Kırık Bir Sabahın Ardında: Dönüş
“Ne yüzle geldin buraya, Burak?” Annemin sesi, sabahın o gri sessizliğini bıçak gibi kesti. Kapının önünde, elimde eski bir spor çantayla dikiliyordum. Yağmur ince ince yağıyor, ayakkabılarımın ucunda biriken çamur, sanki yıllardır içimde biriken pişmanlıkları dışa vuruyordu. Annem, başörtüsünü sıkıca bağlamış, gözlerinde hem öfke hem de özlem vardı.
On yıl sonra ilk kez memleketime, Eskişehir’in kenar mahallelerinden birine dönüyordum. İstanbul’da tutunamamış, işsiz kalmıştım. Cebimde üç beş kuruş, içimde ise koca bir boşluk vardı. Babamı kaybettiğimizden beri annemle aramızda hep bir mesafe olmuştu. O bana hep “adam ol” derdi, ben ise ne istediğimi bilemeden oradan oraya savrulmuştum.
“Anne, başka gidecek yerim yok,” dedim kısık sesle. Gözlerimden yaşlar süzülmesin diye başımı eğdim. Annem bir an durdu, sonra kapıyı araladı. “İçeri gir de üstünü başını değiştir. Komşular görmeden…”
Evin içi hâlâ aynıydı; eski koltuklar, duvarda babamın gençlik fotoğrafı, mutfaktan gelen çay kokusu… Ama her şeyin üstünde bir ağırlık vardı. Annem bana bakmadan mutfağa geçti. “Çay koydum. Aç mısın?”
O an çocukluğumun sabahlarını hatırladım; annemin simit aldığı günleri, babamın gazeteyi yüksek sesle okuduğu anları… Şimdi ise sadece iki yabancı gibi aynı evdeydik.
Çantamı odaya bıraktım. Eski deri ceketimi elime aldım; İstanbul’da yağmurda ıslanmıştı, hâlâ tuz ve nem kokuyordu. Cebinde bir Zippo çakmak vardı; babamdan kalma. Onu elimde çevirirken, geçmişin yükü omuzlarıma daha da ağır bastı.
Akşam olunca mahallede dedikodu başladı. Komşu Ayşe Teyze’nin kızı Zeynep kapının önünden geçerken bana bakıp fısıldadı: “Bak, Burak dönmüş.” Sanki suç işlemişim gibi herkes bana uzaktan bakıyor, fısıldaşıyordu.
Annem sofrayı kurarken sessizliği bozdu: “İstanbul’da ne oldu? Niye işsiz kaldın?”
Bir an sustum. “Her şey zorlaştı anne. İş bulamadım. Kimseye yaranamadım. Sanki hep yanlış yerdeydim.”
Annem gözlerini kaçırdı. “Senin yaşında baban iki çocuk sahibiydi. Sen hâlâ kendini bulamadın.”
O an içimde bir öfke kabardı. “Ben senin istediğin gibi biri olamadım diye mi bu kadar kırgınsın? Ben de bilmiyorum kim olduğumu!”
Annem birden ağlamaya başladı. “Senin için her şeyi yaptık Burak! Okutalım dedik, adam olsun dedik… Ama sen hep başka hayallerin peşinden koştun.”
O gece odamda uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: Ben gerçekten kimim? Ailem için mi yaşıyorum yoksa kendi hayatımı mı yaşıyorum?
Ertesi gün mahallede eski arkadaşlarımla karşılaştım. Murat ve Emre kahvede oturuyordu. Beni görünce şaşırdılar.
“Burak! Ne işin var burada?” dedi Murat.
“İstanbul’dan döndüm,” dedim kısaca.
Emre alaycı bir gülümsemeyle ekledi: “Büyük şehir adamı olamadın demek ki!”
İçimdeki utanç daha da büyüdü. Herkes benden bir şeyler bekliyordu ama ben hiçbirine yetişemiyordum.
Akşam eve döndüğümde annemle yine tartıştık. “Burada ne yapacaksın? İş yok, güç yok! Yine mi başımıza bela olacaksın?”
“Anne, ben de bilmiyorum! Sadece biraz huzur istiyorum.”
Annem sustu, gözleri doldu. “Baban olsa böyle olmazdı…”
O an anladım ki, sadece ben değil, annem de kaybolmuştu. O da babamın yokluğunda yalnız kalmıştı ve bana tutunmaya çalışıyordu.
Bir hafta geçti. Her gün aynı rutin: Sabah kahvaltısı, iş arama çabası, mahallede dolaşmalar… Bir gün belediyede temizlik işi olduğunu duydum. Başvurdum ama torpilim yoktu; işe alınmadım.
Bir akşam Zeynep’le karşılaştım. Çocukluk arkadaşım, şimdi ise iki çocuk annesi olmuştu.
“Burak, iyi misin?” diye sordu.
“Değilim Zeynep… Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum.”
Zeynep iç çekti: “Ben de bazen öyle hissediyorum. Herkes senden bir şey bekliyor ama kimse ne hissettiğini sormuyor.”
O an gözlerim doldu. Belki de yalnız değildim; herkesin kendi savaşı vardı.
Bir gece annemle otururken ona sarıldım. “Anne, özür dilerim… Sana yük olduğumu biliyorum ama başka çarem yoktu.”
Annem saçımı okşadı: “Sen benim oğlumsun Burak… Ne olursa olsun burası senin evin.”
O gece ilk kez huzurla uyudum.
Ama ertesi sabah yine aynı sorular kafamda dönüyordu: Hayatım boyunca başkalarının beklentilerini mi yaşayacağım? Yoksa kendi yolumu bulabilecek miyim?
Sizce insan ailesinin ve toplumun baskısından kurtulup kendi hayatını kurabilir mi? Yoksa hep başkalarının gölgesinde mi yaşarız?