Kızlarım İçin Her Şeyi Feda Ettim, Şimdi Onların Sessizliğiyle Yaşıyorum
“Anne, yine mi aradın? Çok yoğunum, sonra konuşalım olur mu?”
Telefonun ucunda Elif’in sesi soğuk ve aceleciydi. Oysa ben, sabahın erken saatinde, mutfağın köşesinde, ellerim titreyerek çayımı karıştırırken sadece onun sesini duymak istemiştim. Bir annenin, kızının sesine hasret kalması ne garip bir acıymış…
Ben Zeynep. Yetmiş yaşına merdiven dayadım. Hayatım boyunca tek bir şey için yaşadım: Kızlarım Elif ve Derya’nın iyi bir hayatı olsun diye. Rahmetli eşim Hasan’la birlikte, kendi mutluluğumuzu, hayallerimizi, hatta sağlığımızı bile ikinci plana attık. Onlar okusun, güzel bir meslek sahibi olsun, kimseye muhtaç olmasınlar diye yıllarca dişimizi tırnağımıza taktık.
Hasan sabahın köründe minibüs şoförlüğüne giderdi. Ben ise evlere temizliğe… Kendi evimizin penceresinden çok başkalarının camlarını sildim. Akşamları yorgun argın eve döndüğümüzde, sofrada iki tabak fazla olsun diye çoğu zaman kendimize bir tabak eksik koyardık. Elif’in dershanesi için bileziklerimi sattığım günü hiç unutmam. Derya’nın üniversiteye gidebilmesi için yazın sıcağında temizlikten temizlik koşturduğum günleri…
Ama şimdi… Şimdi evde yalnızım. Hasan’ı iki yıl önce kalp krizinden kaybettim. O günden beri bu ev bana mezar gibi geliyor. Kızlarım ise bambaşka şehirlerde, bambaşka hayatlarda… Elif İstanbul’da büyük bir şirkette yönetici oldu. Derya ise İzmir’de bir hastanede doktor. Başarılarıyla gurur duymam gerekirken, içimde tarifsiz bir boşluk var.
Geçen bayramda Elif’i aradım. “Anne, bu sene gelemeyeceğim. Çok işim var,” dedi. Derya ise mesaj attı: “Anneciğim, nöbetteyim, seni çok seviyorum.” O kadar… Oysa ben o bayram sabahı, mutfağa erkenden kalkıp onların en sevdiği börekleri yapmıştım. Sofrada üç kişilik tabak dizmiştim; biri eksik, biri uzakta…
Bir akşam Elif’i tekrar aradım. “Kızım, sesini duymak istedim,” dedim. “Anneciğim, toplantıdayım, sonra ararım,” dedi ve kapattı. Sonra aramadı. Derya’yı aradığımda ise telefonu açmadı bile. Saatlerce elimde telefon bekledim.
Bir gün komşum Meryem Hanım uğradı. “Zeynep abla, kızların hiç gelmiyor mu?” diye sordu. Gözlerim doldu ama belli etmedim. “Çok yoğunlar,” dedim sadece. Oysa içimden geçenleri kimseye anlatamıyorum: Ben neyi yanlış yaptım? Onlar için her şeyimi feda ettim; şimdi neden bu kadar uzağımdalar?
Bir gece rüyamda Hasan’ı gördüm. Bana gülümsüyordu. “Zeynep,” dedi, “biz çocuklarımız için yaşadık ama kendimizi unuttuk.” Uyandığımda gözyaşlarım yastığıma akmıştı.
Bir sabah kapı çaldı. Heyecanla koştum; belki kızlarımdan biri gelmiştir diye… Ama kapıda postacı vardı; Elif’in gönderdiği bir kargo: İçinde pahalı bir kazak ve kısa bir not: “Anneciğim, seni seviyorum.” O an anladım ki; onlar sevgilerini artık bana eşyalarla gösteriyorlar, zamanlarıyla değil.
Bir gün cesaretimi topladım ve Elif’i tekrar aradım:
“Elif, kızım… Sana bir şey soracağım.”
“Evet anne?”
“Bana neden bu kadar uzaksınız? Ben size bir şey mi yaptım?”
Uzun bir sessizlik oldu telefonda.
“Anne… Biz büyüdük artık. Kendi hayatlarımız var. Sen de biraz kendine bakmalısın.”
O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Ben onlar için kendimi unuttum; şimdi ise bana ‘kendine bak’ diyorlardı.
O günden sonra daha az aramaya başladım onları. Onlar da beni daha az aradı zaten… Evdeki sessizlik büyüdü, duvarlar üstüme üstüme geldi.
Bir gün hastalandım; ateşim çıktı, halsiz düştüm. Kimseye haber vermedim. Komşum Meryem Hanım çorba getirdi de biraz toparlandım. Kızlarımı aramadım bile; nasıl olsa yine meşgullerdi.
Geçen hafta Elif aradı:
“Anne, iyi misin? Uzun zamandır sesin çıkmıyor.”
“İyiyim kızım,” dedim yalan söyleyerek.
“Bak anne, işten izin alırsam belki birkaç hafta sonra uğrarım.”
O an anladım ki; artık onların hayatında ben sadece bir ‘uğranacak durak’tım.
Şimdi her sabah eski fotoğraflara bakıyorum; küçükken kucağıma oturup bana sarıldıkları günlere… O zamanlar ne çok gülüyorlardı! Şimdi ise aramızda kilometrelerce mesafe ve görünmez duvarlar var.
Bazen düşünüyorum: Biz mi yanlış yaptık Hasan’la? Onlar için her şeyimizi feda ederek aslında kendimizi unuttuk ve onları da bize yabancılaştırdık mı? Belki de çocuklarımızı çok koruyup kollayarak kendi ayakları üzerinde durmalarını istedik ama bizi unutmalarına da sebep olduk…
Şimdi size soruyorum: Bir anne olarak gerçekten böyle bir yalnızlığı hak ettim mi? Siz olsanız ne yapardınız?