Yalnızlığın İçinde Bir Aile: Annemin Doğum Günü
“Anne, lütfen artık bu kadar üzülme!” diye bağırdı ablam Elif, gözlerini telefondan ayırmadan. Salonda, annemin doğum günü pastasının mumları çoktan sönmüş, odada ağır bir sessizlik hâkimdi. Annem, ellerini birbirine kenetlemiş, gözlerini yere dikmişti. “Ama kızım, insan kendi doğum gününde çocuklarını yanında görmek ister…” dedi annem, sesi titreyerek. Babam ise köşedeki koltukta gazeteye gömülmüş, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.
O an içimde bir şeyler koptu. Oysa ben de sabah işe gitmeden önce anneme sarılıp “İyi ki doğdun anneciğim” demiştim ama biliyordum ki onun beklediği bu değildi. Ablam Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Anne, herkesin işi gücü var. Zeynep’in sınavı varmış, Ahmet’in toplantısı… Herkes gelemeyebilir.” Annem ise hâlâ umutla kapıya bakıyordu, sanki biri çıkıp gelecekmiş gibi.
Birden annem bana döndü: “Sen de mi gideceksin kızım?” diye sordu. O an ne diyeceğimi bilemedim. Aslında gitmek istiyordum; çünkü evdeki bu ağır hava beni boğuyordu. Ama annemin gözlerindeki o çaresizliği görünce kalmaya karar verdim. “Hayır anne, buradayım,” dedim sessizce.
Ablam Elif ise hâlâ telefonunda bir şeyler yazıyordu. “Bak anne, Zeynep mesaj atmış: ‘Anneanneciğim, doğum günün kutlu olsun! Sınavdan sonra mutlaka uğrayacağım.’” Annem gülümsedi ama o gülümsemenin ardında büyük bir hüzün vardı. O an çocukluğumdan beri ilk defa annemi bu kadar kırılgan gördüm.
Babam ise hâlâ gazeteyi bırakmamıştı. Bir ara başını kaldırıp “Hanım, büyütme bu kadar. Herkesin işi var gücü var,” dedi ve tekrar gazetesine gömüldü. Annem ise sessizce mutfağa geçti. Ben de peşinden gittim.
Mutfakta annem tezgâha yaslanmış, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Anne…” dedim, sesim titreyerek. “Ben buradayım.” Annem bana döndü ve ellerimi tuttu: “Kızım, ben sizi bir arada görmek istiyorum sadece. Eskiden ne güzel toplanırdık. Şimdi herkes kendi derdinde.”
O an çocukluğumuzdaki o kalabalık sofralar gözümde canlandı. Bayramlarda, doğum günlerinde herkes bir arada olurdu. Şimdi ise herkesin bahanesi vardı. Ablam işte yoğun, kuzenler sınavda ya da şehir dışında… Ama annemin tek istediği şey, bir arada olmaktı.
Birden kapı çaldı. Annem umutla kapıya koştu ama gelen sadece apartman görevlisiydi; su faturası için gelmişti. Annem kapıyı kapatırken yüzündeki hayal kırıklığı her şeyden daha acıydı.
Akşam yemeğinde yine sessizlik hakimdi. Babam yemeğini hızlıca yedi ve televizyonun karşısına geçti. Ablam ise telefonuyla uğraşmaya devam etti. Annem ise tabağındaki yemeğe dokunmadı bile.
Birden Elif patladı: “Anne, lütfen artık ağlama! Hepimiz buradayız işte!” Annem ise gözyaşlarını silerek “Siz buradasınız ama kalbiniz başka yerde,” dedi sessizce.
O an ablam bana baktı: “Sen de bir şey söylesene!” dedi sinirli bir şekilde. Ben ise sadece başımı eğdim. Çünkü haklıydı; biz burada olsak da aslında birbirimizden çok uzaktık.
Gece olunca annem odasına çekildi. Ben de peşinden gittim. Kapıyı tıklattım: “Anne, konuşabilir miyiz?” Annem yatağında oturuyordu, gözleri şişmişti ağlamaktan.
“Anneciğim,” dedim yanına oturup, “Biliyorum, seni ihmal ettik. Ama hayat çok hızlı akıyor… İş, okul, sorumluluklar… Bazen seni ikinci plana atıyoruz.” Annem başını salladı: “Kızım, ben sizden büyük şeyler istemiyorum ki… Sadece bir arada olalım istiyorum.”
O an içimde büyük bir suçluluk hissettim. Çünkü annemin tek istediği şey buydu ve biz bunu bile ona çok görmüştük.
Ertesi sabah işe gitmek için hazırlanırken annemin odasına uğradım. Hâlâ uyuyordu ya da uyuyor numarası yapıyordu bilmiyorum. Kapının önünde durup uzun uzun düşündüm: Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık? Ne zaman birbirimizin yüzüne bakmaz olduk?
O gün işe giderken otobüste camdan dışarı bakarken kendi kendime sordum: Acaba annemi gerçekten anlıyor muyuz? Yoksa sadece kendi hayatımıza mı odaklandık? Aile olmak sadece aynı evde yaşamak mıydı?
Akşam eve döndüğümde annemi mutfakta buldum. Yavaşça yanına yaklaşıp ona sarıldım: “Anneciğim, bundan sonra daha çok birlikte olacağız söz veriyorum.” Annem gözlerimin içine baktı ve hafifçe gülümsedi: “Kızım, yeter ki samimi olun… Benim için en büyük hediye bu.”
Ama içimde hâlâ bir huzursuzluk vardı. Çünkü biliyordum ki sadece ben değil, bu ülkede birçok aile aynı yalnızlığı yaşıyor. Herkes kendi derdinde; kimse kimseyi gerçekten duymuyor.
Şimdi size soruyorum: Sizce aile olmak ne demek? Sadece aynı çatı altında yaşamak mı yoksa gerçekten birbirimizi anlamak mı? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın; belki birlikte bu yalnızlığı aşabiliriz.