Bir Büyükanne Olarak Sessiz Çığlığım: Kırık Bir Ailenin Hikayesi
“Anne, neden hep ablamı daha çok seviyorsun?”
Bu cümleyi duyduğum an, içimde bir şeyler koptu. Torunum Elif’in sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Kızım Zeynep ise gözlerini kaçırdı, elleriyle çay bardağını sıktı. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim korkuların gerçek olduğunu anladım: Kızım, iki çocuğu arasında ayrım yapıyordu ve ben, bir büyükanne olarak buna sessiz kalıyordum.
Benim adım Hatice. Yetmiş yaşındayım. Hayatım boyunca ailemin bir arada kalması için uğraştım. Eşim Mehmet’i genç yaşta kaybettim; Zeynep’i ve kardeşini tek başıma büyüttüm. Zeynep’in anneliğiyle gurur duymak isterdim ama her geçen gün, onun çocuklarına olan sevgisindeki adaletsizliği daha fazla görmezden gelemiyorum.
Zeynep’in iki çocuğu var: Elif ve ablası Derya. Derya başarılı, çalışkan, annesinin gözbebeği. Elif ise içine kapanık, sessiz, çoğu zaman gölgede kalan çocuk. Zeynep’in Derya’ya olan sevgisi o kadar belirgin ki, Elif’in gözlerinde her gün biraz daha büyüyen bir kırgınlık görüyorum.
Bir akşam yemeğinde, Derya’nın sınavdan aldığı yüksek notu kutlamak için pasta alındı. Elif ise köşede sessizce oturuyordu. “Elif sen de bir şey söyle,” dedi Zeynep, ama sesi öylesineydi; sanki Elif’in varlığı sadece bir formaliteydi. O an dayanamadım:
“Elif de bugün resim yarışmasında derece almış Zeynep,” dedim. “Hiç sormadın bile.”
Zeynep bana kısa bir bakış attı, sonra başını çevirdi. “Derya’nın sınavı daha önemli anne,” dedi. Elif’in gözleri doldu, başını önüne eğdi.
O gece Elif yanıma geldi. “Babaanne, ben kötü bir çocuk muyum?” diye sordu. Kalbim paramparça oldu. Ona sarıldım, saçlarını okşadım. “Hayır yavrum,” dedim, “sen çok değerlisin.” Ama biliyorum ki benim sevgim onun yarasını tamir etmeye yetmiyor.
Zeynep’le konuşmaya karar verdim. Bir sabah mutfakta yalnızken ona yaklaştım:
“Zeynep,” dedim, “Elif’e biraz daha ilgi göstermelisin. Çocuklar arasında ayrım yapmak iyi değil.”
Yüzüme baktı, gözlerinde öfke vardı. “Anne, sen karışma. Ben çocuklarımı nasıl yetiştireceğimi biliyorum.”
O an sustum. Kendi kızımla bile konuşamıyordum artık. İçimdeki suçluluk duygusu büyüdü; belki de ben de Zeynep’i büyütürken hata yapmıştım.
Günler geçtikçe evdeki gerginlik arttı. Derya annesinin gölgesinde büyürken özgüveni tavan yaptı; Elif ise içine kapandı, odasından çıkmaz oldu. Bir gün okuldan aradılar: Elif’in dersleri düşmüş, öğretmeni endişeliydi.
Zeynep eve geldiğinde öfkeyle bağırdı: “Sen neden böyle oldun Elif? Ablan gibi ol biraz!”
Elif ağlayarak odasına kaçtı. Ben ise Zeynep’in ardından koştum:
“Yeter artık!” dedim titreyen sesimle. “Bir çocuğu diğerinden üstün tutmak onları mahveder!”
Zeynep bana döndü, gözlerinde yaşlar vardı ama gururu izin vermedi ağlamasına. “Anne ben de yoruldum! Hep Derya’dan beklenti var, Elif ise hiçbir şey istemiyor! Ne yapayım?”
O an anladım ki Zeynep de kendi anneliğiyle savaşıyordu. Belki de toplumun baskısı, çevrenin beklentileri onu bu hale getirmişti. Ama sonuçta olan çocuklara oluyordu.
Bir gece Elif yanıma geldi ve fısıldadı: “Babaanne, ben başka bir şehirde okumak istiyorum. Burada nefes alamıyorum.”
İçim acıdı ama onu anladım. Ona destek olmaya karar verdim. Zeynep’e bu kararı söylediğimde kıyamet koptu:
“Sen mi doldurdun kafasını anne? Kızımı benden koparamazsın!”
Gözyaşları içinde ona sarıldım: “Zeynep, bazen çocuklarımızı sevmek onları serbest bırakmaktır.”
Aylar geçti. Elif başka bir şehirde okumaya başladı; bana sık sık mektup yazdı. İlk defa mutlu olduğunu söylediğinde içimde buruk bir sevinç hissettim.
Evimizde ise soğuk rüzgarlar esmeye devam etti. Zeynep’le aram açıldı; Derya ise annesinin gölgesinde büyümeye devam etti ama zamanla o da yalnızlaştı.
Şimdi yaşlı gözlerle geçmişe bakıyorum ve kendime soruyorum: Bir ailede adaletli sevgi mümkün mü? Anneler ve babalar çocuklarını gerçekten eşit sevebilir mi? Yoksa hepimiz kendi yaralarımızı çocuklarımıza mı aktarıyoruz?
Bazen geceleri dua ediyorum: Allah’ım, ailemizi yeniden bir araya getir; çocuklarımızı birbirine düşman etme.
Sizce bir anne ya da baba çocukları arasında ayrım yaparsa bunun telafisi olur mu? Yoksa bazı yaralar ömür boyu kapanmaz mı?