Bir Annem Var, Bir de Yalnızlığım: Bir Türk Kadınının Sessiz Çığlığı

“Zeynep, ben bu akşam çıkacağım. Çocuklara bakacak birini bulursun artık, değil mi?” Annemin sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki bulaşık süngerini sıktım, köpükler avucumdan taştı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. “Anne, yine mi? Bu hafta üçüncü kez çıkıyorsun. Benim de nefes almaya ihtiyacım var,” dedim, sesim titreyerek. Annem bana dönüp baktı, gözlerinde alışık olduğum o eski sıcaklık yoktu. “Zeynep, ben de insanım. Yıllarca baban için, senin için yaşadım. Şimdi biraz da kendim için yaşamak istiyorum.”

O an, annemin gözlerinde kendimi göremedim. Sanki ben ve çocuklarım onun hayatında bir yükten ibarettik. Oysa ben, iki çocuğumla birlikte bu evde her gün hayatta kalmaya çalışıyordum. Eşimden ayrılalı üç yıl olmuştu. O günden beri annemle aynı evde yaşıyor, çocuklarımı büyütmeye çalışıyordum. Ama annem, sanki torunlarının varlığını unutmuştu. Onun için artık sadece kendi hayatı, kendi mutluluğu vardı.

O gece annem kırmızı rujunu sürüp kapıdan çıkarken, ben mutfakta yere çökmüş ağlıyordum. Oğlum Emir, pijamalarıyla yanıma geldi. “Anne, neden ağlıyorsun?” diye sordu. Ona sarıldım, “Biraz yorgunum oğlum,” dedim. Kızım Defne ise odasında sessizce resim yapıyordu. Onun da gözleri hep kapıda; belki babaannesi gelir de ona masal okur diye bekliyordu.

Ertesi sabah annem eve geç geldi. Saçları dağılmış, gözleri uykusuzdu ama yüzünde bir gülümseme vardı. “Çok güzel bir geceydi,” dedi bana bakmadan. İçimdeki öfkeyi yutmaya çalıştım. Kahvaltı sofrasını hazırlarken Defne “Babaanne, bugün parkta oynar mıyız?” diye sordu. Annem başını çevirdi, “Bugün çok yorgunum Defneciğim, başka zaman olur,” dedi ve odasına kapandı.

O an anladım ki, annem artık bizimle aynı evde ama bizimle değil. Kendi dünyasında, kendi hayallerinin peşinde koşuyordu. Ben ise sabahları çocukların kahvaltısını hazırlıyor, onları okula bırakıyor, sonra eve dönüp iş arıyordum. Üniversite mezunuydum ama iş bulmak kolay değildi. Hele iki çocukla…

Bir gün okuldan aradılar; Emir ateşlenmişti. Apar topar okula gittim, onu kucağıma aldım. Eve dönerken annemi aradım; “Anne, Emir hasta. Bugün iş görüşmem var, birkaç saat çocuklara bakabilir misin?” dedim. Sessizlik oldu telefonda. Sonra “Zeynep, bugün çok önemli bir randevum var. Kusura bakma,” dedi ve kapattı.

O an dünyam başıma yıkıldı. Annem bana sırtını dönmüştü. Evde Emir’i yatırıp ateşini düşürmeye çalışırken Defne ağlamaya başladı: “Anne, neden babaannem bizi sevmiyor?” Ne diyeceğimi bilemedim. İçimdeki acıyı saklamaya çalışarak “Bazen büyükler de yorulur kızım,” dedim ama gözyaşlarımı tutamadım.

Geceleri çocuklar uyuduktan sonra sessizce ağlıyordum. Annem odasında müzik dinliyor ya da telefonda biriyle konuşuyordu. Bazen kahkahaları koridorda yankılanıyordu. Ben ise yalnızlığın içinde boğuluyordum.

Bir akşam cesaretimi topladım ve annemin kapısını çaldım. “Anne, konuşmamız lazım.” Odanın köşesinde makyaj aynasının önünde oturuyordu. “Ne oldu yine Zeynep?” dedi bıkkın bir sesle.

“Anne… Ben bu yükün altından kalkamıyorum artık. Çocuklar sana ihtiyaç duyuyor. Ben de… Senin desteğine ihtiyacımız var.”

Annem aynadan bana baktı; gözlerinde bir anlığına suçluluk parladı ama hemen kayboldu. “Zeynep, ben yıllarca kendimi feda ettim. Şimdi biraz da kendim için yaşamak istiyorum. Sen de ayakta durmayı öğrenmelisin.”

“Peki ya torunların? Onlar da mı feda?” dedim hıçkırarak.

Annem başını çevirdi: “Büyüyecekler Zeynep… Herkes kendi yolunu bulur.”

O gece uyuyamadım. Annemin sözleri beynimde yankılandı durdu: Herkes kendi yolunu bulur…

Ertesi gün sabah kahvaltısında Defne yine sordu: “Babaanne bugün bizimle oynar mı?” Annem gözlerini kaçırdı: “Bugün işim var Defneciğim.”

Çocuklarımın gözlerindeki hayal kırıklığını görmek kalbimi parçaladı.

Bir gün komşumuz Ayşe Abla kapıyı çaldı. “Kızım iyi misin? Çok solgun görünüyorsun,” dedi endişeyle.

Dayanamadım; her şeyi anlattım ona. Ayşe Abla elimi tuttu: “Evlat… Annenin yolu başka olmuş belli ki… Ama sen güçlüsün Zeynep! Yalnız değilsin; komşuların var, dostların var.”

O an ilk defa birinin beni gördüğünü hissettim.

Ama geceleri yalnızlık yine gelip boğazıma sarılıyordu.

Bir gün Defne ateşlendiğinde hastaneye tek başıma koştum; annem yine yoktu yanımda. Hastane koridorunda otururken içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı.

O gece anneme bağırdım: “Senin için ne zaman önemli olacağız anne? Biz ne zaman senin önceliğin olacağız?”

Annem sessizce ağladı; ilk defa onu bu kadar çaresiz gördüm.

“Bilmiyorum Zeynep… Kendi hayatımı kurmaya çalışırken seni kaybettim galiba,” dedi kısık bir sesle.

O an anladım ki; bazen en sevdiklerimiz bile bizi yaralayabiliyor.

Şimdi hâlâ aynı evde yaşıyoruz ama aramızda görünmez duvarlar var.

Her sabah çocuklarımı okula bırakırken içimden hep aynı soruyu soruyorum:

Bir anne ne zaman kızının ve torunlarının önünde kendi mutluluğunu seçer? Ve ben… Bu yalnızlığın içinde daha ne kadar güçlü kalabilirim?

Siz olsanız ne yapardınız? Annenize nasıl yaklaşırdınız? Yoksa her şeyi bırakıp kendi yolunuza mı giderdiniz?