Bir Anneye Yabancılaşan Oğul: Utanç Gecesinin Ardından

“Anne, yeter artık! Beni daha fazla utandırma!”

Oğlum Emre’nin sesi, salonda yankılandı. Herkesin gözü üzerimdeydi. O an, yer yarılsa da içine girsem dedim. Kızım Zeynep’in nişan törenindeydik; bütün kasaba oradaydı. Yıllardır evimizin huzurunu, çocuklarımın mutluluğunu korumak için uğraşmıştım. Ama tek bir yanlış cümlem, Emre’nin gözünde beni yerle bir etti.

O geceyi asla unutamıyorum. Zeynep’in nişanlısının ailesiyle tanışırken, heyecandan dilim dolaştı. Yanlışlıkla damadın annesine “Ayşe Hanım” yerine “Fatma Hanım” dedim. Herkes güldü, ama ben gülmedim. O anın ardından Emre yanıma gelip fısıldadı: “Anne, biraz dikkat et ya! Herkesin içinde rezil olduk.”

Oğlumun gözlerinde utanç ve öfke vardı. Oysa ben sadece heyecanlanmıştım. Yıllarca evde çocuklarımı büyütmüş, eşim Mehmet’in işine destek olmuş, ailemizin huzuru için kendimi feda etmiştim. Ama şimdi, Emre bana yabancı gibiydi.

Nişan sonrası eve döndüğümüzde Mehmet bana sarıldı: “Boşver Gülseren, olur öyle şeyler.” Ama Emre odasına kapandı. Ertesi sabah kahvaltıya inmedi. Günlerce yüzüme bakmadı. Zeynep ise bana sarılıp, “Anneciğim, herkes hata yapar,” dedi ama oğlumun sessizliği içimi kemirdi.

Kasabada dedikodular başladı. Komşumuz Şermin Hanım markette yanıma yaklaşıp sordu: “Gülseren abla, nişanda neler olmuş öyle? Emre çok bozulmuş sana.” İçimdeki utanç büyüdü. Herkesin dilindeydim artık.

Emre’yle konuşmak istedim. Akşam yemeğinde yanına oturdum:

— Oğlum, seninle konuşabilir miyiz?

Başını kaldırmadan tabağına baktı:

— Anne, konuşacak bir şey yok.

— Bak Emre, ben seni utandırmak istemedim. Sadece heyecanlandım.

— Hep böylesin zaten! Her yerde bir pot kırıyorsun. Arkadaşlarım bile dalga geçti benimle.

Sustu. İçimde bir şeyler koptu o an. Emre küçüklüğünde bana sarılır, “Dünyanın en iyi annesisin,” derdi. Şimdi ise bana yabancıydı.

Mehmet oğlumuzla konuşmaya çalıştı ama Emre hep kaçtı. Okuldan eve geç gelmeye başladı. Akşamları odasına kapanıyor, benimle göz göze gelmemeye çalışıyordu.

Bir gün okuldan aradılar; Emre’nin dersleri düşmüş. Müdür Bey çağırdı:

— Gülseren Hanım, oğlunuz son zamanlarda çok içine kapanık. Bir sorun mu var?

Ne diyebilirdim ki? “Oğlum bana kırgın çünkü nişanda yanlış isim söyledim,” mi deseydim? İçimdeki acıyı kimse anlamazdı.

Zeynep nişan hazırlıklarıyla meşguldü ama gözüm hep Emre’deydi. Mehmet ise “Zamanla geçer,” diyordu ama ben her gece ağlıyordum. Oğlumun bana sırt çevirmesi, içimde derin bir yara açtı.

Bir akşam Emre’yi mutfakta yakaladım:

— Oğlum, lütfen konuş benimle. Ne olur affet beni.

Gözleri doldu:

— Anne, anlamıyorsun! Herkesin içinde rezil oldum. Arkadaşlarım sosyal medyada bile dalga geçti benimle.

— Oğlum, ben senin annenim. Hata yaptım ama seni asla utandırmak istemedim.

— Bazen keşke daha farklı bir annen olsaydı diyorum…

Bu sözler kalbimi paramparça etti. O gece sabaha kadar ağladım. Mehmet yanıma gelip elimi tuttu:

— Gülseren, kendini suçlama. Emre büyüyor, ergenlikte zorlanıyor.

Ama ben kendimi affedemiyordum.

Kasabada dedikodular devam etti. Pazarda bile kadınlar arkamdan fısıldaşıyordu: “Gülseren’in oğlu annesine küsmüş.” Sanki herkes benim acımı biliyor ve bundan zevk alıyordu.

Bir gün annem ziyarete geldi:

— Kızım, çocuklar büyürken hata yaparız. Sen iyi bir annesin, bunu unutma.

Ama ben kendimi suçlamaktan vazgeçemedim. Emre’yle aramızdaki mesafe her geçen gün arttı. Zeynep’in düğünü yaklaşıyordu ve ben kızımın en mutlu gününde oğlumun bana küs olmasına dayanamıyordum.

Düğün günü geldi çattı. Evde büyük bir telaş vardı. Zeynep gelinliğini giyerken gözleri doldu:

— Anneciğim, bugün mutlu olmanı istiyorum.

Ama ben mutlu olamıyordum. Emre sabah erkenden çıkmıştı; düğüne gelip gelmeyeceğini bile bilmiyordum.

Düğün başladı; herkes neşeliydi ama benim içimde fırtına kopuyordu. Bir ara kapı açıldı ve Emre içeri girdi. Takım elbisesiyle yakışıklıydı ama yüzünde soğuk bir ifade vardı.

Yanıma yaklaşmadı bile; uzaktan izledi beni. Düğün boyunca göz göze gelmedik. Herkes eğlenirken ben oğlumun yokluğunu hissettim.

Gece sonunda Zeynep yanıma gelip sarıldı:

— Anneciğim, her şey çok güzeldi ama keşke Emre de bizimle olsaydı…

O an dayanamadım; gözyaşlarımı tutamadım.

Düğünden sonra evde büyük bir sessizlik vardı. Mehmet işe gidiyor, Zeynep yeni evine taşınmıştı. Evde sadece ben ve Emre kalmıştık ama aramızda görünmez bir duvar vardı.

Bir sabah Emre valizini topladı:

— Anne, ben İstanbul’a gidiyorum. Üniversiteye orada devam edeceğim.

Şaşkınlıkla baktım:

— Oğlum, neden böyle ani?

— Burada boğuluyorum anne! Herkesin dilindeyiz… Biraz uzaklaşmak istiyorum.

Valizini alıp çıktı evden. Ardından kapının kapanma sesi yankılandı kulaklarımda…

Günlerce kendime gelemedim. Evde tek başıma oturup eski fotoğraflara baktım; Emre’nin çocukluğunu düşündüm. Nerede hata yapmıştım? Bir isim karışıklığı yüzünden oğlumu kaybetmiş miydim gerçekten?

Mehmet akşam eve geldiğinde gözlerime baktı:

— Gülseren, hayat devam ediyor… Belki zamanla her şey düzelir.

Ama ben her gece oğlumun odasına girip onun kokusunu içime çekiyor, sessizce ağlıyordum.

Şimdi size soruyorum: Bir anne olarak küçük bir hata yüzünden bu kadar cezalandırılmayı hak ediyor muyum? Yoksa annelik böyle acıları da göğüslemek mi demek? Siz olsaydınız ne yapardınız?