Kayınvalidem Her Şeyi Benden İyi Bildiğini Sanıyor: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı

— Ece, neden hâlâ kalkmadın? Saat sekiz oldu! Çocuk okula geç kalacak!

Gözlerimi ovuşturup telefona baktım. Ekranda “Fatma Hanım” yazıyordu. Kayınvalidem. Yine sabahın köründe, yine aynı telaş, aynı baskı. İçimde bir öfke kabardı ama bastırdım. Derin bir nefes aldım, telefonu açtım.

— Günaydın Fatma Hanım, dedim yorgun bir sesle.

— Günaydın mı? Sen hâlâ yatıyor musun? Ben senin yaşında üç çocuk büyütüyordum, sabah namazından sonra kalkar, evi süpürür, kahvaltıyı hazırlar, çocukları okula gönderirdim. Senin işin ne? Bir Efe’yi okula yetiştiremiyorsun!

İçimden “Yine başladı” dedim. Efe’nin ödevini gece yarısına kadar birlikte yapmıştık. Kocam Serkan ise gece geç saate kadar işteydi, eve geldiğinde yorgunluktan konuşacak hali yoktu. Her şey bana kalıyordu. Ama Fatma Hanım’a göre ben hiçbir şeyi doğru yapamıyordum.

Telefonu kapattıktan sonra mutfağa geçtim. Efe hâlâ uykuluydu. Başını okşadım.

— Hadi oğlum, kalk bakalım. Bugün matematik sınavın var, hatırlıyor musun?

Efe gözlerini ovuşturdu.

— Anne, baba yine gelmeyecek mi akşam?

Yutkundum. Serkan’ın işi son zamanlarda iyice yoğunlaşmıştı. Eve geldiğinde ya uyuyordu ya da annesiyle telefonda konuşuyordu. Bazen kendimi bu evde fazlalık gibi hissediyordum.

Kahvaltıyı hazırlarken kapı çaldı. İçimde bir ürperti hissettim. Kapıyı açtığımda Fatma Hanım karşımdaydı. Elinde poşetler, yüzünde eleştirel bir ifade.

— Kızım, ben geldim. Şu mutfağı bir toparlayalım dedim. Bak bakayım şu tezgâha, her yer kırıntı dolu.

Söyleyecek söz bulamadım. Efe’ye göz kırptım, o da mahcup bir şekilde başını eğdi.

Fatma Hanım mutfağa daldı, her şeyi kendi bildiği gibi yerleştirmeye başladı. Dolapların içini açtı, tencereleri çıkardı.

— Şu tencereyi neden buraya koydun? Annem bana hep derdi ki, büyük tencere alta konur, küçükler üste. Senin annen sana bunları öğretmedi mi?

İçimde bir şeyler kırıldı. Annem vefat ettiğinde ben on iki yaşındaydım. O günden beri kimse bana annelik yapmadı. Ama bunu Fatma Hanım’a anlatamazdım.

Efe okuldan döndüğünde Fatma Hanım hâlâ evdeydi. Ona gözleme yaptı, ben de sofrayı hazırladım. Efe gözlemeyi yerken bana baktı.

— Anne, senin yaptığın daha güzel oluyor.

Fatma Hanım hemen atıldı:

— Olur mu öyle şey? Benim gözlememi herkes sever! Senin annen daha yeni yeni öğreniyor yemek yapmayı.

Efe başını eğdi, ben de yutkundum. O an gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım.

Akşam Serkan eve geldiğinde Fatma Hanım hemen ona döndü:

— Oğlum, bu kızcağız evi toparlayamıyor. Ben olmasam her yer dağılır vallahi! Sen de biraz ilgilen şu evle.

Serkan bana bakmadan başını salladı:

— Anneciğim, sen karışma artık şu eve. Ece de elinden geleni yapıyor.

Fatma Hanım’ın yüzü asıldı ama sustu. Ben ise Serkan’ın ilk defa bana sahip çıkmasına şaşırdım ama içimdeki kırgınlık geçmedi.

Gece herkes uyuduğunda mutfağa geçtim. Tezgâha yaslandım ve sessizce ağladım. Annemi düşündüm; bana sarılıp “Her şey düzelecek kızım” dediğini hayal ettim. Ama o yoktu. Yalnızdım.

Ertesi sabah yine aynı döngü başladı. Fatma Hanım aradı:

— Kızım, bugün pazara gideceğim, sen de gel benimle. Bakarsın alışverişi öğrenirsin!

İstemeye istemeye kabul ettim. Pazarda her tezgâhta beni eleştirdi:

— Domatesin iyisi şöyle olur… Patatesi böyle seç… Sen hiç alışveriş yapmamış mısın?

Eve dönerken içimdeki öfkeyi bastıramadım:

— Fatma Hanım, ben elimden geleni yapıyorum ama siz hep beni eleştiriyorsunuz. Biraz da iyi yaptıklarımı görseniz olmaz mı?

Fatma Hanım durdu, bana baktı:

— Kızım, ben senin iyiliğin için söylüyorum bunları. Sen de benim gelinimsin, kızım gibisin.

Ama sesi samimi gelmedi bana. O an anladım ki; ne yaparsam yapayım onun gözünde hep eksik kalacaktım.

O gece Serkan’la konuşmaya karar verdim:

— Serkan, annenin sürekli müdahalesinden yoruldum. Kendi evimde kendimi misafir gibi hissediyorum.

Serkan başını öne eğdi:

— Haklısın Ece… Ama annem yalnız kaldığından beri böyle oldu. Babam vefat ettiğinden beri sana daha çok yükleniyor belki de…

Bir an sustuk. Sonra Serkan elimi tuttu:

— Birlikte bir çözüm bulalım mı? Belki annenle açıkça konuşursak değişir bazı şeyler.

Ertesi gün Fatma Hanım’ı kahveye çağırdık ve oturup konuştuk. Ona hissettiklerimi anlattım; annemi küçük yaşta kaybettiğimi, onun eleştirilerinin beni ne kadar incittiğini söyledim.

Fatma Hanım önce sessiz kaldı, sonra gözleri doldu:

— Bilmiyordum kızım… Ben de annemi genç yaşta kaybettim. Belki de bu yüzden fazla karışıyorum size…

O günden sonra ilişkimiz biraz değişti ama tam anlamıyla düzelmedi. Yine de artık kendimi ifade edebildiğim için içimde bir huzur vardı.

Şimdi bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi evinde huzur bulması neden bu kadar zor? Kayınvalideler neden hep daha iyi bildiklerini sanır? Sizce de bazen susmak yerine konuşmak gerekmez mi?