Bir Mektubun Ardından: Zeynep’in Sessiz Çığlığı ve Yeniden Doğuşu
“Zeynep, bu mektubu okuduğunda ben çoktan gitmiş olacağım.”
Murat’ın el yazısıyla yazılmış bu cümle, sabahın köründe mutfak masasında bulduğum kağıdın en başında duruyordu. Ellerim titredi, gözlerim satırlarda gezindi. “Artık devam edemiyorum. Seni ve çocukları çok yordum. Beni affet.”
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır üstüme örttüğüm o kalın battaniye birden çekilmişti ve çıplak kalmıştım. Oysa dün akşam, Murat eve geç gelmişti ama ben her zamanki gibi çayını koymuş, çocukların ödevlerini kontrol etmiş, ona sormadan yemeğini ısıtmıştım. Her şey sıradandı. Ya da ben öyle sanıyordum.
Mektubu tekrar tekrar okudum. Her kelimesi, her satırı içime işledi. “Başka biri var mı?” diye sordum kendi kendime. “Yoksa sadece benden mi sıkıldı?”
O an kapı çaldı. Annemdi. Yüzümdeki ifadeyi görünce hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini.
— Zeynep, ne oldu kızım? Rengin solmuş.
— Anne… Murat… Bizi bırakmış.
Annemin gözleri doldu. “Ben sana demiştim, kızım. Çok çalışıyor, çok değişti bu adam,” dedi ama ben duymuyordum artık. Kafamda binlerce soru dönüyordu.
Çocuklar okuldaydı. Onlara ne diyecektim? Onların gözlerinin içine nasıl bakacaktım? Bir yandan da içimde garip bir öfke kabarıyordu. Yıllarca Murat’ın her dediğine boyun eğmiş, onun için işimi bırakmış, kendi ailemden bile uzaklaşmıştım. Şimdi ise bir mektupla her şeyi bitiriyordu.
O gün akşam Murat’ın telefonunu defalarca aradım. Açmadı. Mesaj attım: “Çocuklar seni soruyor.” Cevap yok.
Ertesi gün Murat’ın iş yerine gittim. Sekreteri beni görünce gözlerini kaçırdı. “Murat Bey bugün izinli,” dedi kısık sesle. O an anladım ki bir şeyler gizleniyordu.
Eve döndüğümde çocuklar gelmişti. Küçük oğlum Emir, “Anne, babam nerede?” diye sorduğunda içim parçalandı.
— Babam işte biraz fazla çalışacakmış, dedim. Gözlerim doldu ama onlara belli etmedim.
O gece uyuyamadım. Murat’ın dolabını açtım; bazı kıyafetleri yoktu. Yastığının kokusu hâlâ üstümdeydi ama o artık yoktu.
Bir hafta boyunca Murat’tan hiçbir haber alamadım. Annem yanımdaydı ama onun da gücü sınırlıydı. Komşular fısıldaşıyordu; “Murat Zeynep’i terk etmiş,” diyorlardı arkamdan.
Bir akşam kapı çaldı. Açtığımda karşımda Elif’i gördüm; Murat’ın eski iş arkadaşıydı.
— Zeynep, konuşmamız lazım, dedi telaşla.
İçeri aldım. Elif gözyaşları içinde anlatmaya başladı:
— Murat… Bir süredir şirketteki Asuman’la birlikteymiş. Herkes biliyordu ama sana söylemeye cesaret edemedik.
Dünya başıma yıkıldı o an. Demek ki başka biri vardı… Demek ki yıllardır bana yalan söylemişti.
O gece aynanın karşısına geçtim ve kendime baktım. Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım darmadağındı ama içimde garip bir güç hissettim.
— Zeynep, yeter! dedim kendi kendime. Bundan sonra kimseye boyun eğmeyeceksin!
Ertesi sabah avukata gittim. Boşanma davası açmaya karar verdim ama bu iş burada bitmeyecekti. Murat’ın bana ve çocuklara yaşattıklarının hesabını sormak istiyordum.
Bir hafta sonra Murat aradı sonunda.
— Zeynep… Konuşmamız lazım.
— Ne konuşacağız Murat? Her şeyi bitirmişsin zaten!
— Özür dilerim… Ama Asuman hamileymiş… Mecbur kaldım…
O an öfkem doruğa çıktı.
— Senin mecburiyetin çocuklarına ve bana sadık kalmaktı! dedim ve telefonu suratına kapattım.
O günden sonra hayatımı yeniden kurmaya başladım. Önce eski işime geri döndüm; yıllar sonra tekrar öğretmenlik yapmaya başladım. Çocuklarımı annemin desteğiyle büyütmeye devam ettim.
Ama içimdeki yara hâlâ kanıyordu. Murat’ın ailesi bana cephe aldı; “Sen iyi bir eş olsaydın gitmezdi,” dediler. Oysa kimse benim neler yaşadığımı bilmiyordu.
Bir gün okulda veli toplantısında Asuman’ı gördüm; karnı burnundaydı, yüzünde pişmanlık yoktu. Göz göze geldik; bana küçümseyici bir bakış attı.
O an karar verdim: Artık kimsenin beni ezmesine izin vermeyecektim.
Bir psikoloğa gitmeye başladım; ilk başta zorlandım ama zamanla içimdeki acıyı konuşarak hafiflettim. Çocuklarımla daha çok vakit geçirdim; onlara babalarının gidişinin bizim suçumuz olmadığını anlattım.
Aylar geçti… Boşanma davası sonuçlandı; mahkeme çocukların velayetini bana verdi ve Murat’a nafaka bağladı. O ise yeni hayatında mutlu görünüyordu ama ben biliyordum ki huzuru bulamayacaktı.
Bir gün Emir yanıma geldi:
— Anne, babam neden bizi bıraktı?
Gözlerim doldu ama ona sarıldım:
— Bazen insanlar hata yapar oğlum… Ama biz birlikte güçlüyüz, dedim.
Yıllar geçti… Şimdi geriye dönüp baktığımda o mektubun bana hayatımı geri verdiğini görüyorum. Evet, çok acı çektim ama artık daha güçlüyüm, daha özgürüm.
Bazen düşünüyorum: Bir insan en yakınından böyle bir ihanet gördüğünde nasıl yeniden ayağa kalkar? Siz olsaydınız ne yapardınız? Hayatta en büyük intikam, yeniden mutlu olabilmek değil mi?