Bir Kurşunun Ardından: Kardeşim Emre ve Sessizliğin Yükü

“Yapma Emre, ne olur geri çekil!” diye haykırdım, sesim Kadıköy’ün dar sokaklarında yankılandı. O an, zaman sanki ağırlaştı; annemin titreyen elleriyle bana sarılışı, babamın gözlerinde gördüğüm korku ve Emre’nin öfkeyle sıkılmış yumrukları… Her şey bir anda oldu. Polisler bağırıyordu: “Dağılın! Dağılın!” Emre ise geri adım atmadı. “Biz haksızlığa susmayacağız!” dedi, sesi çatladı. Sonra bir patlama sesi… Ve dünya sustu.

O anı tekrar tekrar yaşıyorum. Her gece gözlerimi kapattığımda, Emre’nin yere düşüşünü, kanın kaldırım taşlarına yayılışını görüyorum. Annem çığlık atıyor, babam dizlerinin üstüne çöküyor. Ben ise donup kalmışım; ne ağlayabiliyorum ne de bağırabiliyorum. Sadece içimde bir şeyler kopuyor, paramparça oluyorum.

Emre benden iki yaş küçüktü. Çocukluğumuzdan beri birbirimizin sırdaşıydık. O hep daha cesurdu, daha inatçıydı. Lise yıllarında okulun önünde yapılan protestolara katılırdı; ben ise hep korkardım başına bir şey gelir diye. “Korkma abla,” derdi, “Birileri konuşmazsa hiçbir şey değişmez.”

O gece de öyleydi. Mahalledeki gençler, zamları ve işsizliği protesto etmek için toplanmıştı. Emre yine en öndeydi. Babam işten yeni gelmişti, yorgundu ama Emre’yi bulmak için sokağa fırladı. Annemle ben peşlerinden koştuk. Polisler çoktan barikat kurmuştu. Kimseye acımıyorlardı; kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi itip kakıyorlardı. Emre’nin sesi kalabalığın içinde yükseldi: “Bu ülke bizim! Susmayacağız!”

Bir polis memuru Emre’ye doğru yürüdü. “Dağıl dedim sana!” diye bağırdı. Emre geri çekilmedi. O an silah patladı. Herkes dondu kaldı. Annem yere yığıldı, ben Emre’ye koştum ama polisler izin vermedi. “Çekilin!” diye bağırdılar, bizi uzaklaştırdılar.

Hastaneye gittiğimizde Emre’nin öldüğünü söylediler. Annem bayıldı, babam duvara yumruk attı, ben ise sadece boşluğa baktım. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Evimizde sürekli bir sessizlik var artık. Annem günlerce konuşmadı, yemek yemedi. Babam işe gitmiyor, odasında saatlerce oturuyor. Ben ise her sabah Emre’nin odasına girip yatağını topluyorum, sanki birazdan gelecekmiş gibi.

Cenazede mahalleli toplandı; herkes ağladı ama kimse konuşmadı. Polisler olayın ‘meşru müdafaa’ olduğunu söyledi. Dosya kapandı, kimse ceza almadı. Bizim için ise hayat durdu.

Geceleri Emre’nin sesini duyuyorum bazen: “Korkma abla, ben buradayım.” Ama ben korkuyorum artık; hem de çok korkuyorum. Çünkü bu ülkede adalet yoksa, hiçbirimiz güvende değiliz.

Bir gün annem bana sarıldı ve fısıldadı: “Oğlumu geri verin bana.” O an anladım ki bizim acımızı kimse anlamıyor; herkes susuyor çünkü başına gelmesinden korkuyor.

Babam bir akşam sofrada konuştu ilk kez: “Bizim oğlumuzun adı unutulmasın,” dedi. “Bu ülkede haksızlığa uğrayan herkesin sesi olalım.” Ama nasıl? Kime anlatacağız derdimizi? Komşularımız bile artık bizimle göz göze gelmiyor; sanki bulaşıcı bir hastalık taşır gibi bizden uzak duruyorlar.

Bir gün Emre’nin telefonunu açtım; mesajlarını okudum. Arkadaşlarına yazdığı son mesajda şöyle diyordu: “Korkmayın, birlikteyiz.” O cümle içimi yaktı. Biz birlikteydik ama şimdi yalnız kaldık.

Her gün televizyonlarda başka bir gencin öldüğünü duyuyorum. Herkes birkaç gün konuşuyor sonra unutuyor. Biz ise unutamıyoruz; çünkü her sabah eksik uyanıyoruz.

Bir gece babam ağlayarak yanıma geldi: “Ben oğlumu koruyamadım,” dedi. Ona sarıldım ama hiçbir şey söyleyemedim; çünkü ben de kendimi suçlu hissediyorum. Keşke o gece Emre’yi evde tutsaydım, keşke ona engel olsaydım… Ama biliyorum ki o yine giderdi; çünkü o susamazdı.

Aylar geçti, hayat devam ediyor gibi görünüyor ama bizim için zaman durdu. Annem hâlâ her sabah Emre’nin fotoğrafına bakıp ağlıyor. Ben ise işe gidip gelirken her polis gördüğümde içim titriyor.

Bazen düşünüyorum: Biz neden bu kadar sessiziz? Neden herkes başına gelene kadar susuyor? Kardeşim Emre’nin ölümü sadece bizim acımız mı olmalıydı? Yoksa bu ülkede adalet isteyen herkesin sesi mi olmalıydı?

Belki de bu satırları yazmamın tek nedeni budur: Birileri duysun diye… Belki biri çıkar da “Yeter artık!” der.

Siz hiç kardeşinizi böyle kaybettiniz mi? Ya da bir gün başınıza gelirse ne yaparsınız? Lütfen susmayın…