“Torunları Getir, Ama Cüzdanı Unutma” – Yaşlılığın Gölgesinde Bir Anne

“Anne, bak, bu sefer torunları getireceğiz ama sen de cüzdanını unutma, tamam mı?”

Kızım Elif’in telefondaki sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O an içimde bir şeyler kırıldı. Sanki yıllardır ördüğüm o sıcak aile yuvası, bir anda soğuk bir banka şubesine dönüşüverdi. Oysa ben bu evi, çocuklarımın kahkahalarıyla, torunlarımın ayak sesleriyle doldurmak için yıllarımı verdim. Şimdi ise, torunlarımı görebilmek için cüzdanımı hazırlamam gerektiği söyleniyor.

O gün mutfakta oturmuş, ellerimle doğradığım taze fasulyeleri ayıklıyordum. Bahçeden yeni toplamıştım; kokusu çocukluğuma götürürdü beni hep. Annemin bana yaptığı gibi, ben de Elif’e ve oğlum Murat’a her zaman en güzel yemekleri yapmaya çalıştım. Ama artık sofralarımda eksik tabaklar var. Murat ayda yılda bir uğruyor, Elif ise torunlarımla birlikte geldiğinde gözleri hep saatinde, aklı ise başka yerde oluyor.

Geçen bayramda yaşananları unutamıyorum. Elif’in eşi Serkan, sofrada otururken birden bana dönüp, “Anneciğim, bu sefer harçlıkları biraz fazla verir misin? Malum, çocuklar büyüdü, ihtiyaçları arttı,” dedi. O an boğazım düğümlendi. Torunlarımın gözleri parlıyordu; onlar için para sadece bir oyun gibiydi. Ama ben biliyordum ki, bu isteklerin ardında başka bir şey vardı: Benim varlığımın değeri artık sadece verebildiğim parayla ölçülüyordu.

Bir gece, yalnız başıma otururken eski fotoğraflara bakmaya başladım. Elif’in ilkokul mezuniyetindeki heyecanı, Murat’ın ilk bisikletini aldığı günkü mutluluğu… O zamanlar bana sarılır, “Anneciğim, iyi ki varsın,” derlerdi. Şimdi ise telefonum haftalarca sessiz kalıyor. Aradığımda ise ya meşguller ya da aceleyle konuşup kapatıyorlar.

Bir gün Elif’le tartıştık. “Anne, sen de anlamıyorsun ki! Hayat çok zorlaştı. Her şey para oldu. Biz de geçinmeye çalışıyoruz,” dedi. Gözlerim doldu. “Kızım,” dedim titrek bir sesle, “Benim tek isteğim sizinle vakit geçirmek. Torunlarımı koklamak, onlara masal anlatmak…”

Elif başını öne eğdi. “Biliyorum anne,” dedi ama gözlerinde yorgunluk vardı. O an anladım ki, hayat onları da ezmişti. Ama yine de içimde bir sızı vardı; ben onların annesiydim ve hâlâ sevgime ihtiyaçları olduğunu düşünmek istiyordum.

Bir akşam Murat aradı. “Anneciğim, bu hafta sonu gelebiliriz ama biraz borca ihtiyacım var,” dedi. Yine aynı döngü… Her gelişlerinde ya bir ihtiyaç listesi ya da para talebiyle karşılaşıyorum. Onlara kızamıyorum; biliyorum ki hayat pahalı, geçim zor. Ama insan yine de sevilmek ister, sadece para kaynağı olarak görülmek değil.

Komşum Ayşe Teyze de aynı dertten muzdarip. Geçenlerde bana uğradı ve gözyaşları içinde anlattı: “Kızım arıyor ama sadece kredi kartı borcunu ödeyip ödeyemeyeceğimi soruyor.” Birbirimize sarıldık; iki yaşlı kadın olarak yalnızlığımızı paylaştık.

Bir gün torunum Defne yanıma geldi ve masal anlatmamı istedi. O an içim ısındı; demek ki hâlâ bana ihtiyaçları vardı! Defne’nin saçlarını okşarken ona dedim ki: “Biliyor musun Defneciğim, anneannenin en büyük zenginliği sizsiniz.” Defne gülümsedi ama sonra annesi Elif seslendi: “Defne hadi hazırlan, gidiyoruz!”

Kapıdan çıkarken Elif bana döndü: “Anne, geçen sefer verdiğin parayı unuttum ama bu ay biraz daha fazla verebilir misin?”

O an içimde fırtınalar koptu. “Elif,” dedim sessizce, “Ben sizin annenizim; banka değil.” Elif’in yüzü kızardı ama bir şey demedi. Kapı kapandıktan sonra evin sessizliği üzerime çöktü.

Geceleri uyuyamıyorum artık. Kafamda hep aynı sorular dönüp duruyor: Ben nerede hata yaptım? Çocuklarımı çok mu şımarttım? Onlara sevgimi gösterirken maddi olarak da her istediklerini vererek mi yanlış yaptım? Yoksa bu çağın gerçeği mi artık aileler sadece çıkar ilişkisiyle mi ayakta kalıyor?

Bir sabah bahçede otururken komşum Mehmet Amca uğradı. “Nasılsın Hatice Abla?” dedi. İçimi döktüm ona da: “Mehmet Bey, insan yaşlandıkça çocuklarının sevgisine daha çok muhasır kalıyor sence?” Mehmet Amca derin bir iç çekti: “Vallahi Hatice Abla, bizim zamanımızda büyüklerin sözü dinlenirdi; şimdi ise herkes kendi derdinde.”

O gün karar verdim; artık kendimi değersiz hissetmeyeceğim. Bahçemdeki domatesleri komşularımla paylaştım, mahalledeki çocuklara masal saatleri düzenledim. Kendi yalnızlığımı başkalarının sevgisiyle doldurmaya çalıştım.

Ama yine de geceleri yatağa uzandığımda kalbimde bir boşluk oluyor. Çocuklarımı hâlâ çok seviyorum; onlardan vazgeçemem. Ama insan bazen kendi evinde bile misafir gibi hissediyor.

Şimdi size soruyorum: Aile olmak gerçekten hâlâ sevgiyle mi ölçülüyor yoksa artık her şey parayla mı ilgili? Sizce nerede yanlış yaptık? Ben mi fazla fedakâr oldum yoksa zaman mı değişti?