Kapının Önündeki Çocuklar: Bir Gecede Değişen Hayatım
“Kim o? Bu saatte?” diye seslendim, sesim titreyerek. Saat gece üçüydü ve apartmanın koridorunda yankılanan o tok kapı sesi hâlâ kulaklarımdaydı. Yatak odamdan mutfağa su almak için kalkmıştım, ama şimdi elimdeki bardakla kapıya doğru ilerlerken kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Kapının deliğinden baktım; iki küçük çocuk, biri kız biri erkek, kapının önünde titreyerek bekliyordu. Kızın saçları dağılmış, gözleri yaşlıydı. Erkek çocuğun ise elleri cebinde, başı öne eğikti.
Kapıyı araladım. “Ne oldu çocuklar? Bu saatte burada ne işiniz var?” dedim. Kız, sesi kısık ve ürkek bir şekilde, “Teyze, annemiz yok… Bizi bırakıp gitti,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllar önce kendi annemin beni bırakıp gittiği geceyi hatırladım; o çaresizlik, o korku…
İçeri buyur ettim. Çocuklar ayakkabılarını çıkarmadan salona geçtiler. Küçük oğlanın adı Yusuf’muş, ablası ise Elif. Ellerini tutarken parmaklarının buz gibi olduğunu hissettim. Onlara sıcak süt hazırladım. Elif bardağı iki eliyle kavrayıp yudumladıktan sonra gözlerimin içine baktı: “Teyze, annemiz geri gelir mi?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Yıllardır yalnız yaşayan, kendi yaralarını sarmaya çalışan bir kadındım ben. Hayatım boyunca kimseye güvenmemiştim; kimse de bana güvenmemişti zaten. Ama şimdi bu iki çocuk bana sığınmıştı.
Sabah olunca komşum Ayşe Hanım kapımı çaldı. “Duydum ki gece çocuklar gelmiş sana?” dedi merakla. “Evet,” dedim, “anneleri yokmuş.” Ayşe Hanım başını salladı: “Mahallede konuşuluyor, anneleri kocası tarafından sürekli dövülüyormuş. Kadıncağız dayanamayıp kaçmış diyorlar.” İçimde öfke ve acı birbirine karıştı.
Çocukları okula gönderdim, ama aklım onlarda kaldı. Mahallede herkes konuşuyordu: “Kadın evini terk etti, çocuklar ortada kaldı.” Kimse yardım etmeye yanaşmıyordu; herkes sadece konuşuyordu. O gün iş yerime gitmedim, çocukların babasını bulmak için mahallede dolaştım. Herkes farklı bir şey söyledi: “Adam içkici, şiddet yanlısı… Çocuklara da el kaldırıyormuş.”
Akşam olunca Yusuf ve Elif eve döndüler. Gözleri korku doluydu. “Babamız gelir mi?” diye sordular. Onlara sarıldım: “Burada güvendesiniz,” dedim ama içimde büyük bir korku vardı. Ya babaları gelip kapımı çalarsa? Ya ben de anneleri gibi çaresiz kalırsam?
O gece uyuyamadım. Geçmişimle yüzleşmek zorunda kaldım: Annem beni terk ettiğinde kimse bana sahip çıkmamıştı. Şimdi ben bu çocuklara sahip çıkmazsam kim çıkacak? Ama ya başaramazsam? Ya onları koruyamazsam?
Ertesi gün sosyal hizmetleri aradım. Durumu anlattım ama telefondaki memur umursamaz bir sesle, “Çocukların akrabası yok mu?” diye sordu. “Yok,” dedim, “ben de akraba değilim ama onları bırakacak yer yok.” Memur, “Biz ilgileneceğiz,” dedi ama sesinde samimiyet yoktu.
O gün mahalledeki kadınlar bana cephe aldı: “Sen de başını belaya soktun! Adam belalıdır, dikkat et!” dediler. Ama ben artık geri dönemeyeceğimi biliyordum.
Bir hafta boyunca çocuklarla yaşadık. Onlara yemek yaptım, okula gönderdim, geceleri korkularını dindirmeye çalıştım. Bir gece Elif yanıma gelip fısıldadı: “Teyze, annemiz geri gelirse bizi bulur mu?” Gözlerim doldu: “Burası artık sizin eviniz,” dedim.
Bir sabah kapı tekrar çalındı. Bu kez gelen çocukların babasıydı; sarhoştu ve öfkeliydi. Kapıyı yumrukladı: “Çocuklarımı ver!” diye bağırdı. Korkudan titredim ama kapıyı açmadım. Polisi aradım. Polisler geldiğinde adam hâlâ bağırıyordu: “Onlar benim çocuklarım! Kimseye bırakmam!” Polisler adamı uzaklaştırdı ama içimdeki korku geçmedi.
O gece Elif ve Yusuf’la birlikte ağladık. Onların gözyaşları benim yıllardır sakladığım acılarımı ortaya çıkardı. O an anladım ki; bu çocuklar sadece korunmaya değil, sevilmeye de muhtaçtı.
Sosyal hizmetler sonunda geldi ve çocukları almak istediler. Elif bana sarıldı: “Teyze, bizi bırakma!” dedi hıçkırarak. Kalbim paramparça oldu; onları bırakmak istemiyordum ama yasal olarak elimden bir şey gelmiyordu.
Çocuklar giderken Elif son kez dönüp baktı: “Bizi unutma olur mu?” dedi.
O günden sonra hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Mahallede insanlar hâlâ konuşuyor: “Kadıncağız başını belaya soktu,” diyorlar. Ama ben biliyorum ki; o gece kapımı açmasaydım vicdan azabıyla yaşayacaktım.
Şimdi her gece Elif’in ve Yusuf’un bana sarıldığı o anları düşünüyorum. Bir insanın hayatı bir gecede değişebilir mi gerçekten? Siz olsaydınız ne yapardınız? Kapınızı çalan iki çocuğa sahip çıkabilir miydiniz?