Anne, Kayınvalide ve Ben: Bir Evin Sessiz Savaşı
“Sen gerçekten pancar yersen bebeğe bir şey olmaz mı?” diye sordu kayınvalidem, elindeki tahta kaşığı tencerenin kenarına vururken. Annem ise pencerenin önünde, ellerini önlüğüne silerek bana bakıyordu. “Zeynep, kızım, ben sana dedim o pancar ağır gelir, hele hamileyken!”
İçimde bir fırtına kopuyordu. Mutfakta üç kadın, üç farklı dünya. Ben, annem ve kayınvalidem. Herkes kendi doğrusunu savunuyor, ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu. O an, karnımdaki bebeğin tekmesiyle irkildim. Sanki o da bu gerginliği hissediyordu.
Eşim Emre ise salonda televizyonun sesini açmış, tartışmadan uzak durmaya çalışıyordu. Ama ben kaçamıyordum. İki annemin arasında sıkışıp kalmıştım. “Anneciğim, kayınvalidem, lütfen… Ben sadece biraz pancar çorbası içmek istedim,” dedim titrek bir sesle.
Kayınvalidem Nermin Hanım hemen atıldı: “Benim yaptığım pancar çorbası şifadır! Senin annen her şeye tuz basıyor, tansiyonun fırlayacak!”
Annem ise gözlerini devirdi: “Ben kırk yıl bu kızı büyüttüm, bir kere hastalanmadı! Senin tariflerinle mi sağlıklı olacak?”
O an gözlerim doldu. Ne yapsam yaranamıyordum. Kendi evimde bile huzur bulamıyordum. Annem iki haftalığına bize gelmişti, doğumuma az kalmıştı diye. Kayınvalidem ise zaten alt katta oturuyordu; her gün yukarı çıkıyor, bana bakmak bahanesiyle evin düzenine karışıyordu.
Bir sabah Emre işe gitmek için hazırlanırken yanıma geldi. “Zeynep, annemle anneni idare et. İkisi de seni düşünüyor aslında,” dedi usulca. Ama ben artık tükenmiştim. Her gün aynı tartışmalar, aynı laf sokmalar…
Bir gün mutfakta annemle yalnız kaldık. “Kızım,” dedi yumuşak bir sesle, “senin iyiliğin için buradayım. Ama Nermin Hanım’ın her şeye karışmasına dayanamıyorum.”
Başımı eğdim. “Biliyorum anneciğim. Ama ben de arada eziliyorum.”
O akşam yemek masasında yine bir tartışma patlak verdi. Kayınvalidem sofraya otururken anneme döndü: “Sen pilava fazla yağ koymuşsun.” Annem ise hemen karşılık verdi: “Senin gibi kuru kuru yapmıyorum, bizim usulümüz böyle.”
Emre kaşığını bırakıp bana baktı. Gözlerinde çaresizlik vardı. O an dayanamadım: “Yeter artık! Lütfen susun! Benim doğumuma az kaldı, biraz huzur istiyorum!”
İki kadın da sustu. O an ilk defa kendimi ortaya koymuştum ama içimde bir suçluluk duygusu kabardı. Annem gözlerini kaçırdı, kayınvalidem ise dudaklarını büzdü.
Gece boyunca uyuyamadım. Karnımdaki bebek hareket ettikçe içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Sabah olduğunda annemi mutfakta ağlarken buldum.
“Anne?” dedim endişeyle.
“Ben galiba sana yük oluyorum,” dedi gözyaşları içinde.
Sarılıp ağladık. O an anladım ki annem de kırılmıştı; yıllarca tek başına mücadele etmiş, şimdi ise başka bir kadının evinde misafir gibi hissediyordu.
O gün kayınvalidem de sessizdi. Akşamüstü bana yaklaşarak fısıldadı: “Zeynep, ben de kolay bir kayınvalide değilim biliyorum ama oğlumun eşi sensin, senin iyiliğini isterim.”
İçimde bir şeyler yıkıldı o anda. Hepimiz iyi niyetliydik ama birbirimizi anlamıyorduk.
Bir hafta sonra doğum sancılarım başladı. Hastaneye gittiğimizde hem annem hem kayınvalidem yanımdaydı. Doğumhanenin kapısında ikisi de dua ediyordu.
Kızımı kucağıma aldığımda gözyaşlarım sel oldu. Annem ve kayınvalidem odaya girdiklerinde ikisinin de gözleri doluydu.
“Bak,” dedim onlara, “bu kız sizin sevginizle büyüsün istiyorum. Lütfen kavga etmeyin.”
İkisi de başlarını salladı ama aralarındaki gerilimin hemen geçmeyeceğini biliyordum.
Eve döndüğümüzde yine küçük tartışmalar başladı ama bu kez ben daha güçlüydüm. Her seferinde araya girip “Şimdi önemli olan huzur,” diyordum.
Bir akşam Emre’yle balkonda otururken sordum: “Sence biz bu döngüyü kırabilir miyiz? Annelerimizin gölgesinde kendi ailemizi kurmak mümkün mü?”
Bazen düşünüyorum da; acaba kaç kadın benim gibi iki ateş arasında kalıyor? Siz olsanız ne yapardınız?