Bir Cümleyle Değişen Hayatım: “Gözlüklerin Pis, Bizim Köydeki Domuzlar Bile Daha Temiz”

“Senin gözlüklerin o kadar pis ki, bizim köydeki domuzlar bile daha temiz!”

O an, mutfağın ortasında, elinde çay bardağıyla bana bakan kayınvalidemin sesi evin duvarlarında yankılandı. İçimde bir şeyler kırıldı. O cümleyle, yıllardır biriktirdiğim tüm acılar, utançlar ve öfkeler bir anda yüzeye çıktı. Ellerim titredi, gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü biliyordum; eğer şimdi ağlarsam, bir daha asla kendimi toparlayamayacaktım.

Ben Emine. Yirmi sekiz yaşında, iki çocuk annesi, Ordu’nun küçük bir köyünden İstanbul’a gelin gitmiş bir kadınım. Hayatım boyunca hep sessiz kaldım. Annem bana hep “Gelinin dili olmaz” derdi. Ben de sustum. Eşim Murat’ı çok sevdim, onun ailesine saygı duydum. Ama kayınvalidem Şerife Hanım için ben hep “o köylü kız” oldum.

İlk günlerden beri bana hep mesafeli davrandı. Yaptığım yemekleri beğenmezdi, çocuklarıma bakışımı eleştirirdi. “Bizim ailede böyle yapılmaz” derdi her fırsatta. Bir gün bile “Eline sağlık” dediğini duymadım. Ama o gün… O gün başka bir şeydi.

O sabah çocuklar okula gitmişti. Murat işe çoktan çıkmıştı. Ben de mutfağı topluyordum. Şerife Hanım içeri girdi, gözlüğümün camına bakıp o cümleyi patlattı: “Senin gözlüklerin o kadar pis ki, bizim köydeki domuzlar bile daha temiz!”

Bir an donup kaldım. Sonra içimde yıllardır biriken her şey patladı. Sanki biri içimdeki düğmeye bastı.

“Yeter artık!” dedim yüksek sesle. “Yeter! Ben sizin köyünüzden geldim diye mi bu kadar küçümsüyorsunuz beni? Ben de insanım! Ben de sizin oğlunuzun karısıyım, torunlarınızın annesiyim! Hiç mi saygınız yok bana?”

Şerife Hanım şaşırdı. İlk defa bana böyle karşılık verdiğimi görüyordu. Gözleri büyüdü, dudakları titredi.

“Sen bana nasıl böyle konuşursun? Ben senin büyüğünüm!” diye bağırdı.

Ama artık susmaya niyetim yoktu.

“Büyüklük lafla olmaz Şerife Hanım! Büyüklük insanı ezmekle olmaz! Ben yıllardır sustum, yutkundum, ama artık yeter! Ben de varım bu evde!”

O an mutfakta bir sessizlik oldu. Sadece kalbimin hızlı atışını duyuyordum. Şerife Hanım bana baktı, sonra arkasını dönüp odasına gitti. Ben ise mutfağın ortasında kalakaldım. Ellerim hala titriyordu ama içimde garip bir ferahlık vardı.

O günden sonra evde hava değişti. Şerife Hanım benimle günlerce konuşmadı. Murat akşam eve geldiğinde yüzüme bile bakmadı önce. Sonra annesi ona olanları anlatınca, bana dönüp “Ne gerek vardı Emine?” dedi sessizce.

“Gerek vardı Murat,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Ben artık kendimi yok saymak istemiyorum.”

O gece çocuklar uyuduktan sonra Murat’la uzun uzun konuştuk. Ona yıllardır hissettiklerimi anlattım; nasıl yalnız hissettiğimi, annesinin sözlerinin canımı nasıl yaktığını… Murat başta anlamadı belki ama sonra gözleri doldu.

“Bunu bana niye daha önce söylemedin?” dedi.

“Söylesem ne değişirdi ki? Sen de annenin tarafını tutardın,” dedim kırgınca.

Ertesi gün Şerife Hanım kahvaltıya inmedi. Öğlene doğru odasına çay götürdüm. Kapıyı çaldım, içeri girdim.

“Buyur Emine,” dedi soğuk bir sesle.

“Size çay getirdim,” dedim sessizce.

Bardağı aldı ama yüzüme bakmadı.

“Ben size saygısızlık etmek istemedim,” dedim titrek bir sesle. “Ama ben de insanım Şerife Hanım. Sizin oğlunuzun karısıyım, çocuklarınızın annesiyim. Biraz anlayış beklemek çok mu?”

Uzun süre sessiz kaldı. Sonra gözleri doldu; ilk defa onu bu kadar kırılgan gördüm.

“Ben de kolay bir hayat yaşamadım Emine,” dedi kısık sesle. “Gençliğimde ben de çok ezildim bu evde… Belki de alışkanlık oldu.”

O an anladım ki, bazen insanlar başkalarına acı çektirirken aslında kendi acılarının izini sürüyorlar.

O günden sonra ilişkimiz tamamen düzelmedi belki ama aramızda bir tür ateşkes oldu. Şerife Hanım bana daha az laf sokmaya başladı; ben de ona daha çok sabır göstermeye çalıştım.

Ama en önemlisi, ben değiştim. Artık kendimi yok saymıyorum. Çocuklarıma da hep anlatıyorum: “Kimse seni küçümseyemez, kimse sana hakaret edemez.”

Bazen geceleri uykusuz kaldığımda kendi kendime soruyorum: Acaba daha önce konuşsaydım hayatımız farklı olur muydu? Ya siz olsaydınız benim yerimde, ne yapardınız? Susar mıydınız yoksa sesinizi çıkarır mıydınız?