kısa cevaplar verdi. Doktor bana dönüp, “Annenizde depresyon belirtileri var,” dediğinde içimde bir suçluluk hissettim. Onu bu kadar yalnız bırakmış mıydım gerçekten?

Eve döndüğümüzde annem sessizce odasına çekildi. Akşam yemeğinde sofraya oturduğunda ise ilk defa bana dönüp, “Elif, seninle konuşmak istiyorum,” dedi. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. “Ben babanı kaybettikten sonra kendimi kaybettim kızım,” dedi gözleri dolarak. “Seninle konuşmak istiyorum ama kelimeler boğazıma düğümleniyor.”

O an elini tuttum ve ağladık birlikte. O günden sonra her akşam birlikte çay içmeye başladık. Bazen sadece sessizce oturduk; bazen eski günlerden konuştuk. Annem hâlâ tam anlamıyla geri dönmedi belki ama artık birbirimize dokunabiliyoruz.

Bir gün işten eve dönerken markette eski komşumuz Nermin Teyze’yle karşılaştım. “Anneni hiç dışarıda görmüyoruz Elif,” dedi endişeyle. Eve döndüğümde anneme Nermin Teyze’nin selamını söyledim. Hafifçe gülümsedi: “Eskiden ne çok sohbet ederdik değil mi?” dedi dalgınca.

Bir akşam annem bana eski bir mektup uzattı: “Bu babanın bana yazdığı ilk mektup,” dedi titreyen elleriyle. Mektubu okurken gözyaşlarımı tutamadım; annemin gençliğini, hayallerini düşündüm. Ona hiç sormadığım soruları sormak istedim: “Anne, mutlu muydun?”

Bir gece yine odasında sessizce otururken yanına gittim: “Anne, ben de bazen çok yalnız hissediyorum kendimi,” dedim fısıltıyla. Bana baktı ve ilk defa uzun zamandır görmediğim bir sıcaklıkla gülümsedi: “Kızım, insan bazen en sevdiklerinin yanında bile yalnız kalabiliyor.”

Şimdi her sabah kahvaltıda birbirimize günaydın diyoruz; bazen kısa sohbetler ediyoruz ama biliyorum ki aramızdaki mesafe hâlâ tam olarak kapanmadı. Yine de vazgeçmiyorum; çünkü annemi kaybetmekten korkuyorum.

Bazen düşünüyorum: Acaba anneme daha önce ulaşmaya çalışsaydım her şey farklı olur muydu? Siz hiç aynı evde yaşayıp da birbirinize bu kadar uzak hissettiniz mi?