Geri Dönüş Yolu Kapalı: Elif’in Sessiz Çığlığı
“Elif Hanım, sizi eve bırakmamı ister misiniz?” Hemşirenin sesiyle irkildim. Gözlerim camdan dışarıya, yağmurlu İstanbul sokaklarına dalmıştı. Hastane koridorlarının o keskin kokusu hâlâ burnumdaydı. “Teşekkür ederim, kendim gidebilirim,” dedim, ama içimde bir huzursuzluk vardı. Sanki evime değil de, yabancı bir yere gidiyordum.
Taksiyle mahalleye vardığımda, apartmanın önünde bir araba dikkatimi çekti. Bizim evde hiç böyle bir araba olmazdı. İçimde bir ağırlık, anahtarı çevirdim. Kapıyı açtığımda, içeriden kahkaha sesleri geldi. Mutfaktan gelen sesler… Bir kadın sesi…
“Kim o?” dedim titrek bir sesle. Salona adım attığımda, eşim Murat ve yanında genç, sarışın bir kadın oturuyordu. Murat’ın gözleri bana bakmamaya çalışıyordu. Kadın ise bana küçümseyici bir bakış attı.
“Elif, sen… Erken geldin,” dedi Murat, sesi boğuk ve suçlu.
“Kim bu?” dedim, gözlerim dolmuştu bile.
Kadın ayağa kalktı, “Ben Derya. Murat’ın arkadaşıyım,” dedi, ama sesinde bir meydan okuma vardı.
O an anladım. Yıllardır içimde büyüyen şüphelerin, geceleri uykusuz bırakan korkuların cevabı karşımdaydı. Murat başını öne eğdi. “Konuşmamız lazım,” dedi sadece.
Oturup konuşacak gücüm yoktu. O an tek istediğim oğlum Emir’i görmekti. “Emir nerede?” dedim.
“Annemde,” dedi Murat. “Sana söyleyecektim…”
Sanki yıllardır oynadığım hayat tiyatrosunun perdesi kapanmıştı. O geceyi hatırlamıyorum bile; sadece ağladığımı ve sabaha kadar duvara bakarak oturduğumu biliyorum.
Ertesi gün Murat’la konuştuk. “Elif,” dedi, “Yıllardır mutsuzuz. Sen hastanedeyken Derya ile tanıştım. Sana yalan söylemek istemiyorum artık.”
“Peki ya ben? Ya oğlumuz? Biz ne olacağız?”
Murat’ın gözleri doldu ama bakmadı bana. “Bilmiyorum,” dedi sadece.
Ailem için her şeyimi vermiştim. Üniversiteyi bırakıp Murat’la evlenmiştim; Emir doğduğunda iş bulup çalışmaya başlamıştım, ama Murat istemediği için işi bırakmıştım. Annem hep derdi: “Kızım, kendi ayaklarının üstünde dur.” Ben ise aşkın her şeyi çözeceğine inanmıştım.
O gün annemi aradım. “Anne, ben ne yapacağım?”
Annemin sesi titredi: “Kızım, ister gel burada kal, ister kendi yolunu çiz… Ama unutma, kimse için kendini feda etme.”
Bir hafta boyunca evde Derya ile karşılaşmamak için odama kapandım. Emir’i göremedim; Murat annesine götürmüştü. Bir sabah Derya mutfağa girdiğinde bana şöyle dedi:
“Bak Elif Hanım, bu evde iki kadın fazla. Ya gidersin ya da ben giderim.”
O an içimdeki öfke patladı: “Burası benim evim! Sen kimsin de bana böyle konuşuyorsun?”
Ama Murat araya girdi: “Elif, lütfen… Durumu daha da zorlaştırma.”
O an anladım ki bu evde artık bana yer yoktu.
Bir bavula birkaç parça eşya koyup annemin evine gittim. Emir’i göremeden gitmek içimi parçaladı. Annem beni kapıda sarıp sarmaladı; gözyaşlarımı saklamaya çalıştım ama başaramadım.
Günler geçtikçe Emir’i görememek daha da ağır gelmeye başladı. Murat telefonlarıma çıkmıyor, mesajlarıma cevap vermiyordu. Bir gün annesinin evine gittim; kapıyı kayınvalidem açtı.
“Elif, Emir burada değil,” dedi soğuk bir sesle.
“Yalan söyleme! Oğlumu görmek istiyorum!”
Kapıyı yüzüme kapattı.
O gece annemin yanında ağlarken, “Ben ne yaptım da bu hale geldim?” diye sordum kendime. Herkes bana güçlü olmamı söylüyordu ama nasıl olacaktım? Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştım; şimdi ise kendi mutluluğumun ne olduğunu bile bilmiyordum.
Bir gün eski arkadaşım Zeynep aradı. “Elif, iş arıyor musun? Bizim şirkette sekreter açığı var.”
İlk başta korktum; yıllardır çalışmamıştım. Ama başka çarem yoktu. İş görüşmesine gittim; ellerim titriyordu ama Zeynep yanımdaydı.
İşe başladığım ilk gün çok zor geçti; bilgisayar başında ağlamak istedim ama kendimi tuttum. Akşam eve döndüğümde annem bana sarıldı: “Aferin kızım, bak gördün mü? Ayakta durabiliyorsun.”
Aylar geçti; Emir’i ancak mahkeme kararıyla görebildim. Oğlum bana küskündü; babası ve Derya ona bambaşka şeyler anlatmıştı belli ki. Her görüşmemizde bana soğuk davranıyordu.
Bir gün parkta otururken Emir’e sordum: “Beni özledin mi?”
Başını eğdi: “Baba diyor ki sen bizi bırakıp gittin.”
O an içimdeki her şey yıkıldı. “Hayır oğlum,” dedim gözyaşlarımla, “Ben seni hiç bırakmadım.”
Ama anlatamıyordum; kimseye derdimi tam olarak anlatamıyordum.
Zamanla işimde daha iyi oldum; kendi paramı kazanmaya başladım. Annemle küçük bir ev tuttuk; hayatımı yeniden kurmaya çalışıyordum ama içimde hep bir eksiklik vardı: Oğlumun sevgisi…
Bir akşam Zeynep’le çay içerken sordum: “Sence insanlar neden en çok sevdiklerini en kolay harcar?”
Zeynep gözlerimin içine baktı: “Belki de önce kendimizi sevmeyi öğrenmemiz gerekiyordur.”
Şimdi geceleri uyumadan önce hep aynı soruyu soruyorum kendime: Ben nerede hata yaptım? Yoksa bazen hiçbir hata yapmasak da hayat bizi cezalandırır mı? Sizce insan kendi yolunu bulmak için neleri feda etmeli?