“Neden Sen de Zeynep gibi Yemek Yapmıyorsun?” – Bir Türk Kadınının Sofra Savaşları

“Yine mi makarna Elif? İnsan arada bir değişik bir şey ister canı. Bak, Zeynep geçen gün mantı yapmış, Murat bayılmış. Sen neden denemiyorsun böyle şeyleri?”

Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. O an elimdeki tencereyi bırakıp ona bakmak istedim ama gözlerim doldu, başımı eğdim. Oysa bugün işte ne kadar yorulduğumu, eve gelirken markette sırada ne kadar beklediğimi, sonra da koşa koşa eve gelip çocukları ödevleriyle uğraştırdığımı bilmiyordu. Ya da bilmek istemiyordu.

İçimden geçenleri ona anlatmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. “Zeynep bütün gün evde, ben ise sabah yedide çıkıp akşam altıda dönüyorum,” dedim sessizce. Ama Murat duymadı ya da duymak istemedi. Sofrada çocuklar da vardı; küçük Efe tabağına bakıp sessizce makarnasını karıştırıyordu, Defne ise babasının sözlerinden utanmış gibi başını önüne eğmişti.

O akşam yemeği sessiz geçti. Murat’ın kaşığı tabağa her değdiğinde içimde bir şeyler kırılıyordu. Yemekten sonra bulaşıkları yıkarken gözyaşlarım suya karıştı. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, evlilik sabır ister. Erkekler anlamaz, sen idare edeceksin.” Ama ben artık idare etmek istemiyordum.

Gece çocuklar uyuduktan sonra Murat televizyonun karşısında otururken yanına gittim. “Murat,” dedim, “seninle konuşmak istiyorum.”

Gözlerini ekrandan ayırmadan, “Ne oldu yine?” dedi. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak devam ettim:

“Biliyor musun, bugün işte patronum bana yine fazla mesai yazdı. Eve gelirken markette yarım saat bekledim. Sonra Efe’nin matematik ödeviyle uğraştım. Defne’nin okuldan getirdiği projeyi bitirdik. Sen ise sadece sofraya oturup yemek bekliyorsun. Zeynep’in yemeklerini örnek gösteriyorsun ama onun hayatı benimkinden çok farklı.”

Murat yüzüme baktı, ilk defa gerçekten dinliyormuş gibiydi. “Ben sadece… güzel yemekler yemek istiyorum Elif. Herkes öyle yapıyor,” dedi.

“Ben de güzel bir aile istiyorum Murat,” dedim gözlerim dolarak. “Ama bunun yolu sadece yemekten geçmiyor. Ben de isterdim her akşam mantı açmayı, börekler yapmayı… Ama çalışmak zorundayım. Çocuklarımız için, senin için… Kendim için.”

O gece konuşmamız yarım kaldı. Murat bir şey demeden odasına çekildi. Ben ise mutfakta oturup uzun uzun düşündüm: Neden hep kadınlardan fedakârlık bekleniyor? Neden bir tabak yemekle ölçülüyor sevgimiz?

Ertesi gün iş yerinde kafamda hep aynı sorular döndü durdu. Öğle arasında arkadaşım Ayşe’ye anlattım olanları. “Elif,” dedi, “ben de aynı dertten muzdaribim. Kocam annesinin yemeklerini örnek gösterip duruyor. Sanki bizim emeğimiz hiç önemli değil.”

O an yalnız olmadığımı anladım. Belki de konuşmamız gerekiyordu; sadece Murat’la değil, tüm kadınlarla…

Akşam eve dönerken markete uğradım yine. Reyonlarda dolaşırken bir an durup düşündüm: Bugün kendim için ne yapabilirim? O gün ilk defa hazır mantı aldım, eve gidip pişirdim. Sofraya koyarken çocuklara gülümsedim: “Bugün değişiklik var!”

Murat şaşkınlıkla tabağına baktı. Bir süre sessizlik oldu, sonra “Eline sağlık,” dedi kısık sesle.

Yemekten sonra çocuklar bana sarıldı: “Anne, senin yaptığın her şey güzel,” dediler.

O gece Murat yanıma geldi, sessizce oturdu. “Belki de seni çok zorluyorum Elif,” dedi utangaçça.

“Birlikte öğreniyoruz Murat,” dedim ona. “Aile olmak sadece sofrada değil, hayatın her anında birbirimizi anlamakla olur.”

Bazen hâlâ eski alışkanlıklarına dönüyor Murat; yine Zeynep’in yemeklerinden bahsettiği oluyor. Ama artık kendimi suçlu hissetmiyorum. Çünkü biliyorum ki sevgiyi bir tabak yemeğe sığdıramayız.

Şimdi size soruyorum: Sizce ailede sevgi ve emek nasıl ölçülmeli? Bir kadının değeri gerçekten mutfaktaki başarısıyla mı belirlenir? Yoksa asıl mesele birbirimizi anlamakta mı?