Daha Fazla Dayanamıyorum: Kızımın İlgisizliği ile Torunuma Olan Sevgim Arasında

“Anne, yine mi geç kaldın? Elif’i okuldan ben mi alacağım, sen mi?”

Zeynep’in sesi mutfakta yankılandığında, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır kızımın bu soğuk, mesafeli tavrına alışmaya çalıştım ama her seferinde biraz daha kırılıyorum. Yine de torunum Elif’in gözlerindeki ışık için susuyorum. Çünkü o bana hayatın ikinci bir şansını verdi; ama Zeynep’in bana bakışlarında ne sevgi ne de minnet var.

Elif’in okul çantasını hazırlarken, içimden geçenleri bastıramadım: “Ben ne zaman sadece anneydim, ne zaman bakıcıya dönüştüm?”

Zeynep kapının önünde ayakkabılarını giyerken, bana dönüp sordu:
— Bugün Elif’i sen alırsın değil mi? Benim toplantım var, geç geleceğim.

Başımı salladım. “Tabii kızım, merak etme.”

Ama içimde biriken yorgunluk sesime yansımış olmalı ki, Zeynep kaşlarını çattı:
— Anne, lütfen sorun çıkarma. Herkesin hayatı zor. Ben de çalışıyorum.

O an gözlerim doldu. Yutkundum. “Sorun çıkarmıyorum, sadece biraz yoruldum.”

Zeynep’in cevabı kısa ve kesindi:
— Yorulmak lüks değil anne. Herkes yoruluyor.

Kapı kapandıktan sonra mutfakta bir başıma kaldım. Sessizlikte sadece saat tik takları vardı. Yıllar önce eşimi kaybettiğimde, Zeynep küçüktü. Onu tek başıma büyüttüm. Okul masrafları, hastalıklar, yalnızlık… Hepsine göğüs gerdim. Şimdi ise kızımın evinde bir gölge gibiyim.

Elif’i okuldan almaya giderken yolda kendi kendime konuşuyorum:
“Gülten, senin hayatın ne zaman sana ait oldu? Hep başkaları için yaşadın. Şimdi de torunun için…”

Okulun önünde Elif beni görünce koşarak boynuma sarıldı:
— Babaanne! Bugün resim dersinde sana çiçek çizdim!

O an içimdeki bütün kırgınlıklar bir anlığına silindi. Elif’in sıcaklığı bana güç veriyor. Eve dönerken küçük elleri elimde, bana masumca sorular soruyor:
— Babaanne, annem neden hep üzgün?

Ne cevap vereceğimi bilemiyorum. “Annen çok çalışıyor yavrum,” diyorum sadece.

Akşam olunca Zeynep eve yorgun argın dönüyor. Sofrayı hazırlamışım, Elif banyosunu yapmış, pijamalarını giymiş. Zeynep’in gözleri telefonda; bana bakmadan konuşuyor:
— Anne, yarın da Elif’i sen alırsın değil mi? Benim yine işim var.

Bir an dayanamayacak gibi oluyorum:
— Zeynep, ben de insanım. Biraz dinlenmek istiyorum.

Zeynep başını kaldırıp bana bakıyor; gözlerinde sabırsızlık var:
— Anne, ben bu evin geçimini sağlıyorum. Sen de biraz yardımcı olacaksın tabii.

İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışıyorum ama sesim titriyor:
— Ben sana annelik yaptım Zeynep. Şimdi de torunuma bakıyorum. Ama bazen… kendimi hiç kimse gibi hissediyorum.

Zeynep bir an susuyor, sonra omuz silkip odasına çekiliyor. Elif ise yanıma sokulup kulağıma fısıldıyor:
— Babaanne, ben seni çok seviyorum.

O gece uyuyamıyorum. Tavanı izlerken geçmişi düşünüyorum: Eşimle kavga ettiğimiz geceleri, Zeynep’in ateşler içinde hastaneye kaldırıldığı o korkulu sabahı… Sonra bugünü: Kızımın bana yabancılaşmasını…

Bir sabah kahvaltıda cesaretimi topluyorum:
— Zeynep, seninle konuşmak istiyorum.

Zeynep gözlerini devirmeden edemiyor:
— Anne, şimdi mi? Acelem var.

Israr ediyorum:
— Lütfen kızım… Sadece birkaç dakika.

Zeynep sandalyeye oturuyor; yüzünde bıkkın bir ifade var.
— Dinliyorum anne.

Derin bir nefes alıyorum:
— Ben seni tek başıma büyüttüm. Hiçbir zaman kolay olmadı ama hiç şikayet etmedim. Şimdi ise kendimi sadece bir bakıcı gibi hissediyorum. Biraz olsun teşekkür etmeni bekliyorum… Biraz olsun değer görmek istiyorum.

Zeynep’in gözleri doluyor ama hemen toparlanıyor:
— Anne… Ben de çok yoruldum. Hayat çok zor. Bazen seni anlamaya çalışıyorum ama…

Sözünü bitiremiyor. O an aramızda yıllardır biriken buzlar biraz olsun eriyor gibi hissediyorum ama hâlâ içimde bir boşluk var.

O gün Elif’le parka gidiyoruz. Bankta otururken yanımdaki yaşlı kadınla sohbet ediyoruz. O da torununa bakıyormuş; o da aynı yalnızlığı hissediyormuş. “Bizim neslimiz hep sessizce katlandı,” diyor kadın. “Ama artık içimizdeki sesi duymak istiyoruz.”

Eve döndüğümde Zeynep bana ilk defa teşekkür ediyor:
— Anne… Bugün Elif çok mutluydu. Sağ ol.

Gözlerim doluyor ama bu teşekkür bile yılların yorgunluğunu silemiyor.

Gece yatağımda düşünürken kendi kendime soruyorum: “Bir anne ne kadar fedakârlık yapmalı? Kendi hayatımızdan vazgeçmek zorunda mıyız? Yoksa biraz olsun kendimizi düşünmek bencillik mi?”

Siz olsanız ne yapardınız? Bir annenin sevgisi sonsuz mu olmalı yoksa bazen ‘ben de varım’ demek gerekir mi?