Bir Poşetin İçinde Hayat: Ayten Teyze’nin Sessiz Çığlığı
— Hanımefendi, bakar mısınız? Burada öylece duramazsınız, diğer müşteriler rahatsız oluyor…
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Sanki yıllardır sırtımda taşıdığım yorgunluk, bir anda omuzlarıma daha da ağır bastı. Elimdeki buruşuk poşeti biraz daha sıktım. İçinde sadece eski bir hırka ve oğlumdan kalan bir fotoğraf vardı. Yıllar önce kaybettiğim oğlumun yüzüne bakmak bile bazen bana güç veriyordu; ama şimdi, bu mağazada, iki genç satıcının küçümseyen bakışları arasında kendimi daha da yalnız hissettim.
— Sadece… bir hırka bakacaktım, dedim kısık sesle. Kış geliyor, evdeki hırkam artık çok eski…
Satıcı kızlardan biri, Zeynep yazıyordu yaka kartında, gözlerini devirdi. Diğeri ise fısıldadı:
— Ayşe, bırak baksın işte, nasıl olsa bir şey almaz.
Ayaklarımda yılların izini taşıyan sandaletlerimle reyonların arasında dolaşmaya başladım. Her adımda, sanki mağazanın zeminine değil de geçmişime basıyordum. Gençliğimde annemle birlikte pazara giderdik; annem bana hep “Ayten, insanın onuru cebindeki paradan daha değerlidir,” derdi. Ama şimdi, cebimdeki üç beş kuruşla onurumu korumak ne kadar mümkün?
Bir hırka buldum. Rengi solmuştu ama bana sıcak gelir diye düşündüm. Elimi uzattığımda Zeynep hızla yanıma geldi:
— Onun fiyatı biraz yüksek hanımefendi, dedi. Belki şurada indirimdekilere bakmak istersiniz?
Sesi kibardı ama gözlerinde sabırsızlık vardı. Sanki bir an önce gitmemi istiyordu. O an içimdeki bütün cesaret kırıldı. Hırkayı yerine bıraktım. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Annemden kalan sabrımla başımı eğip reyondan uzaklaştım.
Mağazanın köşesinde genç bir kadın müşteriyle karşılaştım. O da bana şöyle bir baktı, sonra hızla yanımdan geçti. İnsanlar yaşlılığı sadece yorgunluk sanıyorlar; oysa yaşlılık, görünmez olmak demekmiş meğer.
Birden aklıma kızım Elif geldi. Aylarca aramadı beni. Torunumu en son geçen bayramda görmüştüm. O da büyümüş, beni tanımaz olmuştu neredeyse. Elif’in bana kırgın olduğunu biliyorum; ama ben de ona kırgınım. Eşim vefat ettiğinden beri bu şehirde tek başıma ayakta kalmaya çalışıyorum. Komşular bazen yardım ediyor ama çoğu zaman yalnızım.
Bir köşede durup nefes almaya çalışırken, mağazanın kapısı açıldı ve içeriye iki genç girdi. Kahkahalarla konuşuyorlardı:
— Kanka, şu cekete bak! Tam sana göre!
Onların neşesiyle benim sessizliğim arasında uçurum vardı. O an kendimi bu dünyaya ait hissetmedim. Sanki herkes gençliğin ve paranın peşindeydi; benim gibi yaşlı ve yoksul biri ise sadece yük oluyordu.
Satıcılar tekrar bana baktı. Bu kez Ayşe yanıma yaklaştı:
— Hanımefendi, yardımcı olabileceğimiz bir şey var mı?
Sesinde samimiyet yoktu. Sadece prosedürü yerine getiriyordu.
— Sağ olun kızım, dedim. Ben biraz bakıp çıkacağım zaten.
O sırada mağazanın arka tarafında bir çocuk ağlamaya başladı. Annesi telaşla çocuğu susturmaya çalışıyordu. O an içimde bir sıcaklık hissettim; annelik duygusu hiç kaybolmuyor demek ki…
Birden karar verdim: Hırkayı almayacaktım. Zaten param yetmeyecekti ve bu bakışların arasında kendimi daha fazla küçültmek istemedim.
Çıkışa yöneldim. Kapıya vardığımda Zeynep’in sesi arkamdan geldi:
— Hanımefendi, bir şey almadınız mı?
Dönüp baktım ona. Gözlerimin içine bakmadı bile.
— Yok kızım, alacak param yok zaten… dedim usulca.
Dışarı çıktığımda hava serinlemişti. Poşetimi biraz daha sıktım elimde. Yolda yürürken insanların bana nasıl baktığını düşündüm. Kimse yaşlıların gözlerinin içine bakmıyor artık; kimse onların hikayesini merak etmiyor.
Eve vardığımda kapının önünde komşum Fatma Hanım’ı gördüm.
— Ayten abla, iyi misin? Yüzün solgun gibi…
Bir an duraksadım. Gözlerim doldu yine.
— İyiyim Fatma’cığım… Sadece biraz yoruldum bugün.
Fatma Hanım elini omzuma koydu:
— Gel, sana sıcak bir çay koyayım da içini ısıtsın.
O an anladım ki bazen en büyük zenginlik, birinin sana değer vermesiymiş.
Çayımı içerken pencereden dışarıya baktım. İnsanlar aceleyle oradan oraya koşuyordu; kimse kimseye bakmıyordu bile.
Kendi kendime sordum: Biz ne zaman bu kadar yabancı olduk birbirimize? Yaşlılık sadece bedenin değil, ruhun da yorulması mı? Yoksa asıl yorgunluk, kimsenin seni görmemesi mi?
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey biraz empati… Sizce de öyle değil mi?