Bir Yuvanın En Karanlık Gecesi: Zeynep’in Sessiz Çığlığı
“Zeynep! Kalk! Şimdi konuşacağız!” Murat’ın sesi, gecenin sessizliğini yırtarken içimdeki korku, utanç ve pişmanlık birbirine karıştı. Gözlerimi ovuşturup yataktan doğruldum. O an, her şeyin bittiğini hissettim. Yıllardır sakladığım sır, artık sadece bana ait değildi. Murat’ın gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı vardı; bana bakarken sanki yabancı birini görüyordu.
“Ne oldu Murat? Lütfen, sakin ol…” dedim titrek bir sesle. O ise elindeki telefonu bana fırlattı. Ekranda, Ahmet’le olan mesajlarımız vardı. O an nefesim kesildi. “Bunu nasıl yaparsın Zeynep? Ben sana her şeyimi verdim! Ailemizi, çocuklarımızı düşünmedin mi hiç?” diye bağırdı.
Sözler boğazımda düğümlendi. “Murat, ne olur… Bir hata yaptım. Ne olur affet…” dedim ama biliyordum; bu cümleler hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. O gece Murat, valizimi hazırladı ve beni evden kovdu. “Sana para bırakıyorum, çocukların geleceği için de gerekeni yapacağım. Ama bir daha asla bu eve dönmeyeceksin! Benim için öldün Zeynep!” dedi. Kapıdan çıkarken oğlum Emir’in uykulu gözleriyle bana bakışını asla unutamayacağım.
O gece sokakta yürürken, İstanbul’un soğuk rüzgarı yüzüme çarpıyordu. Annemi aradım; telefonda ağladım. “Anne, ben ne yaptım?” dedim. Annem ise sadece sessizce ağladı. “Kızım, insan bazen yanlış yapar ama… Herkesin affı farklıdır,” dedi.
Ertesi gün, ablam Gülşah’ın evine sığındım. O da bana kızgındı ama kapısını açtı. “Zeynep, nasıl böyle bir şey yaparsın? Murat seni el üstünde tutuyordu! Şimdi ne olacak çocuklar?” dedi. Sustum. Çünkü cevabım yoktu.
Günler geçtikçe mahallede dedikodular başladı. Komşuların bakışları, fısıldaşmaları… Markete gittiğimde kasiyer Ayşe Hanım’ın yüzüme bakmadan para üstü vermesi bile canımı acıtıyordu. Herkesin gözünde artık ben; yuvasını dağıtan, çocuklarını ortada bırakan kadındım.
Bir gün Emir’i okuldan almak için gittiğimde, eski kayınvalidem Nermin Hanım beni okul kapısında bekliyordu. Gözleri doluydu ama sesi sertti: “Zeynep, oğlumun hayatını mahvettin! Torunlarımı da… Onları bir daha göremeyeceksin!” dedi ve arkasını dönüp gitti.
O an dizlerimin bağı çözüldü. Kaldırımda oturup ağladım. Yanıma yaşlı bir kadın geldi; “Kızım, her şey geçer… Allah affederse kullar da affeder,” dedi ama ben kendimi affedemiyordum ki.
Geceleri ablamın salonunda uyurken, geçmişi düşünüyordum. Murat’la ilk tanıştığımız günü… Onun bana nasıl aşkla baktığını… Sonra evliliğimizin ilk yıllarındaki mutluluğu… Ama zamanla aramızdaki mesafe büyümüştü. Murat işine gömülmüş, ben ise çocuklarla ve ev işleriyle baş başa kalmıştım. Ahmet ise eski bir arkadaşımızdı; bana ilgi göstermişti, dinlemişti… O anlarda kendimi değerli hissetmiştim ama şimdi bunun ne büyük bir hata olduğunu anlıyordum.
Bir akşam ablamla mutfakta otururken konu yine açıldı. “Zeynep, neden yaptın? Gerçekten sevdin mi o adamı?” diye sordu Gülşah. Gözlerim doldu; “Hayır… Sadece görülmek istedim abla. Birinin bana ‘sen de varsın’ demesini istedim,” dedim.
Ablam başını salladı; “Ama bedeli çok ağır oldu,” dedi sessizce.
Aylar geçti. Murat boşanma davası açtı. Mahkemede karşı karşıya geldiğimizde göz göze bile gelemedik. Hakim nafaka ve çocukların velayetini Murat’a verdi. Ben ise sadece haftada bir kez çocuklarımı görebilecektim.
İlk görüş günü Emir ve Elif’i parka götürdüm. Elif bana sarıldı ama Emir uzak durdu. “Anne, neden gittin?” dedi gözlerimin içine bakarak. Cevap veremedim; sadece ağladım.
O günden sonra hayata tutunmak için iş aramaya başladım. Üniversite mezunuydum ama yıllardır çalışmamıştım. Bir tekstil atölyesinde işe girdim; sabah altıda kalkıp akşam sekizde eve dönüyordum. Ellerim nasır tuttu ama en azından kendi ayaklarım üzerinde durmaya başladım.
Bir gün iş çıkışı eve dönerken eski komşum Melek Hanım’la karşılaştım. Bana sarıldı; “Zeynep, herkes hata yapar kızım… Ama sen güçlü olmalısın,” dedi. O an anladım ki; hayat devam ediyor ve ben de devam etmek zorundaydım.
Yalnızlık geceleri daha çok acıtıyor insanı… Bazen pencereden dışarı bakıp eski evimi, çocuklarımı düşünüyordum. Murat’ın bana olan öfkesi dinmemişti; telefonda konuştuğumuzda sadece resmi cümlelerle cevap veriyordu.
Bir gün Emir hastalandı; hastaneye kaldırılmıştı. Gülşah’la birlikte hemen hastaneye koştum ama Murat beni kapıda karşıladı: “Burada olmanı istemiyorum Zeynep,” dedi soğuk bir sesle. İçeri giremedim; koridorda sabaha kadar bekledim.
Sabah olunca Murat çıktı; “Emir iyi olacak ama seni görmek istemiyor,” dedi ve arkasını döndü. O an içimde bir şeyler koptu sanki…
Aylar geçti; hayat yavaş yavaş normale dönmeye başladı ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Çocuklarımı her gördüğümde gözlerinde bir soru vardı: “Neden?”
Şimdi bu satırları yazarken hâlâ kendime soruyorum: Bir insan bir hatayla tüm hayatını mahvedebilir mi? Affetmek mümkün mü? Siz olsaydınız ne yapardınız?