Bir Çocuğun Umudu: Yasakların Gölgesinde Bir Aile Arayışı
“Beni neden alamıyorsunuz? Ben de insanım!” diye bağırdım, gözyaşlarımı tutamadan. O an, yetimhanenin soğuk duvarları arasında yankılanan sesim, sanki tüm kasabayı sarstı. Müdire Hanım, gözlüklerinin üzerinden bana baktı, sesi titrek ama kararlıydı: “Yusuf, biliyorsun ki kanunlar böyle. Herkes seni evlat edinemiyor.”
O an içimde bir şeyler koptu. Annemi ve babamı kaybettiğim o kazadan sonra, hayatımda ilk defa birinin bana gerçekten sahip çıkmasını istemiştim. Ama her seferinde önüme çıkan duvarlar, beni daha da yalnızlaştırıyordu. Yetimhanede geçen dördüncü yılımda, artık umudumu kaybetmek üzereydim.
Kasabamızın tek eğlencesi, eski kültür merkezinde düzenlenen gösterilerdi. O gün de çocuklarla birlikte sıraya dizilip içeri girdik. Sahneye yaşlı bir adam çıktı: Mahmut Bey, kasabanın meşhur illüzyonisti. Elinde eski püskü bir şapka, gözlerinde ise yılların yorgunluğu vardı. Ama gösteri başladığında, herkes gibi ben de büyülenmiştim.
Gösterinin sonunda Mahmut Bey gönüllü istedi. Elimi kaldırdım, sahneye çıktım. Bana sordu: “Bir dilek hakkın olsa ne isterdin?”
İçimden geçenleri söylemekten çekinmedim: “Bir aile isterdim.”
Salonda derin bir sessizlik oldu. Mahmut Bey’in gözleri doldu. “Bazen en büyük sihir, kalpten geçen dileklerde gizlidir,” dedi ve elini omzuma koydu.
Gösteriden sonra kulise gittim. Mahmut Bey bana çay ikram etti. “Bak Yusuf,” dedi, “Hayatta bazı şeyler için mücadele etmen gerekir. Kanunlar bazen insanları korumak için vardır ama bazen de insanları yalnız bırakır.”
O gece uyuyamadım. Sabah olunca en yakın arkadaşım Zeynep’e koştum. Ona planımı anlattım: “Beni tek başıma alamıyorlarsa, belki başka bir çocukla birlikte alabilirler.”
Zeynep şaşkınlıkla baktı: “Nasıl yani?”
“Mesela seni ya da başka birini de isterlerse… Belki birlikte bir aile bulabiliriz.”
Zeynep’in gözleri parladı. “Ama Yusuf, kim ister ki iki çocuğu birden?”
İşte o an pes etmemeye karar verdim. Her hafta kültür merkezindeki gösterilere gittim. Mahmut Bey bana destek oldu, bazen cebime harçlık koydu, bazen de sadece yanında oturup sessizce konuştu.
Bir gün kasabaya yeni taşınan bir aile geldi: Demir ailesi. Anne Gülseren Hanım, babaysa öğretmen Mehmet Bey’di. Onların da çocukları yoktu ve koruyucu aile olmak istiyorlardı.
Bir gün Mahmut Bey beni yanlarına götürdü. Gülseren Hanım bana sarıldı: “Senin gibi akıllı bir çocuğa ihtiyacımız var,” dedi.
Ama işler o kadar kolay değildi. Yetimhane müdüresi ve sosyal hizmetler görevlileriyle uzun görüşmeler yapıldı. Kanunlar gereği aynı anda iki çocuğu almak zordu. Ama ben pes etmedim.
Bir gün Zeynep’le birlikte Demir ailesinin evine davet edildik. Sofrada sıcak çorba, taze ekmek ve bolca sevgi vardı. O akşam ilk defa kendimi bir ailenin parçası gibi hissettim.
Ama ertesi gün yetimhaneye döndüğümüzde müdire hanım bizi çağırdı: “Yusuf, Zeynep… Sizi ayrı ayrı vermemiz mümkün değil. Ya ikiniz de kalırsınız ya da sadece biri gider.”
O gece Zeynep’le yatağımızda sessizce ağladık. “Sen git Yusuf,” dedi Zeynep, “Ben alıştım buraya.”
Ama ben kabul etmedim. “Ya ikimiz ya hiç,” dedim.
Günler geçtikçe kasabada bu hikaye duyuldu. Mahalleli kadınlar aramızda para topladı, Demir ailesi sosyal medyada kampanya başlattı. Herkes bizim için uğraşıyordu.
Bir sabah sosyal hizmetlerden bir görevli geldi: “Yusuf ve Zeynep’in durumu özel olarak değerlendirilecek,” dedi.
Aylar süren bekleyişten sonra karar çıktı: Demir ailesi koruyucu ailemiz olacaktı! O gün Demir ailesinin kapısından içeri girdiğimde, Gülseren Hanım’ın gözyaşları içinde bizi kucaklamasını asla unutmayacağım.
Ama hayat yine kolay değildi. Yeni evimizde alışmak zaman aldı. Mehmet Bey bazen çok disiplinliydi; sofrada konuşmamızı istemezdi. Gülseren Hanım ise her şeye yetişmeye çalışırken bazen sinirlenirdi.
Bir gün Zeynep’le kavga ettik; odaya kapanıp ağladım. Mehmet Bey kapıyı çaldı: “Yusuf, burada artık yalnız değilsin,” dedi sessizce.
O an anladım ki aile olmak sadece aynı evde yaşamak değilmiş; birlikte ağlamak, gülmek ve mücadele etmekmiş.
Şimdi 18 yaşıma girmek üzereyim. Geçmişime baktığımda hâlâ o soğuk yetimhane duvarlarını hatırlıyorum ama artık içimde umut var.
Peki sizce aile olmak ne demek? Kanunlar mı belirler yoksa kalpten gelen sevgi mi? Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız?