Gelinliğin Gölgesinde: Bir Türk Ailesinin Sınavı
“Sen bu evi yönetemezsin, kızım. Bizim ailemizde her şeyin bir usulü vardır!” Kayınvalidem Şükran Hanım’ın sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay tepsisi titredi; bardaklar birbirine çarptı. O an, düğünümde taktığım gelinliğin ağırlığını yeniden hissettim, ama bu kez mutluluktan değil, çaresizlikten.
Serkan’la evlendiğim gün, annem bana sarılırken “Kızım, yeni hayatında mutlu ol,” demişti. Oysa ben, yeni hayatımda her sabah kayınvalidemin bakışlarıyla uyanıyor, her akşam onun eleştirileriyle uyuyordum. İstanbul’un kenar mahallesinde, üç odalı bir evde, Serkan’ın ailesiyle birlikte yaşıyorduk. Kendi evimiz olana kadar idare edecektik, öyle demişti Serkan. Ama o “kendi evimiz” bir türlü gelmiyordu.
İlk aylar sabırla geçti. Şükran Hanım’ın “Bizim evde börek böyle açılır,” “Çamaşır böyle asılır,” “Serkan yumurtayı az pişmiş sever,” gibi cümlelerine başta gülümsedim. Ama zamanla, her hareketim eleştirilmeye başlandı. Bir gün akşam yemeğinde, Serkan’a dönüp “Senin annenin yemekleri daha lezzetliydi,” dediğinde içimde bir şeyler kırıldı.
Bir gece, Serkan’la odada tartışırken sesimiz yükseldi:
— Annem kötü niyetli değil, sadece alışkanlıkları var.
— Ama Serkan, ben burada kendimi misafir gibi hissediyorum! Hiçbir şey bana ait değil.
— Biraz daha sabret, işler düzelecek.
Ama işler düzelmedi. Serkan’ın iş yerinde maaşlar iki aydır gecikiyordu. Evdeki huzursuzluk arttıkça, maddi sıkıntılar da büyüdü. Marketten alınan en ucuz peynir bile lüks oldu. Şükran Hanım ise her fırsatta bana laf sokuyordu:
— Eskiden oğlumun yüzü daha çok gülerdi. Ne olduysa sen geldikten sonra oldu.
Bir gün annem aradı. Sesim titreyerek açtım telefonu:
— İyi misin kızım?
— İyiyim anne…
— Sesin hiç iyi gelmiyor. Bir derdin mi var?
O an ağlamamak için kendimi zor tuttum. Anneme hiçbir şey anlatamadım; çünkü biliyordum ki üzülürdü. Ama içimde birikenler gece olunca gözyaşı olup yastığıma aktı.
Bir akşam Serkan eve geç geldi. Yorgun ve moralsizdi. Ona sarılmak istedim ama Şükran Hanım araya girdi:
— Oğlum, açsın sen. Gel ben sana bir tabak hazırlayayım.
Serkan bana bakmadan annesinin peşinden gitti. O an kendimi bu evde fazlalık gibi hissettim.
Bir hafta sonra, iş yerinden Serkan’a haber geldi: İşten çıkarılmıştı. Evdeki hava daha da ağırlaştı. Şükran Hanım her fırsatta bana yükleniyordu:
— Sen uğursuz geldin bu eve! Oğlumun işi vardı, huzuru vardı…
Serkan ise içine kapandı. Onunla konuşmaya çalıştığımda ya sessiz kalıyor ya da sinirleniyordu:
— Herkes üstüme geliyor! Bir de sen dırdır etme, Zeynep!
Bir gece dayanamadım; evi terk etmeye karar verdim. Bavulumu toplarken annem aradı yine:
— Kızım, sesin kötü geliyor…
— Anne… Dayanamıyorum artık! Bu evde nefes alamıyorum.
Annem ağlamaya başladı telefonda:
— Gel kızım, kapımız sana her zaman açık.
Ama gitmedim. Çünkü Serkan’ı seviyordum ve ona söz vermiştim: “İyi günde, kötü günde…”
Bir sabah Şükran Hanım mutfakta bana yine laf sokarken dayanamadım:
— Yeter artık! Ben de insanım! Her gün aşağılanmak zorunda değilim!
Şükran Hanım şaşırdı; ilk kez ona karşı çıkmıştım:
— Bak hele! Bana mı kafa tutuyorsun? Bu evde benim sözüm geçer!
O an Serkan içeri girdi ve ilk kez annesine karşı beni savundu:
— Anne, yeter! Zeynep’e böyle davranamazsın!
Şükran Hanım sustu ama bakışlarıyla beni delip geçti.
O günden sonra evdeki hava biraz değişti ama sorunlar bitmedi. Serkan iş bulmak için çırpınıyor, ben de evde özel ders vererek üç beş kuruş kazanmaya çalışıyordum. Ama aramızdaki mesafe büyüdü; güvenimiz sarsıldı.
Bir gece Serkan’la konuşurken gözlerinin dolduğunu gördüm:
— Zeynep… Bazen düşünüyorum da… Belki de seni bu eve getirmekle hata yaptım.
O an kalbim paramparça oldu:
— Ben mi hata oldum senin için?
— Hayır… Sadece… Sana layık olamadım galiba.
İkimiz de sustuk. O gece uyuyamadım; geçmişi düşündüm: Düğünümüzdeki mutluluğu, hayallerimizi… Şimdi ise aramızda sadece sessizlik vardı.
Bir sabah pencerenin önünde otururken kendi kendime sordum: Sevgi gerçekten her şeye yeter mi? Yoksa aile baskısı ve geçim derdi en büyük aşkı bile tüketir mi?
Sizce sevgi tüm bu zorluklara rağmen ayakta kalabilir mi? Yoksa bazen gitmek mi gerekir?