Geri Dönmeyeceğim: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Sen bensiz ne yapabilirsin ki Elif? Kim ister seni iki çocukla? Bak, hâlâ anlamıyorsun galiba… Benim gibi bir adamı bulamazsın!”

Serkan’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O gece, mutfağın köşesinde ellerim titreyerek otururken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Yıllardır süren evliliğimizin, iki çocuğumuzun hatırına sustuğum her an, şimdi boğazıma düğümlenmişti. Serkan, bir başka kadının parfüm kokusuyla eve geldiğinde, içimde bir şeylerin sonsuza dek kırıldığını hissettim.

“Anne, neden ağlıyorsun?” dedi küçük kızım Zeynep. Gözyaşlarımı silip ona sarıldım. O an karar verdim: Artık susmayacaktım. Kendi hayatımı, çocuklarımın geleceğini Serkan’ın bencilliğine feda etmeyecektim.

Sabah olduğunda annemi aradım. “Anne, gelebilir miyiz? Bir süre sizde kalmak istiyorum,” dedim. Annemin sesi endişeliydi ama yargılamadı. “Tabii kızım, başımızın üstünde yerin var,” dedi. Eşyalarımı toplarken Serkan kapının önünde dikildi.

“Nereye gidiyorsun? Şaka mı bu?”

“Çocuklarımla anneme gidiyorum. Bir süre düşünmem lazım.”

Serkan alaycı bir şekilde güldü. “Dönersin sen bana. Kimse seni istemez, hele bu yaşta ve iki çocukla… Benim gibi birini bulamazsın.”

O an içimdeki korku yerini öfkeye bıraktı. “Belki de artık kimseyi bulmak istemiyorum Serkan. Kendimi bulmak istiyorum.”

Çocuklarla birlikte annemlere gittiğimde, mahallede dedikodular hemen başladı. “Elif kocasını terk etmiş,” diyen komşu kadınların bakışları üzerimdeydi. Annem ise bana sarıldı, “Kızım, kim ne derse desin, senin yanında olacağım,” dedi.

Babam ise daha sertti. “Kızım, yuvanı dağıtma. Erkekler hata yapar, affetmeyi bilmek lazım,” dedi. İçimden bağırmak istedim: Neden hep kadınlar affetmek zorunda? Neden hep biz susmak zorundayız?

Geceleri uyuyamıyordum. Zeynep ve oğlum Emir’in huzurlu uyuyuşunu izlerken, gözlerim doluyordu. Onlara nasıl bir hayat sunacaktım? İşsizdim, yıllardır ev hanımıydım. Serkan’ın dediği gibi miydi gerçekten? Kim isterdi beni?

Bir sabah annem mutfağa geldi. “Bak kızım,” dedi, “Sen güçlü bir kadınsın. Çocukların için ayakta durmalısın. Biz de yanındayız.” O an annemin ellerini tuttum ve ağladım. Annemin desteğiyle biraz cesaret buldum.

Bir iş bulmam gerekiyordu. Üniversiteyi bitirmiştim ama yıllardır çalışmamıştım. Eski sınıf arkadaşım Derya’yı aradım. “Derya, iş arıyorum. Ne iş olursa yaparım,” dedim.

Derya şaşırmadı, aksine destek oldu: “Elif, bizim şirkette sekreter arıyorlar. Gel görüşelim.”

İlk iş görüşmemde ellerim terledi, sesim titredi ama Derya yanımdaydı. İşe alındığımda çocuklar gibi sevindim. Artık kendi ayaklarım üzerinde durabilecektim.

Serkan ise sürekli mesaj atıyordu: “Ne zaman döneceksin? Çocukları bana göstermezsen mahkemeye veririm!”

Bir gün kapıya dayandı. Annemle babam evdeydi.

“Elif! Çocuklarımı göreceğim!”

Babam araya girdi: “Serkan, çocukların iyiliği için sakin ol.”

Serkan bana döndü: “Bak, bu inatçılığın sana pahalıya patlayacak!”

O gece çocuklar korkudan ağladı. Onları sakinleştirirken içimde bir karar daha netleşti: Boşanacaktım.

Boşanma davası açtığımda ailemde kıyamet koptu. Teyzem aradı: “Elif, kadın başına ne yapacaksın? Çocuklar babasız büyür mü?”

Ama ben artık korkmuyordum. İşe gidiyor, çocuklarıma bakıyor ve her gün biraz daha güçleniyordum.

Bir gün iş çıkışı Derya ile kafede otururken konuştuk:

“Elif, iyi misin?”

“Bazen çok yalnız hissediyorum Derya… Ama artık kendimi suçlu hissetmiyorum.”

Derya elimi tuttu: “Senin yerinde kim olsa aynı kararı verirdi.”

Boşanma süreci zordu; Serkan sürekli tehdit ediyor, çocukları almakla korkutuyordu. Ama avukatımla birlikte mücadele ettim.

Bir gün mahkeme salonunda Serkan bana bakıp yine o küçümseyici ifadeyle konuştu:

“Beni pişman edeceksin sanıyorsun ama göreceksin, yine bana döneceksin!”

Hakimin karşısında başımı dik tuttum: “Hayır, dönmeyeceğim.”

Aylar geçti… Boşandık. İlk başlarda yalnızlık çok ağır geldi ama zamanla çocuklarımla yeni bir düzen kurdum.

Bir akşam Zeynep yanıma gelip sarıldı:

“Anne, artık üzülmüyorsun değil mi?”

Gülümsedim: “Hayır kızım, artık üzülmüyorum.”

Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Toplumun baskısı mı daha ağırdı yoksa kendi korkularım mı? Bir kadın olarak kendi ayaklarım üzerinde durmak neden bu kadar zor olmak zorunda?

Siz olsanız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?