Bir Anne Yüreğinin Sessizliği: Eşit Sevgi Mümkün mü?

“Anne, neden Elif’e daha çok ilgi gösteriyorsun? Ali de senin torunun!”

Ayşe’nin sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim suçluluk ve yorgunluk, boğazıma düğümlendi. Oğlum Murat’ın eşi Ayşe, gözlerimin içine bakıyordu; gözlerinde hem öfke hem de kırgınlık vardı. Elif’in saçlarını okşarken Ali’ye sadece başını salladığım o anları hatırladım. Kendimi savunmak istedim, ama kelimeler dilimin ucunda kurudu.

“Ben… öyle mi yapıyorum?” dedim kısık bir sesle. Ayşe’nin bakışları daha da sertleşti.

“Evet anne. Ali’yi hep geri planda bırakıyorsun. Elif’e sarılıyorsun, ona masal anlatıyorsun ama Ali’ye sadece ‘aferin’ diyorsun. O da çocuk, o da senin torunun!”

İçimde bir yer sızladı. Ayşe haklıydı belki de. Ama ben… Ben ne yapabilirdim ki? İnsan kalbini zorla bölebilir miydi? Sevgi, adaletle dağıtılacak bir şey miydi? Yıllar önce, Murat’ı ve ablası Zeynep’i tek başıma büyütmüştüm. Kocam Yusuf, onları henüz ilkokul çağındayken terk etmişti bizi. O günden sonra hayatım mücadeleyle geçti. Geceleri ateşler içinde yatan çocuklarımın başında sabahladım, gündüzleri temizliklere gidip ekmek parası kazandım. Zeynep hep daha hassas, daha kırılgandı; Murat ise içine kapanık ve sessizdi. Onları büyütürken adil olmaya çalıştım ama annelik bazen adil olamıyor insanın yüreğinde.

Şimdi torunlarım var: Elif ve Ali. Elif, Zeynep’in kızı; Ali ise Murat’ın oğlu. Elif’i ilk kucağıma aldığımda Zeynep’in gözyaşları hâlâ aklımda. “Anne, ben de senin gibi güçlü olabilecek miyim?” demişti. O an Elif’e karşı içimde tarifsiz bir koruma duygusu oluştu. Sanki Zeynep’in yaralarını Elif’te saracaktım. Ali ise… Murat’ın sessizliğini taşıyor sanki üzerinde. Onu da seviyorum elbette, ama Elif’e duyduğum o içsel yakınlık Ali’de yok. Bunu kendime bile itiraf etmekten korkuyorum.

Ayşe’nin sesiyle irkildim tekrar:

“Bakın anne, ben Ali’nin üzülmesini istemiyorum. Geçen gün ‘Babaanne beni sevmiyor mu?’ dediğinde içim parçalandı.”

O an gözlerim doldu. Ali’nin minik ellerini hatırladım; bana uzattığı resimleri, “Bak babaanne, senin için çizdim” deyişini… Ama ben çoğu zaman başımı okşayıp geçmiştim.

Ayşe devam etti:

“Biliyorum, belki farkında değilsiniz ama çocuklar her şeyi hissediyor. Lütfen, Ali’ye de Elif’e davrandığınız gibi davranın.”

Bir an sustum. O an mutfakta zaman dondu sanki. İçimdeki fırtına büyüdü; geçmişin yüküyle bugünün suçluluğu birbirine karıştı.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi annemi düşündüm. O da beni kardeşimden ayırır mıydı? Hayır… Annem hep adil olmaya çalışırdı ama ben yine de bazen kendimi yalnız hissederdim. Demek ki annelik böyle bir şeydi: Ne kadar uğraşırsan uğraş, bazen kalbinin adaletiyle dünyanın adaleti örtüşmüyordu.

Ertesi gün kahvaltıda Murat geldi yanıma. Yüzünde endişe vardı.

“Anne, Ayşe biraz üzülmüş galiba… Dün akşam ağladı.”

Oğlumun gözlerinde hem bana duyduğu sevgi hem de karısı için duyduğu endişe vardı.

“Murat,” dedim titrek bir sesle, “Ben kötü bir babaanne miyim?”

Murat sustu önce. Sonra elimi tuttu:

“Hayır anne… Ama bazen insan farkında olmadan hata yapar.”

Gözlerim doldu yine. “Ben seni ve Zeynep’i büyütürken de hata yaptım mı?” dedim.

Murat başını eğdi:

“Bazen Zeynep’i daha çok kolladığını hissederdim… Ama seni hep sevdim anne.”

İşte o an anladım: Anneliğin yükü nesilden nesile taşınıyor; bazen sevgimiz bile adil olamıyor.

O gün Ali’yi parka götürdüm. Salıncağa bindirirken gözlerime baktı:

“Babaanne, beni seviyor musun?”

Boğazım düğümlendi. Eğildim, onu kucağıma aldım:

“Tabii ki seviyorum Ali’m… Bazen sevgimi göstermekte zorlanıyorum ama seni çok seviyorum.”

Ali gülümsedi ama gözlerinde hâlâ bir tereddüt vardı. O an kendime kızdım: Neden sevgimi eşit gösteremiyorum? Neden Elif’e duyduğum o koruma duygusu Ali’ye karşı yok? Belki de geçmişin yaraları hâlâ içimde kanıyor… Belki de Zeynep’in acılarını Elif’te telafi etmeye çalışıyorum.

Akşam eve döndüğümüzde Ayşe kapıda bekliyordu.

“Ali çok mutlu geldi bugün,” dedi şaşkın bir ifadeyle.

Ben sadece başımı salladım. İçimde hem bir huzur hem de derin bir suçluluk vardı.

Gece yatağa uzandığımda kendi kendime sordum: Bir anne ya da babaanne sevgisini eşit dağıtmak zorunda mı? Ya da kalbimizdeki adaletsizlikle nasıl yüzleşiriz? Belki de en büyük cesaret, kendi eksikliğimizi kabul etmekte… Siz ne düşünüyorsunuz? Sevgi gerçekten eşit paylaşılabilir mi?