Oğlumun Gizli Ziyaretleri: Bir Annenin Sessiz Çığlığı

“Anne, lütfen kapıyı sessizce aç. Komşular görmesin,” dedi Oğuz, gözleri telaşla koridoru tararken. Elimdeki çay bardağı titredi, içimde bir yer daha kırıldı. Oğlum, kendi evine gizli gizli giren bir yabancıya dönmüştü. Yıllar önce, onu kucağıma ilk aldığımda, bu kadar uzaklaşacağımızı hiç düşünmemiştim.

Oğuz’u tek başıma büyüttüm. Babası, hamile olduğumu öğrendiğinde önce suratını asmış, sonra da “Ben hazır değilim,” deyip çekip gitmişti. Oğuz doğduktan sonra birkaç ay daha uğradı; ama her seferinde daha az kaldı, daha az konuştu. Sonunda bir gün tamamen kayboldu. Oğuz’a hem annelik hem babalık ettim. Gece gündüz çalıştım; temizliklere gittim, komşuların çocuklarına baktım, pazarda limon sattım. Oğuz’un okul masraflarını, defterini, kalemini hep dişimden tırnağımdan arttırdıklarımla aldım.

Oğuz büyüdü, üniversiteyi kazandı. O gün gözlerim dolmuştu; “Senin sayende anne,” demişti bana. Ama şimdi, yıllar sonra, oğlumun bana gizli gizli gelmesi içimi acıtıyor. Çünkü gelini, Elif, benden hoşlanmıyor. Ne zaman arasa, Oğuz’un yanında hep bir soğukluk hissediyorum. Elif’in bana karşı mesafesi, oğlumun bana yaklaşmasını da engelliyor.

Bir gün yine akşamüstüydü. Kapı çaldı. Oğuz kapının önünde, elleri cebinde bekliyordu. “Anne, Elif’e söylemedim yine. Biraz oturup hemen gideceğim,” dedi. İçeri girdik. Ona en sevdiği börekten yaptım; çocukken nasıl iştahla yediğini hatırladım. Ama şimdi tabağına dokunmadan oturuyordu.

“Bir şey mi oldu oğlum?” dedim.

Başını eğdi. “Anne… Elif istemiyor seninle çok görüşmemi. Kırılmanı istemem ama… Biliyorsun işte.”

İçimde bir öfke kabardı ama sustum. Oğuz’un gözlerinde suçluluk vardı. “Ben seni anlamaya çalışıyorum oğlum,” dedim sessizce. “Ama ben de insanım. Yalnız kalmak zoruma gidiyor.”

Oğuz gözlerini kaçırdı. “Anne… Elif’in ailesiyle de arası iyi değil aslında. Onlar da onu dışladı biraz. Belki bu yüzden…”

“Belki de kendini yalnız hissediyor,” dedim. “Ama ben de yalnızım Oğuz. Senin annenim ben.”

O an içimde yıllardır biriktirdiğim gözyaşları dökülmek istedi ama kendimi tuttum. Oğuz’un yanında ağlamak istemedim.

Bir hafta sonra yine geldi. Bu sefer daha gergindi. “Anne, Elif hamile,” dedi fısıltıyla.

Bir an kalbim yerinden çıkacak sandım; sevinçle karışık bir hüzün sardı içimi. Torun sahibi olacaktım ama bunu bile gizlice öğreniyordum.

“Ne güzel oğlum! Allah tamamına erdirsin,” dedim zoraki bir gülümsemeyle.

Oğuz başını salladı. “Ama Elif… Doğumdan sonra seninle görüşmemi istemiyor anne.”

Bu cümle içime hançer gibi saplandı. “Neden oğlum? Ben sana ne yaptım ki?”

Oğuz çaresizce omuz silkti. “Bilmiyorum anne… Belki de seni kıskanıyor.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yıllarca oğlum için her şeyi feda etmiştim; şimdi ise onun hayatında bir yük gibi hissediyordum kendimi.

Bir gün cesaretimi topladım ve Elif’i aradım.

“Elif kızım, nasılsın?” dedim.

Soğuk bir sesle cevap verdi: “İyiyim teyze.”

“Biliyorum bana kırgınsın ama ben oğlumu çok özlüyorum,” dedim titreyen sesimle.

Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Elif konuştu: “Teyze… Ben de annemi kaybettim küçükken. O yüzden belki de sana yaklaşamıyorum.”

O an Elif’e kızgınlığım azaldı ama içimdeki boşluk büyüdü. Demek ki herkesin kendi yarası vardı.

Oğuz’un doğumu yaklaştıkça ziyaretleri iyice seyrekleşti. Bir gün telefonum çaldı; Oğuz hastanedeydi.

“Anne! Elif doğum yaptı! Ama… Sen gelme dedi.”

Dünya başıma yıkıldı o an. Torunumu ilk görenlerden olamayacaktım.

Günler geçti, Oğuz aramadı bile. Komşular sordukça yalan söyledim: “Yoğunlar, işleri var…”

Bir akşam kapı çaldı; Oğuz elinde küçük bir bebekle karşımdaydı.

“Anne… Dayanamadım getirdim,” dedi gözleri dolu dolu.

Bebeği kucağıma aldığımda içimdeki bütün kırgınlıklar eridi gitti sanki.

“Oğlum… Ben seni affettim zaten,” dedim sessizce.

O gece Oğuz uzun uzun ağladı kucağımda; ben de onun saçlarını okşadım tıpkı çocukluğundaki gibi.

Şimdi düşünüyorum da… Bir anne ne kadar fedakarlık yaparsa yapsın, bazen evladının hayatında bir gölgeye dönüşebiliyor mu? Peki ya siz olsaydınız, oğlunuz için neleri feda ederdiniz? Yoksa kendi mutluluğunuzu da düşünür müydünüz?