Kırık Bir Yuvanın Eşiğinde: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Bunu bana nasıl yaparsın, Zeynep?” diye bağırdı Murat, gözlerinde öfke ve hayal kırıklığıyla. O an, elimde tuttuğum valiz yere düştü. İçimdeki fırtına dışarıya taşmıştı artık. Yıllardır biriktirdiğim sessiz çığlıklar, evin duvarlarına çarpıp yankılanıyordu.

O gece, annemin eski sandığından çıkardığım defterin arasına sakladığım ayrılık mektubunu buldum. Yazdıklarımı tekrar okudum: “Beni anlamadın, Murat. Yıllarca sustum, yutkundum. Herkesin önünde gülümsedim, ama içimde bir boşluk büyüdü.” O mektubu bırakıp gitmek istedim. Ama her köşe, her eşya bana geçmişimizi hatırlattı.

Murat’la evliliğimizin ilk yılları umut doluydu. İstanbul’da küçük bir evde, hayallerimizle baş başa kalmıştık. O zamanlar Murat’ın gözlerinde başka bir ışık vardı. Akşamları işten döndüğünde bana sarılır, “Seninle her şey güzel olacak,” derdi. Ama zamanla hayatın yükü ağırlaştı. Borçlar, iş stresi, aile baskısı… Annem hep “Kocana sahip çık, yuvanı koru,” derdi. Ama kimse bana “Sen nasılsın?” diye sormadı.

Bir gün Murat eve geç geldi. Telefonunu karıştırırken ekranda bir mesaj gördüm: “Seni özledim.” O an içimde bir şeyler koptu. Sorgulamadım, kavga etmedim. Sadece sustum. Çünkü biliyordum ki, bu ülkede kadınlar genellikle susar. Ertesi gün anneme gittim. O ise “Erkekler hata yapar kızım, affetmeyi bil,” dedi. O an anladım ki, yalnızdım.

Kızımız Elif’in doğumuyla biraz umutlandım. Belki ailemiz toparlanır diye düşündüm. Ama Murat’ın ilgisizliği arttı. Akşamları eve geç geliyor, Elif’le ilgilenmiyor, bana da yabancı gibi davranıyordu. Bir gece Elif ateşlendi. Murat’ı aradım, açmadı. Tek başıma hastaneye koştum. O soğuk hastane koridorunda Elif’in başında beklerken içimden “Neden bu kadar yalnızım?” diye geçirdim.

Bir sabah Murat’la yüzleştim:

— Murat, biz ne olduk böyle? Neden bu kadar uzaklaştık?

— Zeynep, işim çok yoğun biliyorsun…

— Sadece iş mi? Yoksa başka biri mi var?

Murat sustu. Gözlerini kaçırdı. O an her şeyin cevabını aldım.

O günden sonra evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Elif’in gülüşleri bile o sessizliği dağıtamıyordu artık. Geceleri uyuyamıyor, geçmişimizi düşünüyordum: İlk tanıştığımız günleri, birlikte Boğaz’da yürüdüğümüz akşamları… Şimdi ise aynı evde iki yabancı gibiydik.

Bir gün komşumuz Ayşe Abla uğradı:

— Kızım, yüzün solmuş… Bir derdin mi var?

— Yok abla, biraz yorgunum sadece.

Ama gözlerimden yaşlar süzüldü. Ayşe Abla sarıldı bana:

— Ağla kızım, tutma içinde… Ama unutma; kimse için kendini harcama.

O sözler içime işledi. O gece karar verdim: Gidecektim. Kızımı alıp yeni bir hayat kuracaktım. Ama kolay değildi; ailem ne derdi? Komşular ne düşünürdü? Toplumun baskısı omuzlarımı eziyordu.

Valizimi hazırlarken Elif kapıda belirdi:

— Anne, nereye gidiyorsun?

— Biraz gezmeye kızım…

Ama gözlerimden dökülen yaşları saklayamadım.

O an Murat geldi:

— Zeynep, ne yapıyorsun? Bizi bırakıp gidemezsin!

— Bizi sen çoktan bırakmıştın Murat! Ben sadece gerçeği kabul ediyorum.

Murat ilk kez sustu. Gözleri doldu:

— Hata yaptım Zeynep… Ama toparlarız, ne olur gitme.

İçimde bir savaş koptu: Affetmeli miydim? Yoksa kendi yolumu mu çizmeliydim? Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Yuvanı koru.” Ama Ayşe Abla’nın sözleri de aklımdan çıkmıyordu: “Kimse için kendini harcama.”

O gece Elif’le birlikte salonda uyuduk. Sabah olduğunda Murat kahvaltı hazırlamıştı. İlk kez bana uzun uzun baktı:

— Zeynep, sana haksızlık ettim… Ne olur bir şans daha ver.

Bir an tereddüt ettim. Elif’in gözleriyle bana bakışı içimi dağladı. Onun için güçlü olmak zorundaydım.

— Murat, ben çok yoruldum… Kendimi kaybettim bu evde. Eğer gerçekten değişmek istiyorsan, birlikte bir aile terapistine gidelim.

Murat şaşırdı:

— Terapist mi? Bizim oralarda kimse gitmez öyle yerlere…

— İşte bu yüzden bu haldeyiz! Herkes susuyor, kimse konuşmuyor! Ben konuşmak istiyorum artık!

O an Murat’ın gözlerinde ilk kez bir pişmanlık gördüm. Belki de ilk defa beni gerçekten dinledi.

O gün valizimi açmadım ama içimdeki yükü biraz olsun hafiflettim. Elif’e sarıldım; “Her şey güzel olacak kızım,” dedim.

Şimdi düşünüyorum da; kadın olmak bu ülkede neden bu kadar zor? Neden hep susmak zorundayız? Sizce de artık konuşmanın zamanı gelmedi mi?