Kendi Ellerimle Teslim Ettim Seni: Bir Anne, Bir Kadın, Bir Sır
— Halime, neden bu kadar acele ettin? Telefonda da konuşabilirdik, dedi Zeynep, kapıdan içeri girerken. Üzerindeki ince montu çıkarıp askıya astı. Gözlerinde yorgunluk, sesinde ise hafif bir endişe vardı.
Ben ise mutfağın kapısında dikiliyordum. Ellerim titriyordu. İçimdeki fırtına dışarı taşmasın diye dudaklarımı ısırıyordum. Zeynep’in gözlerinin içine bakmaya cesaret edemedim. Yıllardır içimde taşıdığım o yük, bugün omuzlarımdan yere düşecek gibiydi.
— Bu konuşma telefonda olmaz, dedim. Gel otur, çay koydum.
Zeynep masaya oturdu. Ben de karşısına geçtim. Ellerimi masanın üstünde kenetledim. Bir süre sessizlik oldu. Sadece mutfaktaki eski buzdolabının uğultusu duyuluyordu.
— Halime, iyi misin? Yüzün bembeyaz olmuş, dedi Zeynep.
İçimdeki kelimeler boğazıma düğümlendi. Gözlerim doldu. Oğlumun, Ali’nin çocukluğundan beri yaşadıklarımız bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Oğlum… Benim canım…
— Zeynep, dediğimde sesim çatallandı. Ben sana bir sır vereceğim. Ama bu sır, hem seni hem beni yakar.
Zeynep’in gözleri büyüdü. — Korkutuyorsun beni Halime. Neymiş bu sır?
Derin bir nefes aldım. Ellerimi sıktım. — Ali’yi… Ali’yi kendi ellerimle sana verdim. O gün… Hatırlıyor musun? O hastane odasında… Ben seni aradım. “Gel,” dedim. “Ali’yi al.” Sen de hiç tereddüt etmedin. Aldın onu kucağına.
Zeynep’in yüzü bir anda değişti. Kaşları çatıldı, dudakları titredi.
— Halime, ne diyorsun sen? O gün… Sen bana yardım istedin diye geldim ben! Ali’yi bırakıp gitmek istemedin ama mecbur kaldın…
Başımı eğdim. Gözyaşlarım masaya damladı.
— Mecburdum, evet! Ama o mecburiyetin altında başka şeyler vardı Zeynep! O gün ben… Ben oğlumu koruyamadım. Kocamdan, yani Ali’nin babasından…
Zeynep’in sesi titredi: — Halime…
— Biliyordum onun ne kadar öfkeli olduğunu! O gece eve sarhoş geldiğinde Ali’yi döveceğini hissettim. Onu korumak için seni aradım. Ama sonra… Sonra sen Ali’ye öyle bir sahip çıktın ki… Ben bile şaşırdım. Sanki kendi oğlunmuş gibi…
Zeynep başını öne eğdi. Sessizlik yine çöktü aramıza.
— Halime, ben sadece yardım etmek istedim. Senin yerinde olsam ben de aynısını yapardım.
Ama içimdeki acı dinmiyordu. O günden sonra Ali bana hep mesafeli oldu. Sanki annesi ben değilmişim gibi… Zeynep’i daha çok sevdiğini hissettim hep.
— Biliyor musun Zeynep? Bazen düşünüyorum da… Belki de oğlumu kendi ellerimle senden çaldım. Ya da sen benden çaldın… Hangisi doğru bilmiyorum artık.
Zeynep’in gözleri doldu. — Halime, ben asla senin yerini almaya çalışmadım! Ama Ali bana sığındıysa… Belki de ona ihtiyacı olan sevgiyi veremedik birlikte.
O an içimdeki öfke patladı:
— Sen benim yerimi aldın! Farkında olmadan da olsa aldın! Ali bana “anne” demeyi bıraktıktan sonra her gece ağladım ben! Senin yanında huzurlu uyuduğunu gördükçe içim yandı!
Zeynep’in sesi titredi: — Bunu hiç istemedim Halime…
Birden kapı çaldı. İkimiz de irkildik. Kapıya doğru yürüdüm, elim kapı kolunda titriyordu.
Kapıyı açtığımda karşımda Ali vardı. Yirmi beş yaşında koca adam olmuştu ama gözlerinde hâlâ o küçük çocuğun kırgınlığı vardı.
— Anne… Zeynep abla burada mı? dedi sessizce.
Bir an duraksadım. “Anne” dedi bana… Yıllar sonra ilk defa… İçimde bir şeyler kırıldı, döküldü.
— Gel oğlum, dedim kısık sesle.
Ali içeri girdi, Zeynep’e baktı. — Sizi konuşurken duydum biraz…
Zeynep hemen ayağa kalktı: — Ali, bak…
Ali elini kaldırdı: — Lütfen… Ben de konuşmak istiyorum artık.
Oturdu masaya, başını ellerinin arasına aldı.
— Ben hep iki arada kaldım anne… Sizi birbirinizden kıskandım belki de… Ama en çok da kendimi suçladım. Babamdan kaçarken sizi de birbirinizden uzaklaştırdım sanki.
Gözyaşlarımı tutamadım artık. — Oğlum, ben seni korumak istedim sadece…
Ali başını kaldırdı: — Biliyorum anne! Ama bazen insan en çok sevdiklerinden kaçıyor ya… Ben de öyle yaptım galiba.
Zeynep’in gözleri yaşla doldu: — Ali, ben seni hep kardeşim gibi gördüm… Hiçbir zaman annenin yerini almak istemedim.
Ali ikimize de baktı: — Biliyorum Zeynep abla… Ama şimdi anlıyorum ki; geçmişte yaşananları değiştiremeyiz ama birbirimizi affedebiliriz belki de.
O an içimdeki yük hafifledi sanki. Yıllardır taşıdığım suçluluk duygusu yerini buruk bir huzura bıraktı.
Ali elimi tuttu: — Anne, beni affet lütfen…
Ben de onun elini sımsıkı tuttum: — Asıl sen beni affet oğlum…
O gece uzun uzun konuştuk üçümüz de. Geçmişin yaralarını sarmak kolay olmadı ama en azından birbirimizi anlamaya başladık.
Şimdi düşünüyorum da; insan bazen en büyük fedakarlığı yaparken en derin yarayı da açabiliyor mu acaba? Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız?