Aç Komşum Zeynep: Çocukluğumun Sessiz Çığlığı

“Anne, Zeynep yine kapıda bekliyor.” Sesim titrek, gözlerim annemin ellerinde. Annem, mutfakta bayat ekmekleri ıslatırken bir an duraksıyor, sonra bana bakmadan konuşuyor: “Biraz daha sabret kızım, herkesin sınavı farklı.” Ama ben sabredemiyorum. Çünkü Zeynep’in gözleri, açlığın ve utancın karışımıyla bana bakıyor. Ankara’nın kenar mahallelerinden birinde, üç katlı eski bir apartmanın ikinci katında kiralık bir evde yaşıyoruz. Babam memur, annem ev hanımı. Hayatımız sade ama huzurlu. Ta ki alt komşumuz Zeynep ve ailesi taşınana kadar.

Zeynep benden bir yaş küçük, incecik, saçları sürekli dağınık. Okuldan dönerken apartman kapısında beni beklerdi. “Ayşe, annen ekmek yaptı mı?” diye sorardı fısıltıyla. Bazen utanır, bazen de gözleri parlayarak sorardı. Onun bu hali beni hem üzüyordu hem de öfkelendiriyordu. Neden kimse ona yardım etmiyordu? Neden annesi yoktu? Neden babası her akşam sarhoş eve dönüyordu?

Bir gün okuldan dönerken Zeynep’i apartman girişinde buldum. Yüzünde morluklar vardı. “Babam kızdı,” dedi kısık sesle. “Yemek yoktu.” O an içimde bir şeyler koptu. Eve koştum, anneme sarıldım. “Anne, Zeynep aç! Ona yemek verelim!” Annem derin bir iç çekti, gözleri doldu. “Kızım, elimizden geleni yapıyoruz ama her şey bizim elimizde değil.”

O günden sonra annemle birlikte gizlice Zeynep’e yemek taşımaya başladık. Bazen kuru fasulye, bazen pilav, bazen de sadece bayat ekmek… Annem, “Kimse görmesin,” derdi hep. Çünkü babam bu yardımları duyarsa kızardı. “Kendi çocuğumuzdan kesecek halimiz yok!” diye bağırırdı bazen.

Bir akşam babam eve sinirli geldi. “Yeter artık!” dedi anneme. “O adam her akşam içip kavga çıkarıyor, kızı da bizim kapımıza dikiyor! Biz mi bakacağız onların çocuğuna?” Annem sessizce başını eğdi. Ben ise odama kaçıp ağladım. O gece rüyamda Zeynep’i gördüm; açlıktan yere yığılmıştı, ben ise ona uzanamıyordum.

Zeynep’in babası Mahmut Amca, işsizdi. Gündüzleri kahvede pinekler, akşamları elinde rakı şişesiyle apartmana dönerdi. Bazen apartman boşluğunda bağırır, bazen de kapı önünde yere yığılırdı. Komşular onun yüzünden apartmandan taşınmayı bile düşündüler. Ama kimse ona ya da Zeynep’e yardım etmeye cesaret edemedi.

Bir gün okuldan dönerken Zeynep’i göremedim. Kapılarını çaldım ama cevap veren olmadı. Akşam olunca anneme sordum: “Anne, Zeynep nerede?” Annem gözlerini kaçırdı: “Babası yine kavga çıkarmış… Polis gelmiş… Zeynep’i sosyal hizmetler almış.” O an içimde bir boşluk oluştu. Sanki en yakın arkadaşımı kaybetmiş gibi hissettim.

Günler geçti, haftalar… Zeynep’in yokluğu apartmanda bir sessizlik bıraktı. Mahmut Amca birkaç hafta sonra evi boşalttı; kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Ben ise her gün okuldan dönerken apartman kapısında durup Zeynep’i bekledim. Belki geri gelir diye…

Yıllar geçti, büyüdüm. Üniversiteyi kazandım, başka bir şehre taşındım. Ama o çocukluk günleri ve Zeynep’in aç bakışları hiç aklımdan çıkmadı. Bazen gece yatağımda gözlerimi kapatınca onun fısıltısını duyar gibi oluyorum: “Ayşe, annen ekmek yaptı mı?”

Şimdi düşünüyorum da… Biz gerçekten yardım edebildik mi? Yoksa sadece vicdanımızı rahatlatmak için küçük yardımlar mı yaptık? Zeynep’in hayatı değişti mi? Onun gibi binlerce çocuk hâlâ aynı gölgede yaşamaya devam ediyor mu?

Belki de en acısı şu: Bir çocuğun açlığına tanık olup da elinden fazlası gelmemek… Siz olsaydınız ne yapardınız? Gerçekten yardım etmek mümkün müydü yoksa herkes kendi sınırında mı tutsak?