Yemin Gölgesinde: Sevginin Zincire Dönüştüğü Hayatım

“Yine mi geç kaldın, Elif?” Murat’ın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Anahtarlarımı masaya bırakırken ellerim titriyordu. Saat henüz sekizdi, ama onun için bu çoktan bir suçtu. “İşten çıkmam geç oldu, Murat. Patronum son anda bir rapor istedi,” dedim, sesim neredeyse bir fısıltıydı. Gözlerindeki öfke, bana yine uzun bir gece yaşatacağının habercisiydi.

Dışarıdan bakınca herkes bizim ailemize imrenirdi. Bahçeli evimiz, iki katlı, beyaz boyalı; oğlumuz Ege, okulda başarılı; ben ise bir devlet dairesinde memur. Ama kimse, kapı kapandığında nefesimin nasıl daraldığını, Murat’ın bakışlarının üzerimde nasıl bir ağırlık yarattığını bilmezdi. Her hareketim, her kelimem onun kontrolündeydi. Arkadaşlarımla buluşmam yasaktı; annemi bile haftada birden fazla ararsam huzursuz olurdu.

Bir gün işyerinde Ayşe bana “Elif, iyi misin? Çok solgunsun,” dediğinde gözlerim doldu. “İyiyim,” dedim, ama sesim titredi. O an anladım ki artık bu yalanı kendime bile söyleyemiyordum.

Murat’la evlendiğimizde her şey çok güzeldi. Üniversitede tanışmıştık; bana şiirler okur, hayaller kurardık. Ama evlendikten sonra değişti. Önce küçük kıskançlıklar başladı: “O eteği giymesen daha iyi olur.” Sonra telefonumu karıştırmalar, sosyal medya hesaplarımı kapattırmalar… Bir gün işyerinden döndüğümde annemle konuştuğumu duyup telefonu elimden almıştı. “Benim iznim olmadan kimseyle konuşamazsın!” diye bağırmıştı.

O gece sabaha kadar ağladım. Annemle konuşmak için bile izin almak zorunda olmak… Oysa ben özgür bir kadındım, kendi ayaklarım üzerinde duruyordum. Ama Murat’ın gölgesi her yerdeydi.

Bir akşam Ege odasında ders çalışırken Murat yine bağırmaya başladı: “Senin yüzünden oğlumuzun psikolojisi bozulacak!” dedi. O an Ege’nin kapı aralığından korkuyla bize baktığını gördüm. Kalbim sıkıştı. Oğlumun gözlerinde korku görmek… İşte o an karar verdim: Bu böyle devam edemezdi.

Ama kolay değildi. Anneme açıldığımda “Kızım, yuvanı bozma, sabret,” dedi. Babam ise “Erkek adamdır, biraz sert olur,” diye geçiştirdi. Arkadaşlarım ise ya korktu ya da anlamadı. Yalnızdım.

Bir gece Murat işten geç geldiğinde sarhoştu. Yine tartışmaya başladık. “Senin yüzünden adam olamıyorum!” diye bağırdı ve ilk defa bana el kaldırdı. O an içimde bir şey koptu. Ertesi sabah aynadaki morluğa bakarken kendime söz verdim: Yaşamak için değil, oğlum için de gitmeliydim.

Bir avukata gittim gizlice. “Boşanmak istiyorum ama korkuyorum,” dedim. Avukat hanım bana uzun uzun baktı: “Elif Hanım, yalnız değilsiniz. Çok kadın aynı şeyleri yaşıyor ama çoğu susuyor.” O an ilk defa yalnız olmadığımı hissettim.

Boşanma davası açtığımda Murat çıldırdı. Evimize polis geldiğinde komşular kapılardan bakıyordu. Annem ağladı, babam bana küstü. Ama Ege’nin elini tutup “Artık korkmana gerek yok,” dediğimde gözlerindeki minnettarlık her şeye değdi.

Aylarca mahkemeye gittik geldik. Murat beni tehdit etti, ailem baskı yaptı, komşular dedikodu etti. Ama ben her gün biraz daha güçlendim. İşyerinde Ayşe ve diğer kadınlar bana destek oldu; bazen sadece sessizce yanımda oturmaları bile yeterdi.

Bir gün Ege okuldan döndü ve bana sarıldı: “Anne, artık evimizde bağırış yok, çok mutluyum.” O an gözyaşlarımı tutamadım.

Boşanma gerçekleştiğinde herkesin gözünde ben ‘yuvayı yıkan kadın’dım belki ama ben ilk defa kendimi özgür hissettim. Kendi evimde oğlumla huzur içinde yaşamaya başladık.

Şimdi bazen geceleri pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Kaç kadın hâlâ aynı karanlıkta sıkışıp kalıyor? Kaçımız kendi sesimizi bulmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Sessizliği mi seçerdiniz yoksa zincirlerinizi kırmak için adım atar mıydınız?