Kendim İçin Yaşamak: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı

“Anne, yine mi kendi başına karar verdin? Benim de bir fikrim olamaz mıydı?” diye bağırdı kızım Elif, mutfağın kapısında öfkeyle dikilirken. O an, ellerimdeki çay bardağı titredi. Yıllardır alıştığım gibi, yine kimseyi kırmamak için susmayı seçtim. Ama içimde bir şeyler çatırdamaya başlamıştı.

Ben Gülseren Yılmaz. 67 yaşındayım. Hayatım boyunca hep başkalarının mutluluğu için yaşadım. Önce babamın evinde, sonra kocam Cemil’in yanında, ardından çocuklarım Elif ve Murat’a adadım kendimi. Şimdi ise torunlarımın bakıcısıyım. Kendi isteklerim, hayallerim bir köşede küflenmiş eski defterler gibi duruyor.

O gün Elif’le tartışmamızın sebebi, torunum Defne’nin anaokulu seçimiyle ilgiliydi. Elif işten geç çıkıyor, ben de Defne’yi okuldan alıyordum. Kendi mahallemizdeki okulu daha iyi bulduğum için kaydını oraya aldırmıştım. Elif ise bana danışmadığım için kızgındı. “Anne, senin hayatın yok mu? Hep bizim için koşturuyorsun!” dediğinde içimden bir kahkaha kopmak istedi ama sadece acı bir tebessümle yetindim. Çünkü Elif’in dediği gibi, benim bir hayatım yoktu.

Cemil’le evlendiğimde 19 yaşındaydım. Annem “Kız kısmı evde kalmaz” diye baskı yapmıştı. Cemil iyi biriydi ama sevgimiz yoktu; alışkanlık ve mecburiyet vardı aramızda. O çalışırken ben evde çocuk büyüttüm, kayınvalideme baktım, mahallede dedikodulara kulak tıkadım. Bir gün bile “Ben ne istiyorum?” diye sormadım kendime.

Yıllar geçti, çocuklar büyüdü. Elif üniversiteye gittiğinde içimde bir umut yeşermişti: Belki şimdi kendi hayatımı kurabilirim diye düşündüm. Ama Murat liseye başlamıştı, dersleriyle ilgilenmem gerekiyordu. Sonra Cemil hastalandı; ona baktım yıllarca. O vefat ettiğinde ise torunlar doğdu ve ben yine kendimi başkalarının ihtiyaçlarına adadım.

Bir gün eski defterlerimi karıştırırken gençliğimde yazdığım bir şiir defterine rastladım. “Bir gün ben de deniz kenarında yalnızca kendim için yürüyeceğim,” yazmışım. O an gözlerim doldu. O deniz kenarına hiç gidemedim ben. Hep başkalarının yanında, başkalarının gölgesinde yürüdüm.

Geçen hafta komşumuz Ayşe Hanım vefat etti. Cenazede herkes onun ne kadar fedakar bir kadın olduğundan bahsetti. “Kendini ailesine adadı,” dediler. Eve dönerken düşündüm: Ben de mi sadece bu şekilde hatırlanacağım? Kendi isteklerimi hiç dile getirmediğim için mi herkes beni sevdi? Yoksa ben sustukça onlar daha mı çok talep etti?

O gece Elif’le tekrar tartıştık. “Anne, neden hiç kendin için bir şey yapmıyorsun? Hani senin gençliğinde hayallerin vardı?” dedi ağlamaklı bir sesle. Ona cevap veremedim; çünkü hayallerimi hatırlamıyordum bile.

Bir sabah erkenden kalkıp sahile indim. Martılar bağırıyor, deniz hafif dalgalıydı. Oturdum ve ilk kez yüksek sesle konuştum: “Ben Gülseren’im! Ben de varım!” O an içimde bir şeyler değiştiğini hissettim.

Eve döndüğümde Elif’e ve Murat’a oturup konuşmak istediğimi söyledim. “Artık biraz da kendim için yaşamak istiyorum,” dedim titreyen bir sesle. Murat şaşkınlıkla baktı: “Anne, senin neye ihtiyacın var ki?” Elif ise gözyaşlarını tutamadı: “Bunu daha önce neden söylemedin?”

O günden sonra küçük adımlar atmaya başladım. Haftada bir gün resim kursuna yazıldım; yıllardır içimde kalan renkleri tuvale döktüm. Komşularla sabah yürüyüşlerine katıldım, bazen torunları almaya gitmedim ve bunun için suçluluk duymamaya çalıştım.

Ama her adımda içimde bir suçluluk duygusu vardı; sanki bencilce davranıyormuşum gibi… Türk toplumunda kadınların fedakarlığı kutsanır ya, ben de öyle yetiştirildim işte. Kendi isteklerimi dile getirmek ayıp gibi geliyordu hâlâ.

Bir akşam ailecek sofradayken Murat bana döndü: “Anne, seni böyle görmek güzel… Ama biz sensiz ne yaparız?” dedi şakayla karışık bir ciddiyetle. O an anladım ki, onlar da benim varlığımı hep fedakarlıkla özdeşleştirmişlerdi.

Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: “Gülseren, gerçekten yaşadın mı? Yoksa sadece başkalarının hayatında figüran mı oldun?”

Belki de hiçbir zaman tam anlamıyla kendim olamadım… Ama hâlâ geç değil mi? Sizce insan kaç yaşında olursa olsun kendi hayatını kurabilir mi? Yoksa bazı şeyler için gerçekten çok mu geç?