Bir Kayınvalide, Bir Ev ve Ben: Kendi Hayatımı Geri Alırken
“O zaman, Ziraat’ten mi çekiyoruz krediyi, yoksa başka bir bankadan mı?” diye sordu kayınvalidem, elindeki çay bardağını masaya koyarken. Gözleri oğluna, yani eşim Serkan’a kilitlenmişti. Ben ise mutfak kapısının eşiğinde, ellerim titreyerek bulaşık makinesini boşaltıyordum. Kimse bana bakmıyordu. Sanki orada değildim. Sanki bu evdeki kararlar, bu evdeki hayat sadece onlarınmış gibi…
İçimde bir şey koptu o an. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm kelimeler, boğazımda düğümlendi. “Ben de buradayım,” diye bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Serkan, annesinin sorusuna başını sallayarak cevap verdi: “Bence Ziraat’ten çekelim anne, faizler daha düşük.”
O an gözlerim doldu. Birlikte aldığımızı sandığım bu evde, aslında hiç söz hakkım olmadığını fark ettim. Evliliğimizin başında her şey çok hızlı gelişmişti. Serkan’la üniversiteden sonra tanıştık, kısa sürede nişanlandık. Annem başta çok endişeliydi: “Kızım, acele etme,” demişti. Ama ben âşıktım. Serkan’ın ailesiyle yaşayacağımızı söylediğinde bile gözüm hiçbir şeyi görmemişti.
İlk zamanlar her şey yolundaydı. Kayınvalidem Ayşe Hanım bana güler yüz gösteriyor, “Kızım” diyordu. Ama zamanla o sıcaklık yerini soğuk bir mesafeye bıraktı. Her sabah kahvaltı sofrasında sessizce oturuyor, ne konuşsam yanlış anlaşılır korkusuyla ağzımı açamıyordum. Akşamları Serkan işten yorgun gelince annesiyle salonda televizyon izliyor, ben ise mutfakta bulaşıklarla baş başa kalıyordum.
Bir gün annemi aradım, sesimi duyar duymaz ağlamaya başladım. “Anne, ben burada çok yalnızım,” dedim. Annem iç çekerek, “Kızım, gelmek istersen kapım sana her zaman açık,” dedi. Ama o zamanlar hâlâ umutluydum; belki her şey düzelir diye düşündüm.
Ama düzelmedi. Her geçen gün biraz daha silikleştiğimi hissettim. Evde alınan hiçbir kararda fikrim sorulmuyordu. Hangi koltuk alınacak, hangi perde takılacak, hatta hangi yemeğin pişeceğine bile Ayşe Hanım karar veriyordu. Bir gün Serkan’a usulca sordum: “Neden bana da sormuyorsunuz?”
Serkan omuz silkti: “Annem daha iyi bilir bu işleri.”
O gece uyuyamadım. Yastığa başımı koyduğumda gözlerimden yaşlar süzüldü. Kendi evimde misafir gibiydim. Sabahları kalkıp işe gitmek için hazırlanırken aynada kendime bakamıyordum artık.
Bir akşam Serkan eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Bugün işte çok yoruldum,” dedi. Ona sarılmak istedim ama uzaklaştı. “Annemle konuşmam lazım,” dedi ve salona geçti. O an anladım ki ben bu evde sadece bir gölgeydim.
Sonra o sabah geldi işte… Kayınvalidem mutfakta kredi konuşurken ben yokmuşum gibi davranınca içimdeki tüm umutlar söndü. O gün annemi aradım: “Anne, artık dayanamıyorum. Gelebilir miyim?”
Annemin sesi titriyordu: “Tabii ki kızım, hemen gel.”
O akşam valizimi topladım. Serkan’a dönüp gözlerinin içine baktım: “Ben gidiyorum,” dedim.
Serkan şaşkınlıkla bana baktı: “Nereye gidiyorsun?”
“Anneme… Bir süre orada kalacağım.”
Serkan bir şey söylemedi. Sadece başını öne eğdi.
Valizimi alıp kapıdan çıkarken Ayşe Hanım arkamdan bağırdı: “Bu evden öyle kolay çıkamazsın!”
Ama çıktım.
Annemin evine vardığımda içimde hem bir huzur hem de büyük bir hüzün vardı. Annem beni kapıda karşıladı, sarıldı ve uzun süre bırakmadı.
İlk günler çok zordu. Kendimi başarısız hissettim; sanki evliliğimi kurtaramamıştım. Ama annem bana hep destek oldu: “Kızım, bazen insan kendini korumak için gitmek zorunda kalır,” dedi.
Günler geçtikçe kendime gelmeye başladım. Annemle birlikte kahvaltı yapmak, onunla sohbet etmek bana iyi geldi. İşe geri döndüm; iş arkadaşlarım bana moral verdi.
Bir gün Serkan aradı: “Geri dönecek misin?”
“Hayır,” dedim kararlı bir sesle, “Kendimi bulmadan dönmeyeceğim.”
Serkan sessiz kaldı.
Aylar geçti… Şimdi kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Annemle aramızdaki bağ daha da güçlendi. Kendi kararlarımı kendim alıyorum artık.
Bazen geceleri yatağımda uzanırken düşünüyorum: Acaba başka türlü olsaydı, daha çok direnseydim değişir miydi? Yoksa bazen gitmek mi en doğru karardır? Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi hayatınız için ne kadar mücadele ederdiniz?