Annem Bizimle Yaşamaya Başladığında: Bir Türk Ailesinin Sınavı
“Elif, sofrayı neden hâlâ kurmadın? İlaçlarımı almam lazım!” Annemin sesi mutfağın kapısından içeriye bir hançer gibi saplandı. O an, elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Eşim Murat, salonda televizyonun sesini biraz daha açtı; çocuklar ise odalarında, annemin sesinden kaçmaya çalışıyorlardı. Oysa annem, Nermin Hanım, üç ay önce hastalığı ilerleyince bizim eve taşınmak zorunda kalmıştı. O günden beri evimizdeki huzur, yerini gerginliğe bırakmıştı.
Annemle aramızda hep mesafe vardı. Babamı kaybettikten sonra, ben üniversiteye gitmek için İstanbul’a taşındım. Annem ise Eskişehir’de yalnız kalmayı tercih etti. Yıllarca birbirimizin hayatına mesafeli dokunduk; bayramlarda, telefon konuşmalarında, kısa ziyaretlerde… Ama şimdi, aynı evin içinde nefes alıp veriyorduk ve geçmişte konuşulmamış ne varsa, hepsi gün yüzüne çıkıyordu.
O gün sofrayı hazırlarken içimden “Neden hep ben?” diye geçirdim. Murat yanıma geldi, fısıldadı: “Biraz sabret Elif, annene bakacak başka kimse yok.” Haklıydı ama bu yükü tek başıma taşımak zorunda mıydım? Annem sofraya oturduğunda, gözleriyle evi süzdü. “Çocuklar yine odada mı? Eskiden akşam yemeği ailece yenirdi,” dedi. Murat’ın yüzü asıldı; çocuklar ise duymamış gibi davrandı. Annem devam etti: “Sen de çok değiştin Elif. Eskiden daha neşeliydin.”
İçimde bir öfke kabardı. “Anne, herkesin hayatı değişiyor. Sen de bunu anlamalısın,” dedim istemsizce. Annem gözlerini kaçırdı. O an pişman oldum ama kelimeler geri alınmıyordu. Sofra boyunca sessizlik hâkimdi. Yalnızca çatal-bıçak sesleri… Murat’ın bana attığı bakışlarda yorgunluk vardı; çocuklar ise bir an önce kalkmak istiyordu.
Gece olduğunda annemi odasına yatırdım. Yatağının kenarına oturdu, ellerimi tuttu: “Elif, ben sana yük olmak istemedim. Ama başka çarem yoktu.” Gözlerinde yaşlar birikti. O an annemin ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Ama ben de yalnızdım; Murat’la aramızdaki mesafe büyüyor, çocuklar bana yabancılaşıyordu.
Bir gece Murat’la tartıştık. “Böyle devam edemez Elif! Evde huzur kalmadı. Çocuklar bile mutsuz,” dedi. “Ne yapayım Murat? Annemi sokağa mı atayım?” diye bağırdım. O da sustu, başını öne eğdi. O an anladım ki bu sadece benim değil, hepimizin sınavıydı.
Bir sabah annemi banyoda yerde buldum. Düşmüştü ve bileği şişmişti. Hastaneye koşturduk; doktor, “Yaşı ilerlediği için dikkatli olmanız lazım,” dedi. Eve döndüğümüzde annem sessizdi. Akşam bana, “Benim yüzümden herkes mutsuz oldu,” dedi. “Hayır anne, kimse senin yüzünden mutsuz değil,” dedim ama sesim titriyordu.
Bir gün çocuklar okuldan geldiğinde büyük oğlum Emre bana sordu: “Anneanne hep bizimle mi kalacak?” Ne cevap vereceğimi bilemedim. Küçük kızım Zeynep ise annemin odasına gidip ona sarıldı; o an içimde bir umut filizlendi.
Ama işler kolaylaşmadı. Annemin eski alışkanlıklarıyla bizim hayatımız çatışıyordu. O televizyonu yüksek sesle izlerdi; çocuklar ders çalışamazdı. Yemeklerde eski usul yemekler isterdi; ben ise pratik yemeklere alışmıştım. Her gün küçük bir tartışma çıkıyordu.
Bir akşam annem bana eski bir fotoğraf albümü getirdi. “Bak Elif, sen küçüktün… O zamanlar da çok inatçıydın,” dedi gülerek. Fotoğraflara bakarken gözlerim doldu. Annemle ilk defa uzun uzun konuştuk o gece; babamı, çocukluğumu, onun yalnızlığını… O an annemi ilk defa bir anne olarak değil, bir kadın olarak gördüm.
Ama ertesi gün Murat işten geç geldi ve bana patladı: “Ben bu evde artık kendimi yabancı hissediyorum! Her şey annenin etrafında dönüyor.” O an Murat’ı da kaybetmekten korktum. Ona sarılıp ağladım: “Ne olur biraz daha sabret.”
Bir hafta sonra annemin sağlık durumu kötüleşti; hastaneye yatırdık. O gece hastane koridorunda tek başıma otururken düşündüm: Hayatımızda ne zaman bu kadar uzaklaştık birbirimizden? Annemle aramdaki mesafeyi kapatmaya çalışırken eşimden ve çocuklarımdan uzaklaşmıştım.
Annem taburcu olduğunda ona açıkça sordum: “Anne, seni huzurevine yerleştirmemi ister misin?” Gözleri doldu: “Beni nereye koyarsan koy Elif, ben zaten yalnızım.” O an içimde bir şey kırıldı.
Şimdi annem hâlâ bizimle ama artık bazı şeyleri değiştirdik. Murat’la daha çok konuşuyoruz; çocuklarla birlikte vakit geçirmeye çalışıyoruz. Anneme de kendi alanını verdik; bazen komşularına gidiyor, bazen torunlarıyla oynuyor.
Ama hâlâ geceleri uyuyamıyorum bazen. Kendi kendime soruyorum: Bir kadının hem anneye hem eşe hem de evlada yetmesi mümkün mü? Siz olsanız ne yapardınız? Gerçekten doğru olan nedir?