Bir Gelinin Sessiz Çığlığı: Kayınvalidemin Gölgesinde Kalan Hayatım
“Yeter artık, Zeynep! Annem sana ne yaptı ki bu kadar abartıyorsun?” Emre’nin sesi evin salonunda yankılandı. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır biriktirdiğim, yutkunup sustuğum her şey boğazımda düğümlendi.
Evliliğimizin ilk haftasında başlamıştı her şey. Emre’nin annesi, yani kayınvalidem Şükran Hanım, bana gülümseyerek bakar ama gözlerinde hep bir soğukluk olurdu. “Kızım, Emre sabah kahvaltısında mutlaka taze simit ister,” derdi mesela. Ya da “Oğlumun gömlekleri ütüsüz olmaz, alışık değildir,” diye eklerdi. Başta iyi niyetli sandım, annesinin oğlunu sevmesi normaldi. Ama zamanla anladım ki, bu sadece bir başlangıçmış.
Bir gün mutfakta çay demlerken Şükran Hanım sessizce yanıma sokuldu. “Bak Zeynep,” dedi, sesi buz gibiydi, “Ben oğlumu kolay büyütmedim. Onun için en iyisini isterim. Sen de ona layık olmalısın.” O an içimden geçenleri anlatamam; sanki bir sınavdaydım ve asla geçemeyecektim.
Emre ise hep annesinin yanında durdu. Ne zaman bir şey söylesem, “Annem öyle demek istememiştir,” diyerek geçiştirirdi. Bir gün annesiyle tartıştığımızda, bana dönüp “Sen annemi yanlış anlıyorsun,” dedi. O an kendimi evde yabancı gibi hissettim.
Her sabah kalkıp kahvaltı hazırlarken Şükran Hanım’ın bakışlarını üzerimde hissederdim. Bir keresinde Emre’nin gömleğini yanlış ütülemişim diye saatlerce surat astı. Sonra komşu Ayşe Abla’ya gidip “Zeynep daha ev işlerinden anlamıyor,” diye şikayet etmiş. Ayşe Abla gelip bana “Kızım, kayınvaliden biraz zor kadın ama idare et,” dediğinde içimdeki öfkeyi bastırmak zorunda kaldım.
Bir akşam Emre işten geç geldi. Sofrada üçümüz otururken Şükran Hanım birden “Emreciğim, senin en sevdiğin yemekleri eskiden ben yapardım, şimdi Zeynep’in elinden yiyorsun,” dedi. Emre gülümsedi, “Zeynep’in yemekleri de güzel anne,” dedi ama annesinin gözlerinde yine o memnuniyetsizlik vardı.
Zamanla işler daha da kötüleşti. Şükran Hanım sürekli aramıza girmeye çalıştı. Bir gün Emre’yle sinemaya gitmek istedik, hemen “Benim tansiyonum çıktı, yalnız kalamam,” dedi. Planlarımız iptal oldu. Başka bir gün anneme gitmek istedim, “Evde iş var, Zeynep sen kal,” dedi. Annemi haftalarca göremedim.
Bir gece odama çekildiğimde annemi aradım. “Anne, burada çok yalnızım,” dedim ağlayarak. Annem ise “Kızım, evlilik böyle şeylerdir, sabret,” dedi. O an anladım ki kimse beni anlamıyor.
Bir gün Şükran Hanım’ın telefon konuşmasına kulak misafiri oldum. Komşusuna “Zeynep bu eve alışamayacak gibi geliyor bana, oğlumun iyiliği için belki de ayrılmaları daha iyi olur,” dediğini duydum. O an dizlerimin bağı çözüldü.
Emre’ye anlatmaya çalıştım. “Bak Emre, annen beni istemiyor, bunu açıkça söylüyor,” dedim. Ama o yine inanmadı. “Annem öyle biri değil Zeynep, sen kuruntu yapıyorsun,” dedi.
Geceleri uykusuz kalmaya başladım. Sabahları gözlerim şiş uyanıyordum. İşe gidince bile aklım evde kalıyordu; acaba bugün neyle suçlanacağım diye düşünüyordum.
Bir gün dayanamadım ve Şükran Hanım’la yüzleştim. “Neden beni istemiyorsunuz?” dedim titreyen bir sesle. O ise soğukkanlılıkla “Sen oğluma uygun değilsin Zeynep. Ben onun için başka birini düşünüyordum ama o seni seçti. Ama hâlâ fikrim değişmedi,” dedi.
O an içimdeki umut tamamen söndü. Evliliğimde yalnızdım; ne eşim ne de ailem yanımdaydı.
Bir sabah kahvaltıda Emre’ye boşanmak istediğimi söyledim. Şaşkınlıkla bana baktı: “Ne diyorsun Zeynep? Sadece annemle anlaşamıyorsun diye mi?”
“Hayır Emre,” dedim gözyaşlarımla boğuşarak, “Ben bu evde kendimi hiç ait hissetmedim. Senin annenle değil, seninle de anlaşamıyorum artık.”
O gün evi terk ettim ve annemin yanına döndüm. Annem başta inanmadı yaşadıklarıma; “Belki de biraz abartıyorsundur kızım,” dedi yine. Ama zamanla gözlerimdeki acıyı gördü ve bana sarıldı.
Şimdi kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışıyorum. Hâlâ geceleri rüyamda Şükran Hanım’ın soğuk bakışlarını görüyorum bazen.
Sizce bir kadın ne kadar sabretmeli? Aile olmak için nelerden vazgeçmeli? Yoksa bazen gitmek mi en doğrusu?