Gölgedeki Kız: Bir Babanın Sevgisiyle Sınanan Hayatım
“Baran, oğlum, bak sana yeni bir bisiklet aldım!” Babamın sesi evin salonunda yankılandığında, ben mutfakta annemin yanında sessizce oturuyordum. Annem Elif’in elleri titreyerek çay bardağını tepsiye bırakışını izledim. Gözleriyle bana bakıp hafifçe gülümsedi, ama o gülümsemenin ardında bir acı vardı. O an, yine ikinci plana atıldığımı hissettim. Baran abim sevinçle babama sarılırken, ben sadece izlemekle yetindim.
Benim adım Zeynep. 16 yaşındayım ve bu evde hep gölgede kaldım. Babam Halil’in ilk evliliğinden olan Baran’a olan sevgisi, bana hiç uğramadı. Annemle babam evlendikten sonra doğmuşum; annem hep anlatır, “Sen bizim mucizemizsin,” der. Ama babam için ben sadece evdeki diğer çocuktum. Baran’a aldığı hediyeler, onunla yaptığı hafta sonu gezileri, birlikte izledikleri maçlar… Ben ise çoğu zaman annemle baş başa kalırdım. Annem bana sarılır, “Sen çok değerlisin,” derdi ama babamın bir kez olsun bana sarılıp “Aferin kızım” dediğini hatırlamıyorum.
Bir gün okuldan eve döndüğümde, annem ağlıyordu. Baran’ın notları düşmüş, babam da sinirlenmişti. Ama yine de Baran’ı karşısına alıp uzun uzun konuşmuş, ona nasıl yardımcı olabileceğini sormuştu. Oysa benim geçen ayki matematik sınavımda aldığım düşük not için tek bir kelime etmemişti. Annemle mutfakta otururken, “Baban seni de seviyor Zeynep, sadece gösteremiyor,” dedi. Ama ben inanmıyordum artık.
Bir akşam yemeğinde, babam Baran’a dönüp, “Oğlum, bu yaz seni futbola yazdıracağım,” dediğinde içimde bir şeyler koptu. Cesaretimi toplayıp sordum: “Baba, ben de resim kursuna gitmek istiyorum.” Babam yüzüme bile bakmadan, “Senin derslerin önemli, önce onları düzelt,” dedi. O an boğazımda bir düğüm oluştu. Annem hemen araya girdi: “Halil, Zeynep’in de bir yeteneği var, neden desteklemiyorsun?” Babam kaşlarını çattı: “Elif, karışma. Baran’ın geleceği önemli.”
O gece odamda ağladım. Annemin kapımı tıklatıp içeri girdiğini duydum. Yanıma oturdu, saçımı okşadı. “Kızım, bazen insanlar sevgilerini yanlış gösterirler,” dedi. “Ama sen vazgeçme.” O an anneme sarıldım ama içimdeki boşluk büyüyordu.
Liseye başladığımda işler daha da zorlaştı. Baran üniversiteye hazırlanıyordu ve evde her şey onun etrafında dönüyordu. Babam ona özel dersler ayarlıyor, onun için en iyi kitapları alıyordu. Ben ise kendi başıma çalışıyordum. Bir gün okuldan eve dönerken arkadaşım Derya’ya içimi döktüm: “Babam beni hiç görmüyor sanki.” Derya omzuma dokundu: “Sen çok güçlüsün Zeynep, belki de bu yüzden.” Ama ben güçlü olmak istemiyordum; sadece görülmek istiyordum.
Bir gün annemle pazara giderken yolda babamı ve Baran’ı gördük. Bir kafede oturmuş sohbet ediyorlardı. Annem bana baktı: “Gel yanlarına gidelim.” Gittiğimizde babam yüzünü buruşturdu: “Elif, işimiz var burada.” Annem sessizce geri çekildi. O an annemin gözlerinde çaresizliği gördüm.
Evdeki gerginlikler arttıkça annemle babamın tartışmaları da çoğaldı. Annem bazen gece geç saatlere kadar ağlardı. Bir gece tartışmalarını duydum:
– Halil, Zeynep de senin kızın! Neden ona böyle davranıyorsun?
– Elif, karışma! Ben ne yapacağımı biliyorum.
– Ama o da sevgiye muhtaç! Görmüyor musun nasıl içine kapanıyor?
Babamdan tek bir cevap gelmedi; kapıyı çarpıp çıktı.
Bir sabah okula gitmek için hazırlanırken annem yanıma geldi:
“Zeynep, ne olursa olsun ben hep yanındayım.”
Gözlerim doldu: “Anne, ben neden sevilmiyorum?”
Annem sarıldı: “Sen çok seviliyorsun kızım ama bazen insanlar sevgiyi göstermeyi bilmiyorlar.”
Ama ben artık inanmıyordum.
Baran üniversiteyi kazandığında evde büyük bir kutlama yapıldı. Babam Baran’a sarıldı, gözleri doldu: “Aferin oğlum!” Ben ise köşede sessizce izledim. Annem yanıma gelip elimi tuttu: “Sen de başaracaksın.” Ama o an kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.
Bir gün okuldan eve döndüğümde annemi mutfakta baygın buldum. Hemen ambulansı aradım; annem hastaneye kaldırıldı. Babam hastaneye geldiğinde ilk defa bana sarıldı ama o sarılışta bile bir yabancılık vardı. Annem kendine geldiğinde elimi tuttu: “Kızım, güçlü ol.” O an anladım ki bu evde tek dayanağım annemdi.
Annem hastaneden çıktıktan sonra babamla aramızdaki mesafe iyice açıldı. Artık konuşmuyorduk bile. Baran ise kendi hayatına devam ediyordu; bana karşı hep mesafeliydi. Bir gün cesaretimi toplayıp babama mektup yazdım:
“Baba,
Ben de senin kızınım. Bir kez olsun bana da sarılmanı, benimle de gurur duymanı isterdim. Biliyorum belki değişmezsin ama bilmeni isterim ki ben de varım.”
Mektubu odasının kapısına bıraktım ama hiçbir zaman cevap gelmedi.
Yıllar geçti; üniversiteyi kazandım ve başka bir şehre taşındım. Annem her hafta aradı; babam ise sadece bayramlarda telefona geldiğinde kısa konuştu: “Nasılsın?”
Bir gün annem aradı: “Baban rahatsızlandı.” İstanbul’a döndüm; hastane odasında babam bana baktı:
“Zeynep… Sen büyüdün mü böyle?”
Gözlerim doldu: “Evet baba, büyüdüm.”
Babam başını eğdi: “Sana iyi bir baba olamadım.”
O an içimdeki tüm öfke ve kırgınlık yerini hüzne bıraktı.
Şimdi 25 yaşındayım; kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Annemi her fırsatta ziyaret ediyorum; babamla aramızda hâlâ mesafe var ama artık kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.
Bazen düşünüyorum: Bir çocuğun hayatında sevgi ve ilgi bu kadar önemliyken, neden bazı anne-babalar bunu göremiyor? Sizce affetmek mi zor, yoksa unutmak mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?