Kırk Yılın Sessizliği: Islak Bir Kediyle Başlayan Hayatımın Yeniden Doğuşu
“Anne, lütfen! O kediyi içeri almazsak ölecek!” diye bağırdım, yağmurun camı dövdüğü o gece. Annem, mutfağın kapısında ellerini önünde kavuşturmuş, gözlerini kaçırıyordu. Babam ise koltuğunda gazetesini katlayıp bana bakmadan, “Sokak hayvanı eve alınmaz, kızım,” dedi. O an içimde bir şey koptu. Sanki kırk yıl boyunca üzerime örttükleri battaniye bir anda çekilmişti.
Adım Elif. Kırk yaşındayım ve hâlâ annemle babamın evinde yaşıyorum. İstanbul’un eski semtlerinden birinde, dört odalı geniş bir evde, yıllardır aynı rutinin içinde sıkışıp kalmıştım. Avukatım; işim var, param var ama kendi hayatım yoktu. Annem her sabah kahvaltımı hazırlar, babam akşam haberlerini izlerken bana günün siyasetini anlatırdı. Ben ise çoğu zaman onlara uyum sağlamak için susardım. Arkadaşlarım evlenip çocuk sahibi olmuş, başka şehirlere taşınmıştı. Ben ise annemin gözünde hâlâ “küçük kız”dım.
O gece, işten eve dönerken apartmanın girişinde titreyen, sırılsıklam bir kedi gördüm. Gözleriyle bana öyle bir baktı ki, içimde yıllardır bastırdığım tüm duygular bir anda yüzeye çıktı. Onu kucağıma aldım, eve çıkardım. Annem ilk başta izin vermedi; “Evimizde hayvan istemiyorum,” dedi. Babam ise “Bir gece kalır, sabah götürürsün,” diye kestirip attı. Ama o gece boyunca kedinin başında beklerken, kendi hayatımı düşündüm. Ne zaman kendi kararlarımı vermiştim ki? Ne zaman gerçekten Elif olmuştum?
Sabah olduğunda annem mutfağa girdiğinde beni yerde, kedinin yanında uyurken buldu. Yüzünde hem şaşkınlık hem de endişe vardı. “Kızım, bu yaştan sonra başımıza iş açma,” dedi. O an içimde bir öfke kabardı. “Anne, ben kırk yaşındayım! Hâlâ kendi hayatımı kuramadım çünkü sizden ayrılamadım!” diye bağırdım. Annem gözyaşlarını tutamadı; “Biz seni korumak istedik,” dedi. Babam ise sessizce odasına çekildi.
O gün işyerine giderken kafam karmakarışıktı. Meslektaşım Zeynep’le öğle yemeğinde buluştum. Ona her şeyi anlattım. “Elif, senin gibi kaç kadın var biliyor musun? Hepimiz ailemizi üzmemek için kendi hayatımızdan vazgeçiyoruz,” dedi. O an anladım ki yalnız değildim. Ama bu zinciri kırmak zorundaydım.
Akşam eve döndüğümde annem sofrayı hazırlamıştı. Masada üç tabak vardı; biri de kedi için. “Adını ne koydun?” diye sordu annem sessizce. Gözlerim doldu; “Umut,” dedim. O an annemin yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Ama işler kolay değildi. Babam günlerce benimle konuşmadı. Evde soğuk bir hava esti. Annem ise arada sırada kediyi sever gibi yapıp sonra elini yıkadı. Bir akşam babam televizyonun sesini açıp “Bu evde artık huzur yok,” dedi. O an dayanamadım; “Baba, ben de huzur bulamıyorum yıllardır! Kendi hayatımı kurmak istiyorum!” dedim.
O gece odamda sabaha kadar ağladım. Umut yanıma sokuldu; sanki yıllardır aradığım teselliyi o küçük bedende buldum. Sabah olduğunda kararımı vermiştim: Kendi evime çıkacaktım.
Bunu aileme söylediğimde annem fenalaştı; “Bizi bırakıp nereye gideceksin?” diye ağladı. Babam ise ilk defa gözlerimin içine bakarak “Kızım, biz sana güvenemedik mi?” dedi. O an anladım ki onların korkuları benim zincirim olmuştu.
Ev arama süreci sancılı geçti. İstanbul’da kiralar ateş pahasıydı; işyerime yakın küçük bir daire buldum ama maddi olarak zorlanacaktım. Yine de vazgeçmedim. Zeynep bana destek oldu; “Elif, bu senin hayatın!” dedi.
Taşınma günü geldiğinde annem kapıda ağladı; “Her sabah kahvaltını hazırlayamayacağım artık,” dedi. Babam ise sessizce elimi tuttu; “İyi bak kendine,” dedi.
Yeni evimde ilk gece Umut’la birlikte yere oturup ağladım; hem özgürlüğümün hem de yalnızlığımın ağırlığı üzerime çöktü. Ama sabah olduğunda güneş pencereden içeri sızarken içimde hafif bir umut hissettim.
Günler geçtikçe kendi düzenimi kurmaya başladım. İlk kez ne yemek yiyeceğime, hangi saatte yatacağıma kendim karar verdim. Annem her gün aradı; bazen ağladı, bazen kızdı ama zamanla alıştı.
Bir akşam babam aradı; “Annen iyi değil, seni çok özlüyor,” dedi. Eve gittim; annem beni görünce sarıldı ve ağladı: “Kızım, biz seni kaybetmekten korktuk ama asıl seni hiç yaşamana izin vermeyerek kaybetmişiz.”
O an içimdeki kırgınlık yerini huzura bıraktı. Ailemle aramdaki bağ kopmadı ama artık kendi hayatımı yaşıyordum.
Şimdi penceremin önünde Umut’la birlikte otururken düşünüyorum: Acaba kaç kadın hâlâ ailesinin gölgesinde kendi hayatını yaşamaktan korkuyor? Siz hiç zincirlerinizi kırabildiniz mi?